Eklenme Tarihi : 01 Mayıs 2014 Perşembe
Yılmaz Pekmezcan

İşe odaklanma vakti

Yazımı okuduğunuzda ülkemizdeki yerel seçimler sona ermiş olacak. Bugüne kadar birçok defalarda gerek ülkemizde gerekse dünyada olup biten gelişmeler ışığında ekonomik analizler yapmaya gayret ettim. Tüm değerlendirmelerimde de yaklaşımım hep iyimser olmuştur. Nedeni gayet basit aslında…


Fakat bu nedeni hiç paylaşma gereği duymadığımı açıklamamıştım da. Ancak geçen günlerde İlker Başbuğ’un, Ahmet Hakan’a verdiği röportajı okuduğumda tam da bu iyimser nedenin altında yatan duygumun basit bir tarafgirlik, yandaşlık ya da ideolojiden kaynaklanmadığını söyleyebilirim. Kazanan taraf olmak istiyorsanız öncelikli ve ilk hedefiniz ayakta kalmak olmalıdır. Ama sıkı bir kaybedenseniz şayet; maalesef sizin için kimse bir şey yapamaz… Başbuğ şunları söylemiş: ”Cezaevinde insanın iki şeyi koruması şart. Beden ve ruh sağlığı”. Ardından da “Cezaevinde tehlikeli bir üçgen vardır. Birincisi, gazetelerde yayınlanan haberleri okumak, ikincisi, televizyondaki tartışma ve haber programlarını izlemek, son olarak ta dava dosyasının ayrıntılarına dalma. Bu tehlikeli bir üçgendir. Yıpratıcı, sinir bozucu bir üçgen... Buna teslim olmamak gerekir” diyerek ruh sağlığını korumak adına mümkün olduğunca bu üçgene teslim olmamak gerektiğini ifade etmiş. Sanırım beden sağlığına dikkat etme konusunda da yemek ve spor konusunda dikkatli olmamız gerektiğini tespit edebiliriz. Buradan yola çıkarsak, aslında kendimizi, ekonomik açıdan işletmelerimizin değiştiremeyeceğimiz gerçekleri olarak tanımlayabileceğimiz dış çevresinde olup bitenler konusunda, bir nevi hapishanede olduğumuzu düşünebiliriz aslında. Sadece reel gerçeklerden hareketle bir takım tahmin ve öngörülerde bulunmak mümkün. İsabetli olabilmesi içinde sağlıklı bir beden ve sağlıklı bir ruh yapısı ile doğru bir düşünce sistematiği içerisinde olabilmemiz gerekli. Aksi kısır ve yıpratıcı bir döngü olabilir.

Evet, ülkemiz her zamanki gibi yine sürtünme katsayısı yüksek bir dönemden geçiyor. Seçimler zaten başlı başına bu sürtünmeyi hem ekonomik hem de toplumsal açıdan artıran önemli bir faktör. Fakat bu defa birkaç nedenden dolayı biraz farklı! Bu farklardan ilki, ardı ardına seçimlerin oluşu. 30 Mart’ta yerel seçimler var. Kısa sayılabilecek aralıklarla önce cumhurbaşkanlığı seçimleri ve sonrasında genel seçimler. Bu kadar yakın sayılabilecek aralıklarla gerçekleşecek üç büyük seçimin sonuçları ve süreçleri ülkemiz açısından bir hayli önemli. İkinci fark ise ilk defa böylesine travmatik bir gerginlikle bu seçimlere giriyoruz. Bu gerginlik, dinamikleri ve yöntemleri açısından daha öncekilerden çok çok farklı seyretmekte... Sonuçlarının nereye varacağı konusunda aslında taraf diyebileceklerimizin ya da dolaylı olarak da olsa sürece dâhil olanların hiçbir öngörüsünün bulunduğuna inanmıyorum. Bu denli gözlerin kararması acaba gerçekten bizler açısından olumlu olabilecek hangi gelişmeleri beraberinde getirebilir ki? Bunu gerçekten merak ediyorum ve bilen varsa bana açıklasın lütfen. Savaştan ve kaostan beslenen bir ekonomik model var dünyada. Maalesef bu modelin en iyi uygulamalarından biri olduk hep.

Her ne kadar iyimser olsak da, kaçınılmaz süreçleri yaşamak, işe gitmek, ticaret yapmak ve her şeyi normalinde olması gerektiği gibi yapmaya devam etmek zorundayız. Bu nedenle önümüzdeki günlerde yapılmaması gereken üç temel hatayı tekrarlamak istiyorum: Gazete haberleri okumak, TV haber ve tartışma programları seyretmek ve gündemdeki konuların ayrıntılarına dalmak. Kanaatimce bu yazıyı kaleme aldığım 17 Mart tarihi itibarıyla aslında çoğu insan için saflar belli olmuş vaziyette. Bekleyip artık sonucu hep birlikte göreceğiz. Bu sözüm patron, profesyonel ve iş hayatının emek yoğun kısmında çalışan herkes için geçerlidir. Ruh ve beden sağılığımız işteki başarımız için son derece önemli bir konu. Asla ihmal etmeyelim ki, işteki motivasyonumuz, kararlılığımız, öngörülerimiz ve itidallerimiz daha da isabetli olabilsin. Yoksa böylesi bir denklem karmaşası içerisinde inanın insan yörüngesinden kolayca çıkabilir. Kesinlikle hala iyimserim ancak, iyimser olmak bu süreci sağlıklı bir şekilde yürütmek için yeterli olmayabilir. Sadece vurgulamak istediğim dışa değil içe yönelmenin gerekliliğidir. Kısacası değiştiremeyeceğimiz konulara dalmak ve enerjimizi kaybetmek bir çözüm değil. Bu süreç o kadar ilginç ki; başkalarının enerji kaybetmeleri üzerine yoğunlaşmış. Bu asla bir kazanç olamaz. Olsa olsa toplu hezeyan olur…

“ Hayatımız yaptığımız tercihlerin toplamıdır…”         
W. Dwyer…

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive