Eklenme Tarihi : 03 Eylül 2012 Pazartesi
Vedat Diriker

Otların çekmekle uzamayacağı ve zaman üzerine

Ya da her şeyin zamana bağlı olduğuna ilişkin onlarca başka söz… Bizi zamanın hayat içindeki rolünü ve gücünü hatırlamaya zorlayan o kadar çok şey var ki.


Bir bebeğin doğumu, bir çiçeğin açışı, bir tohumun meyve veya sebzeye dönüşümü; başlangıçtakinin şekil değiştirerek başka türlü var olması ama bir biçimde var olmaya devam etmesi. İnsanın gelişimi, gelişirken de neredeyse aynı süreçleri aynı şekilde yaşamamızı gerektiren dönemleri. Bir meyveyi erken kopardığınızda, karşılaşacağınız hamlık. Bir insanı erken olgunlaşmaya zorladığınızda, yaşayacağı eksiklik. Ya da bir insana henüz hazır olmadığı halde sorumluluk yüklediğinizde, yaşanacak hayal kırıklığı. Hem onun hem sizin. Yüzlerce, binlerce örnek var hayat içinde karşımıza çıkan. Ama bunların karşısında da bizim sanki uzayacakmış gibi otları çekmeye devam eden inadımız…

Bir an evvel olsun bitsin.

Doğal zamanından daha hızlı büyümeye zorladığımız sebzeler, meyveler hatta hayvanlar. Hepimizin mutfağında, dolabında değil mi sanki? Dizginlenemez bir tüketim ihtirasıyla, bunun kışkırttığı ya da bunu kışkırtan dizginlenemez bir kazanma hırsıyla dünyayı bile daha hızlı döndürmeye çalışırdık, elimizde olsa. Her alanda –gıdada, sanayi üretiminde, hizmet sektöründe hatta günlük yaşamda bile– aynı doğa dışı hız bizi tutsak ediyor. Daha hızlı, daha hızlı…

Özel ilişkilerimiz, özel hayatlarımız; ailelerimize, birbirimize hatta kendimize ayırdığımız zamanlar bile bu şekilde belirleniyor. Her işimiz acele. Hiç zamanımız yok… Üretmeye, tüketmeye, satın almaya, satmaya, doğru dürüst beslenmeye, giyinmeye. Bu hız, karar alma süreçlerimizi de etkiliyor kaçınılmaz olarak. Daha kısa sürede daha çok şey yapmak, sonuca daha çabuk varmak, yolumuza çıkan sorunları ise daha çabuk halletmek zorundayız. Hiçbir şeyin olgunlaşmasını, gerçekten hazır hale gelmesini beklemeye vaktimiz yok; vaktimiz olup olmadığını sorgulamak bile istemiyoruz; vaktimiz olsa tahammülümüz yok zaten. Zannediyoruz ki otlar çekince uzayacak(!)

Hatta bunu başardığını bile iddia ediyor söz konusu ihtirasın desteklediği bazı bilim dalları. Hormonlu, GDO’lu gıdalar, giderek yaşamın ayrılmaz parçası oluyor. Her ürünü daha hızlı gelişmeye zorluyoruz. Bu uğurda her şeyi göze almış durumdayız. Türümüz dışındaki canlılarla da sınırlı değil ihtirasımız; kendi çocuklarımıza da yapıyoruz aynısını. Vaktinden önce olgunlaşmaya zorluyoruz onları. Üstelik bunun doğal ve olması gerektiği gibi bir gelişim seyri olmayacağını bilerek. Bilgi bombardımanı altında büyütüyoruz onları; okullarla, kurslarla, dershanelerle, özel gelişim yöntemleri ve çeşit çeşit aktiviteyle dolduruyoruz hayatlarını, sonra da bizi buna “zorlayan” sistemi suçlayarak kendimizi temize çıkarıyoruz.

Oysa dünya hep aynı hızla dönüyor. Doğa, kendi süreçlerini bildiği gibi işletmeye devam etmekte ısrarlı. Bizim dayattıklarımızı yutmuyor, kusuyor her fırsatta; direniyor. Onun bir parçası olduğumuz halde aynı direnci gösteremiyoruz biz ve bu hızın esiri oluyoruz. Kendini bu hızın dışına atmaya çalışan nadir örnekleri de hoş görüp tolere etmek yerine yok sayıyor, sıranın dışına itiyoruz. Herkes sabırsız, herkes tahammülünü kaybetmiş; bir an evvel kazanmak, bir an evvel büyümek, bir an evvel yükselmek istiyoruz. Kendi kendimizi çekiyoruz, bizi büyütecek olan tek şeyin zaman olduğunu unutarak…

Bir şeyi zamanında ama “tam zamanında” yapmış olmanın önemine inanıyorum. Daha önce, daha çabuk, beklenenden daha hızlı değil. Bazen çok sabırlı olduğuma dair eleştiriler alıyorum. Bu özelliğimle ne kadar övündüğümü bir bilseler... Sabır, tahammül ve hoşgörünün bir yönetici için vazgeçilmez olduğunu düşünüyorum. Hayatın kendi doğal akışı içinde taşların yerine oturması, çiçeklerin açması veya başakların boy vermesi için sabretmekteyseniz, sabır önemli bir meziyete dönüşüyor. Olgunlaşmış meyveler yerlere dökülmeye başladığı halde toplanmıyorsa ancak orada konu sabır olmaktan çıkmış demektir. İyi bir yönetici, meyvelerin toplanma zamanını en doğru şekilde tespit edebilendir. Doğru zamanlama, hayatın her anında gerekli. Zamanından erken atılmış bir adım ya da geç, telafisi imkânsız zararlar doğurabilir.

Bütün algılarımız zamanlamayı doğru yapabilmemizi sağlayacak yeterlilikte oysa. Doğru zamanın geldiğini ya da gelmediğini, başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadan, algılarımızla bilebilecek kadar donanımlıyız. Ama genetiği değiştirilmeye çalışılan hayat, bize algılarımızı bile yok saymamızı söylüyor. Ben doğal olanda ısrar etmekten yanayım, becerebildiğim kadar. Hormonlu gıdalardan da uzak durmaya çalışıyorum, hormonlu insanlardan da.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive