Eklenme Tarihi : 08 Nisan 2013 Pazartesi
Yılmaz Pekmezcan

Kanatlı sektörünün dünya ölçeğindeki durumu ve Türkiye’nin yeri (2)

Bir önceki yazımda CP ev sahipliğinde gerçekleştirilen PERDER üye kampındaki izlenimlerim ve CP Piliç Türkiye Başkan Yardımcısı Nezih Gençer’in kanatlı sektörünün dünya ölçeğindeki durumu ve ülkemizin bu pazardaki yerini ortaya koyan sunumu ile ilgili kısa bilgiler aktarmıştım. Üzerine basarak özellikle belirtmek istediğim konu ise kanatlı sektörüyle ilgili dünya ölçeğinde fırsatlar anlamında ne kadar da önemli avantajlara sahip olduğumuz konusu oldu.


Hakikaten de hangi sektörle ilgili ya da dünyanın hangi coğrafyası olursa olsun ülkemizi bekleyen çok önemli fırsatların bulunduğunu anlamakla kalmıyoruz, çok daha ötesinde bizim “fırsatlar ve avantajlar ülkesi” olduğumuza dair yaygın kanaate sahip birçok ülke görüyoruz. Peki, biz bu pazarın tam olarak neresindeyiz? Ve aslında neresinde olmalıyız? İşte bu sorunun cevabını Gençer’in sunumundan aktaralım: Dünya da et üretimi 2011 verilerine göre yaklaşık olarak yüzde 31 oranında büyüme göstermiş, bu oran gelişmiş ülkelerde kişi başına 82 kilogram olurken gelişmekte olan ülkelerde 30 kilogram olarak gerçekleşmiş. Ülkemizde bu büyüme oranı yüzde 100 olurken tüketim miktarı halen 34 kilogram olarak tespit ediliyor. Yalnızca ülke içi tüketim ve büyüme oranlarıyla ilgili bu basit veriyle dahi sektörün büyümesi konusundaki ne derece büyük fırsatlara sahip olduğunu görebiliriz.

Sektörün gelişimine kısaca değinilen sunumda bu süreç şu şekilde özetleniyor: 1970‘li yıllar sınırlı üretim kapasitesi ve yüksek üretim maliyetleriyle faaliyet gösteren aile şirketleri mevcut- kuluçkahane, kesimhane, yem fabrikası, ayrı ayrı birbirlerinden bağımsız iş alanları şeklinde seyrediyordu. 1980‘li yıllar önemli yapısal değişimler oluşuyor, dikey entegrasyona gidiliyor. Sektördeki firmalar, kendi damızlık çiftliklerine, kuluçhanelerine, yem fabrikalarına ve kesimhanelerine sahip oluyorlar ve kümes sahibi bağımsız üreticilerle “sözleşmeli üretim yöntemiyle” çalışmaya başlayarak “entegre piliç eti üretimi” gerçekleştiriyorlar. 90‘li yıllar...  Sektörle ilgili en güncel gelişmeler ve teknolojiler takip edilerek çok büyük yatırımlar yapılıyor ve hem üretim verimliliğinde hem de kalite konusunda dünya standartları yakalanıyor. 2001 yılında yaklaşık 600 bin olan üretim 2013 yılında 2 milyon ton sınırında. Türkiye dünyadaki piliç eti tüketiminde dokuzuncu sıradayken üretimde ise İran’ın hemen ardından 10’uncu sırada yer alıyor. Yine aktarılan bilgiye göre; 2008 yılına kadar kanatlı sektöründe kayda değer ihracat miktarı gözükmemiş. Oysa Türkiye coğrafi konum itibarıyla dünyanın önemli piliç eti ithalinin yapıldığı bir bölge…

Dünya piliç eti ithalatın 1/3’ünün yapıldığı böylesine önemli bir bölgede olmasına rağmen Türkiye, yüksek üretim maliyetleri ve yetersiz ihracat teşvikleri nedeniyle uzun süre ihracat gerçekleştirmedi. Maliyet yüksekliğinin ana nedeni, ağırlıklı yem hammaddeleri olan mısır ve soya fasulyesi fiyatlarının uluslararası fiyatlardan yüksek olması. Ülkemizde üretilmeyen ama tavuk beslenmesinde mutlaka kullanılması gereken soya fasulyesi ve küspesinde yakın zamana kadar yüzde 8-13,5 arası gümrük uygulanmıştır. Mısırın gümrük vergisi halen yüzde 130’dur. Öte yandan, bulunduğu bölgede kanatlı ürünleri ihracatı için, Türkiye’nin önemli avantajları söz konusu. Örneğin; lojistik, parsiyel sipariş, kısa zamanda teslim, İslam ülkesi- helal kesim, AB standartlarında kaliteli ürünler. Azda olsa 2004 yılından itibaren başlayan ihracat faaliyeti 2005-2006 yıllarında kuş gribi kriziyle sekteye uğramıştır. 2008 yılında başlamak üzere özellikle Irak ve İran’dan gelen yoğun talep nedeniyle ihracat önemli bir aşama kaydetti.

Sonuç olarak dünya genelinde, nüfus artışı ve hayvansal protein kaynaklarına olan talebin yükselişi, dini kısıtların da olmadığı piliç etine talebi artırdı. Ülkemizde de, alternatifleri kırmızı et ve balıketine göre ekonomik olan piliç eti talebi gittikçe artıyor. Genç nüfus ve gelişen turizm sektörü de piliç eti tüketim artışına olumlu etki yapıyor. Irak ve İran gibi bölgedeki diğer İslam ülkeleri, Türkiye üretimi helal kesim piliç etinin kalitesini, lezzetini ve tedarik kolaylığını keşfedecekler ve ihracata ivme kazandıracaklardır. Özellikle yeni ülke pazarlarına girerken halen çok düşük olan ihracat teşviklerinin artırılması talep ediliyor. Öte yandan, AB’nin de yakında piliç eti konusunda net ithalatçı konumuma geleceği öngörülüyor. Bu nedenle, bakanlığın AB’ye piliç eti ihracatının başlatılması konusunda yürütmekte olduğu çalışmalara hız vermesini ve bu pazarın biran önce açılmasının sağlanması sektör tarafından talep ediliyor. Maliyeti oluşturan en büyük kalem yem... Ana yem ham maddelerinin, dünya fiyatlarında sektöre sağlanması ihracat pazarlarında da rekabet gücümüzü olumlu etkileyecektir. Yine Gençer’in yaptığı bir tespite göre de euro bölgesinde piliç eti tüketimine talep artıyor ancak üretim miktarı her geçen yıl azalıyor. Bu nedenle de AB, eninde sonunda bizden piliç eti almak zorunda. İşin acı tarafı Suudi Arabistan’a henüz ihracatımız bir kaç konteyner düzeyinde.
          
“İnsan bildiğini öğrenir.”
                  Socrates

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive