Eklenme Tarihi : 08 Ocak 2014 Çarşamba
Odd Roar

Gelişim göstermenin yolları 1

Yazılarımda mevcut teknolojik araçlardan yararlanarak perakende sektöründe nasıl gelişim gösterilebileceği ve bunların etkin bir şekilde kullanılmasıyla net kazancın nasıl artırabileceği konularını çeşitli yönleriyle inceleyeceğiz.


Bu amaçla aşağıdaki konulara değineceğiz:
- Rekabetçi ya da değil?
- Digital signage; lüks mü zorunluluk mu?
- Raftaki ürününüzün kendi kendini satmasını sağlamak…
- İyi bir ses kalitesiyle keyifli bir alışveriş ortamı nasıl yaratabilirsiniz?

Yaklaşık 7 senedir Türk perakende sektöründe çalışmaktayım ve neredeyse her gün, görüp duyulabilecek her şeyi tecrübe etmiş olduğum düşüncesine kapılıyorum. Fakat Türkiye'de hemen hemen her gün sil baştan okul sıralarına geri dönmüşüm gibi hissediyorum. Türkiye, dünyadaki en ilginç perakende sektörlerinden biri sayılabilecek inanılmaz bir ülke. Türkiye'den önce Avrupa'da, yarı zamanlı satış elemanlığından, Avrupa'daki en büyük perakende şirketlerinden birinin mağaza geliştirme sorumluluğuna kadar farklı pozisyonlarda çalıştım. Kaleme döktüğüm konuların büyük bir kısmını tüm benliğimle tecrübe ettim.

Türk perakende sektöründe rekabet zorlu mu değil mi?
Birçok uzman aksini iddia edecek olsa da Türk perakende sektöründe çok zorlu bir rekabet olduğunu düşünmüyorum. Birçoğunuzun bu iddia karşısında şaşıracağını biliyorum ancak argümanımın gerekçeleri var.

Türkiye'deki perakende sektörünü bir bütün olarak Avrupa ile kıyasladığınızda, özellikle yemek ve ticari elektronik sektörlerindeki rekabetin nispeten daha düşük olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz. Electroworld'ün Bimeks'e satılması gibi, son dönemlerdeki şirket el değiştirmelerine rağmen. Bu durum, tamamıyla Avrupa pazarındaki rekabetle alakalıdır ve Türkiye pazarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Türkiye'deki yerel perakendecilerle kıyaslanamayacak ölçüde büyük olan bu dev şirketlerin ciddi rekabet anlayışları tamamen farklıdır.

Son 10 senede pazara girip başarılı olamayan büyük uluslararası zincirlerin başarısızlıklarının temel nedeni kurulum esnasında Türkiye pazarını iyi anlamamış olmalarından kaynaklanmaktadır. Büyük Avrupa perakende zincirlerinin, merkezi konumlarda birkaç büyük mağaza üzerine kurulu bir konseptleri vardır.  Bu konsept Avrupa'da mükemmel bir şekilde işler, fakat Türkiye'de özellikle İstanbul'da bunun başarılı olması mümkün değildir. Müşteriler, merkezi değil yerel bir anlayışa sahiptirler. Bu nedenle Avrupalı zincirler Türkiye pazarında başarısız olmuşlardır. Türkiye pazarı çok önemli bir pazar olduğundan, bu şirketlerin, konseptlerini Türkiye pazarına uyumlu bir hale getirmeleriyle birlikte çok daha çetin bir rekabet ortamının oluşacağına inanıyorum.

Bu şirketlerin rekabet stratejileri bir pazarda kaybettikleri parayı, diğer bir pazarda kazanmak üzerine kurulmuştur. Burada, para kaybetmekten kastım, uzun vadede mümkün olduğunca, rakiplerini yıpratmaktır. Sonunda, kimin daha çok parası varsa o ayakta kalır. Bir ülkede veya bölgede geniş bir mağaza ağına sahipseniz,  standart stratejinizi, mağazalarınızın aşağıda belirtilen kategorilere bölünmesi üzerine şekillendirmelisiniz:
Atak; rakibin güçlü olduğu şehirlerde, rakibin canını yakmak için ürünleri zararına veya kar etmeksizin satın.
Savunma; iyi bir pazar payına sahip olduğunuz şehirlerde, rakibin canını yakarak kaybettiğiniz parayı geri kazanın.

Benim düşünceme göre, Türkiye'de agresif rekabetin oluşmamasının temel sebebi, pazara giren yabancı şirketlerin pazarı anlamakta ve pazarın kendine has koşullarını karar mercilerine doğru şekilde aktaramayıp, şirketin adaptasyonunu sağlayamamalarıdır. Son senelerde, orta sınıfta yaşanan muazzam büyüme neticesinde, Türkiye büyük şirketlerin uzun vadeli yatırımları açısından başlıca lokasyonlardan biri haline gelmiştir. 

“Gelecek hakkında öngörüde bulunarak” şirketi doğru istikamette yönlendirmekle sorumlu bir genel müdür olarak, Türkiye'de çok şanslı olduğunuz söylenebilir. Perakende sektörünün tüm alanlarında, ABD'de ortaya çıkmasından 2-3 sene sonra ve Avrupa'da uygulanmaya başlanmasından 1-2 sene sonra, aynı eğilimlerin normal olarak Türkiye'de ortaya çıktığını görebiliriz. Yani, basite indirgeyecek olursak, Türkiye'de ne olacağını görmek için yurt dışına bakın ve şirketinizi buna göre hazırlayın.

Bu durum, “tekerleği baştan icat etmenize gerek kalmaksızın” geçerlilikleri çoktan kanıtlanmış ürünleri, anlayışları, sistemleri veya hizmetleri hayata geçirmenize olanak tanır.  Son 5 sene de görüldü ki, değişimler tahmin edilmesi ve inanılması güç bir hızla gerçekleşiyor. Bunun en somut örnekleri, Nokia ve Blackberry gibi teknoloji şirketleri. Şirketlerini veya ürünlerini sektörde yaşanan değişikliklere adapte etmedikleri için geri planda kaldılar ve neredeyse iflas etme noktasına geldiler. Neyse ki, gıda perakende sektöründe yaşanan değişimler teknoloji sektöründe olduğu kadar hızlı gerçekleşmiyor.

Yenilenmenin ve yüksek rekabetin yaşandığı tüm sektörlerde müşteri sadakatinin azaldığını gözlemliyoruz. Özellikle Türkiye pazarında müşteriler, yeni ve ilgi çekici alışveriş deneyimleri konusunda daha duyarlıdırlar. Buna örnek olarak, yeni konseptiyle Ankara'daki Beğendik mağazasıdır. Çetin bir rekabetin olduğu bu bölgede, hemen yanı başlarındaki iki büyük Migros mağazasına rağmen müşterilerine farklı bir alışveriş deneyimi sundular. “Geleceği okumak” konusunda başarılı olan ve adımlarını bu doğrultuda atan genel müdürleri sayesinde başarılı oldular.

İlerleyen bölümlerde, gelecekte yaşanacak mücadeleye hazırlıklı olabilmeniz açısından, bugün şirketinizde hayata geçirebileceğiniz belirli konulara ve odaklanmanız gereken noktalara değineceğiz.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive