Eklenme Tarihi : 16 Kasım 2012 Cuma
Vedat Diriker

İnsanlık birbirini yatağa bağlamaktan ne zaman vazgeçecek?

Tek tipleştirmekten, aynı olmayanı dışlamaktan, dışladığını kurşunlamaktan, asmaktan, hiçbirini yapamıyorsa yalnızlaştırmaktan, ötekileştirmekten, izole etmekten, öcü gibi göstermekten, kendi gibi yapmaya çalışırken onu özel kılan tüm hasletlerini yakıp kül etmekten ne zaman vazgeçecek?


“Ey, çoğunluk! Ben senin gibi düşünmüyorum”
“Ey, parti başkanım! Bu konuda farklı bir fikrim var”
“Sevgili öğretmenim, şu soruna bir de başka bir yandan bakabilir miyiz?”
“Ey patronum! Bu çalışmamın karşılığı bence bu olmalı”
“Ey din büyüklerim! İnançlarımızın gereği sizin buyurduğunuz gibi değil de, şöyle olabilir mi?”

Yukarıdaki cümlelerde uçurulan bir kelle, kendisine parti arayan bir politikacı, mimlenen bir öğrenci, ilk tensikatta veya başka bir bahaneyle kapı önüne konan bir emekçi ve yaşadığı çağa göre değişik ama ya engizisyonu boylayan ya da her an linç tehlikesiyle yaşayan bir düşün adamı var. Ben hepsini görüyorum.

Çünkü her biri, o gün için geçerli olan veya o gün için güçlü olan erkin, silahlı ya da politik gücün, çoğunluğun ya da büyük ağabeyin genel kurallarına aykırı şeyler söylüyor. Çünkü onlar, her çağda bu güçlerin insanlığı içine sokmak istedikleri enini boyunu onların belirledikleri çerçeveyi zorlayan, yeni ve başka şeyler söyleyen isyankarlar.

Ya boyları uzun geliyor ya kısa.

Antik dönemlerden beri değişen bir şey yok. Prokrustes yönetiyor hala dünyayı. Bizi yatağına bağlıyor ve kesip biçiyor.

Yunan mitolojisinde Prokrustes adlı bir eşkıya var. Atina dolaylarında yaşıyor. Ama ne eşkıya! Geleceği görüyor sanki. Bugünümüzün eşkıya diyemediğimiz eşkıyalarına öncülük ediyor. Bir yatağı var. Yatağın boyu tam kendine göre. Geleni geçeni çekip bağlıyor yatağa. Eğer boyu yatağın boyuna uygunsa, ne ala! Ama o kadar kolay mı bu? Ya uzunsun biraz, ya kısa. İşte o zaman başlıyor Prokrustes. Eğer boyun yatağa kısa geldiyse, ellerinden ayaklarından çekmeye başlıyor seni. Çekiyor da çekiyor, ta ki boyun yatağa uyana kadar. Öldün! Ama işte artık yatağa uygunsun.

Peki ya uzun geldiyse boyun? O zaman da kesiyor bacaklarından. Öldün! Ama işte tam yatağa uygunsun.

Neyse ki Thesus görüyor durumu da bir gün aynı usulle öldürüyor Prokrustes’i.

Ama ölmüyor Prokrustesler. Bütün insanlık tarihi boyunca tekrar tekrar ve farklı şekillerde ortaya çıkıyorlar. Engizisyonlarla, radikal dincilikle ortaya çıkıyor. Faşizm kılığına giriyor, devrimciler birbirini asarken yine orada duruyor.

Yatağı yoktu belki sonraları, fiziki şiddet içermiyor da ama daha sinsileşti; evlerimize, okullarımıza, parti binalarımıza, işyerlerimize, zel hayatlarımıza, birbirini seven iki insan arasına girdi. Birbirimizi şekillendirmeye, aynılaştırmaya zorladı bizi. Farklı yanlarımızı, aynen, kesilen bacaklar gibi budamaya, uçmasını istemediklerimizin kanatlarını kesmeye, bizi yakışmayan şekilde giydirmeye, bize uymayan şekilde düşünmeye, kesilme korkusuyla uyum sağlamaya zorladı, zorluyor.

Medyasıyla, eğitim sistemiyle, modasıyla, yiyip içme alışkanlıklarımızı bile değiştiren reklamlarıyla, markalarıyla, liderin arkasına dizilmeyi politika sanan siyasi partileriyle, hatta mahalle baskısıyla.

Farklılıklar, özgünlükler içeren, insanlığı geliştiren, ileriye götüren yeni fikirler üretilmesini sağlayan o zengin toprak, o dikeni de çiçeği de barındıran toprak, giderek yalnızca tek tip bir ürünü besleyen, çeşitlilikten arındırılmış renksiz ve tekdüze bir manzaraya dönüşüyor.

Asıl korkunç olan, giderek daha büyük bir çoğunluğun bu tekdüzelikten, bu aynılıktan yana seçmesi durduğu yeri. Eski çağlardan daha kötü bir renksizliğe zorluyorlar bizi. Çünkü böyle olunca daha kolay yönetiyorlar. Kendi özgünlüklerini, farklılıklarını ortaya koymaktan korkan bireyler, varoluşlarına deger katan bu farklılıklarından arınıyor ve kişiliksizleşiyor. Kişiliksizleşen bireyler, birey olmaktan uzaklaşıp, yalnızca bütüne tabi olmaya başlıyorlar.

Prokrustes öldü ama kazanmak üzere, ya bir Theseus bekleyeceğiz ya da kendi özgünlüğümüzü korumamızı, silahıyla, ideolojik politik kaideleriyle, mahalle baskısıyla engelleyen, yok eden güce karşı kendi sesimizi duyurana kadar haykıracağız.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive