Eklenme Tarihi : 20 Mayıs 2011 Cuma
Selim Taşkın

Kim böyle bir hayata sahip olmak istemez ki?

Şirketlerin yaşam döngülerinin bir insan hayatına ne derece benzediği yıllarca konuşula gelmiş bir konudur.


Ben de sıklıkla, çalışma alanı ne olursa olsun her bir şirketin yaşadığı sürecin, iyi ya da kötü bir insan hayatı ile özdeşleştirilebileceğini düşünürüm. Bu noktada asıl önemli olan bir şirketin nasıl bir hayat süreceği konusudur. Şirketler, her zaman geçerli olmamakla birlikte, yeni doğan her insan gibi doğal bir büyümenin yanı sıra kendi özelinde farklılaşmış büyümeler de yaşayabilirler. Ancak doğal büyümeye karşı koymak mümkün değildir çünkü bunu yapmak yerinde saymaktan da öte aslında küçülmenin ta kendisidir. Bu aşamada sağlıklı ve düzgün bir büyümenin ne derece önemli olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Zira üç yaşındaki hiçbir çocuğun otuz kilo olması beklenemeyeceği gibi otuz yaşındaki hiçbir insanın da üç kilo olması mümkün değildir.Peki, şirketler açısından sağlıklı büyümenin anlamı nedir? Bu sorunun cevabı aslında birbirine çok benzettiğimiz insan hayatı ve şirket hayatı arasında önemli bir farkı da ortaya çıkarıyor. Bir insan hayatına yapılamayacak müdahalelerin şirketlere yapılabildiği ve bu müdahalelerin sonuçlarının çok daha belirgin ve ölçülebilir olduğu gerçeğinden yola çıkarak, şirketler açısından büyümenin daha planlı ve matematiksel olarak ifade edilebilir olduğunu söyleyebiliriz. Burada önemli olan şirketin ve bulunduğu çevrenin kültürüne uygun planı yaparak uygulamaya koymak ve olası aksaklıkları giderebilmek için doğru kararları verebilmektir. Bir plan yapabilmek ve plan doğrultusunda kararlar alabilmek için ise öncelikle şirket kültürünün ve etik değerlerinin oluşturulması şarttır. Ancak bu şart sağlandıktan sonra sağlam bir temel üzerinde büyüme gerçekleştirilebilir.Şirket kültürü ve etik kuralları her ne kadar üzerine geleceğin inşa edileceği bir temel olsa da bunu yazılı kurallar haline getirmek pek mümkün olmayan bir durumdur. Aslında bu temeli şirketin en tepesindeki yöneticiden başlayarak her bir çalışanın zihninde canlandırılacak ve aynı hedefe koşmayı sağlayacak bir olgu olarak tanımlamak daha yerinde olacaktır. Tabi burada yazılı olmayan bu kural ya da değerlerin her bir personele aynı ölçüde benimsetebilmek oldukça zor bir durumdur, çünkü şirketlerin bir topluluk olduğu ve bu nedenle değişime karşı belli ölçüde bir direncin yaşanacağı aşikârdır. Burada en önemli görev ise yöneticinindir. Yönetici personel ile açık ve net bir biçimde hatta gerekli durumlarda bire bir iletişimler kurarak şirketin hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak düşünce yapısını anlatmalıdır. Bunu yaparken de direktifler vermek yerine danışman yönetici modeli ile tavsiyelerde bulunarak ilerlemek daha sağlıklı olacaktır. Ancak bunun uzun bir süreç olduğu da unutulmamalıdır. Bir yöneticinin, personeline samimi bir şekilde doğru iletişim modelleri ile güven aşılaması ve bunu işleyen bir düzeni bozmadan yapabilmesi önemli ve uzun bir süreç olarak dikkate alınmalıdır. Özetle,şirket hedeflerinin aslında tüm ekibin ortak hedefi olduğunu personele açıklamak ve bu noktada ortak aklı bularak ekip çalışmasını organize etmek en tepedeki yönetici başta olmak üzere tüm yöneticilerin görevidir.Şirket kültürü önemli ve temel bir yapıtaşı olmasına rağmen tek başına bir şirketin yaşaması ve büyümesi için yeterli değildir. Şirkete ait ortak hedef tüm çalışanlar tarafından benimsenmiş ve ortak akıl oluşturulmuş olsa dahi hedefe doğru koşmak için bunun doğru yönetilmesi elzemdir. Bu noktada yapılan çalışma içerisindeki her bir sürecin hem başlı başına hem de şirket genelinde ne denli önemli olduğu görülmelidir. Bu ise ancak şirketin iş süreçleri modelinin çıkarılması ile mümkün olur. Süreçleri tanımlamak ve hâkim olmak onları yönetmeyi ve hatta daha iyi nasıl yapılabileceği hakkında fikir yürütmeyi de kolaylaştırır. Mevcut süreçlerin incelenerek olması gereken süreçlerin çıkarılması ve bunların uygulamaya konulması işletmeye ölçülebilen ya da ölçülemeyen birçok faydayı beraberinde getirecektir. Kaldı ki İkinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan Kaizen modeli ile aslında bu iyileştirmenin sürekli olabileceği ifade edilmiş ve daha sonra dünya genelinde yapılan uygulamalarla ispatlanmıştır.Süreçlerini iyileştirilebilmesi için öncelikle zaman, mekân, kaynak gibi tüm bileşenlerinin iyi tanımlanması ve analiz edilmesi gerekmektedir. Bir işletmede irili ufaklı birçok süreç ve bunların bileşenleri düşünüldüğü zaman bunun kolay olmadığını söyleyebilirim. Burada öncelikle insan faktörünün üzerinde durmakta fayda görüyorum. Süreçler içerisinde kullanılan tüm kaynakların temelinde insan kaynağının olduğu unutulmamalıdır. Bu sebeple şirket içerisinde her bir personelin bireysel anlamda kendini geliştirmesi aslında o personelin bağlı olduğu süreçlerin ve dolayısıyla işletmenin de gelişmesi anlamına gelmektedir. Bunun için ise nitelikle ve gelişime açık insan kaynağının yanı sıra bu kaynaktan maksimum verimi alacak ve gerek motivasyon gerekse vereceği bilgiler ile işgücünü en iyi şekilde yönetecek idarecilerin olması da şarttır. Burada insan faktöründen en iyi şekilde yararlanmak için üzerinde durulması gereken bir başka nokta ise personele sağlanan ekipmanların kalite ve yeterliliği olacaktır. Özellikle teknolojik açıdan hızlı değişimlerin yaşandığı son dönemlerde teknolojiden en iyi şekilde faydalanmak her işletme için vazgeçilmez bir olgudur. İş süreçlerinin bilişim teknolojileri ile entegrasyonu ve raporlama faaliyetlerinin şirket genelinde ortak bir bilişim alt yapısı içerisinde yapılabilmesi şirketin geleceğine dair doğru kararlar almayı ve bunları uygulamaya koymayı kolaylaştıracaktır. Gelişmiş bilişim teknolojileri alt yapısına sahip olmak ve bunları verimli bir şekilde kullanabilmek büyüyen bir organizasyon yapısında bilgiye kolaylıkla ulaşabilmeyi dolayısıyla hızlı kararlar alarak çabuk hareket etmeyi sağlayacaktır. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunun konuşulduğu şu günlerde bunun ne derece önemli olduğu ise yadsınamaz bir gerçektir.Yukarıda saymış olduğum temel bileşenlerin yanı sıra bir işletmenin var oluşuna dair daha birçok aktivite ve bunlara ait bileşenler ortaya atılabilir. Ancak bunların hepsi neticede tek bir noktaya çıkmaktadır; her ne üretirse üretsin, bir firma ayakta kalabilmesi, dahası büyümeye devam edebilmesi için mutlaka hizmet ya da ürün sunduğu kimseleri memnun etmelidir. İşletme dâhilindeki süreçler ne kadar başarılı yönetilirse yönetilsin sonucunda, özellikle perakende sektörü için düşündüğümüzde, müşteriye yapmış olduğunuz sunuş aslında aldığınız notun ta kendisidir.Sonuç olarak, bir işletmeyi yaşatabilmek ve doğasına uygun bir şekilde büyütebilmek için temelden itibaren iyi bir tanımlama yaparak geçerli bir plan doğrultusunda hedefler koymak ve bu hedeflere koşacak yapıyı oluşturmak gerekir. Bunun için ise her biri kendi hayatında başrol oyuncusu olan kişilere ortak bir çatı olan şirket hayatı içerisinde roller vererek bu rolleri en iyi şekilde oynamalarını sağlamak yöneticilerin en önemli görevidir. Burada amaç tek bir beyin yerine yüzlerce, hatta binlerce beyinden en iyi şekilde faydalanıp ortak bir güzergâhta ilerlemek ve doğru zamanda doğru büyüklükte olan, günümüz rekabet koşullarında güçlü ve tüm personelleri ile birlikte hayatından memnun bir şirket yaratmaktır.Kim böyle bir hayata sahip olmak istemez ki?
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive