Eklenme Tarihi : 20 Ağustos 2013 Salı
Gürkan Sekmen

Ölümsüz şirket

Bir ülkenin gelişmişliğinin en önemli kriterlerinden biri neyle ölçülür biliyor musunuz? Çocuk ölümlerinin oranıyla... O yüzden gelişmemiş ülkelerde çocuk ölüm oranlarının yüksekliği kesinlikle bir rastlantı değildir.


Peki, bir ülkenin ekonomisinin gelişmişliğini aynı mantıkla ölçebilir miyiz? Yani şirketlerin ne kadar erken öldüğüyle… Bu oran o ülkedeki iş yapma kültürünü en fazla yansıtan parametrelerden biridir aslında. Dolayısıyla bize çok fazla şey anlatır.

Peki, bu bakış açısıyla ülkemize bakarsak karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor? Doğrusunu isterseniz rakamlar savaş istatistikleri gibi. 1980 deki şirketlerin bugün sadece yüzde 2’si hayatta kalabilmiş. Peki, biz Türkler neden kurumsal uzun ömürlülük konusunda özürlüyüz? Cevap çok kolay değil. Bunun için belki de varlığını yüzyıllardır devam ettiren şirketlerin hikayelerini dikkatlice inceleyip bizim neyi eksik yaptığımızı analiz etmemiz gerekiyor. Ya da neyi farklı yapmamız gerektiğini.

Öncelikle vazgeçmemiz gereken ilk ezber dış koşulların bir şirketin varlığında belirleyici olduğu. Örneğin yüzyıllık şirketlere baktığınızda hiç biri uygun laboratuvar koşullarında yaşamını sürdürmemiş. İçinde bulundukları endüstri değiştiğinde ya da yok olduğunda her zaman bir atılım yaparak kendilerini dönüştürmeyi başarmışlar ve tüm bu öldürücü koşullarda hayatta kalmayı başarmışlar. Nasıl mı?

Belki doğadan ilham almak ya da onu bir metafor olarak kullanmak lazım. Bir şirketi bir ağaca benzetelim. Ürünleri de meyvelere.  Bizler analitik yöneticiler olarak hem aslında üründen/meyveden konuşuyoruz. Bu sene mahsul ne olacak? Kar marjı azalacak mı? Geçen seneye göre verimlilik ne durumda.

Peki, aslında meyvenin performansı neye bağlıdır? Toprağın altında olduğu için göremediğimiz ve genellikle ihmal ettiğimiz bir şeye; ‘köklere’. Bir ağacın kökleri bir şirketin derin değerlerine benzer. Meyveleri de o değerlerden üreyen fikirlere ve ürünlere. Ancak bazen kökler çok cılız olur bazen de çürümüş. Siz koca bir gövde görürsünüz ama her an yıkılıp altında birçok insanı ezebileceğinin farkına varmazsınız.

Arthur Andersen’in batışı gibi. 100 yıllık firma bir gecede battı. Üstelik tüm mali tabloları süperken ve verdiği raporlar tüm dünyada iş hayatının kutsal metni olarak kabul edilirken.  Bir gün Enron skandalında anlaşıldı ki verdiği raporlar aslında tümüyle Enron’un tablolarını makyajlamaya yönelik yanıltıcı bilgiler içeriyor ve ısmarlama üretilmiş. Bu şirketin aslında tek sermayesi ve değeri 100 yıllık güvenirliği idi. Bu değerin artık olmadığı anlaşıldığında ürettiği raporlarda tuvalet kağıdı değerine düştü. Yani kökler çürüyünce koca gövdenin çöküşü dramatik oldu. Altında yüzlerce yatırımcı ve binlerce çalışan kaldı.

Birçok örneği incelediğinizde kurumsal ölümsüzlüğü yakalamış şirketlerin ortak özelliğinin, şirketin kuruluş felsefesinin ve bu değerlerinin kuşaktan kuşağa mükemmel bir şekilde aktarılması olduğunu görürsünüz. Aynı zamanda liderlerin ilk görevinin ise bu değerleri korumak ve klonlamak olduğunu. Bu şirketler değerlerini önce yönetim kademeleriyle, sonra çalışanlarıyla daha sonra ise paydaşları ve iş ortaklarıyla paylaşarak kendisini yeniden üretmiş ve çoğalmışlardır. Adeta ağaçtan çıkan polenlerin ormana dönüşmesi gibi bu şirketlerde kendi değerlerini klonlayarak bir ekosistem yaratmayı başarmışlardır. Amiral gemisinin yönettiği dev bir filo gibi...

Bu ortak değerler ortak yön hissini güçlendirirken anlam krizini ve çatışmaları engeller.  Böylece bu ekosistemde kolektif zeka aktive olur ve kalabalıklar ya da güruhlardan güçlü takımlar ortaya çıkar. Bir şirketin varlık amacı nedir sorusuna “para kazanmak” cevabından daha derin bir anlam bulmak mümkün olur böylece. Para kazanmak bir şirketin varlığını devam ettirmesinin temel koşuludur ama varlık sebebi olmamalıdır. Aksi halde herhangi bir ahlaki fren ve yön gösterici bir değerden yoksun kar maximizasyonu politikası şirketleri,  sonlarını hazırlayan bir yozlaşmaya götürürken dünyayı da daha kötü bir yer yapıyor.  O zamanda ekonomiler ölü şirketlerin kabristanına dönüşüyor.

Türk şirketleri kabristan mı yaratacak yoksa eko sistem mi? Bu hayati konu ülkemizin geleceğini belirleyecek.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive