Eklenme Tarihi : 15 Ağustos 2012 Çarşamba
Vedat Diriker

Dikensiz gül bahçesi

Neredeyse bütün yöneticiler, benzerleriyle çalışmak ister. Biraz daha işin sırrına vâkıf olanlar ise karşıtlarıyla…


Çünkü bilirler, doğruyu bulmanın ancak fikirlerin çatışmasıyla mümkün olacağını… Eskiler,  “Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar” derdi buna. Yani gerçeğin ışığı, şimşeği, fikirlerin çarpışmasından doğar. Ama en küçüğünden en büyüğüne, politikada da, iş hayatında da, gördüğümüz bunun tam tersi: Nerede bir şakşakçı var, “haklısınız efendimci”, “buyurun efendimci” var, yükseliyor. Bakıyorsunuz, patronların, devlet adamlarının yanında da hep onlar var. Hatta bazıları tahtları devrilene, taçları başlarından alınana kadar bu şakşakçılarla yürümeye devam ediyor. Şakşakçıların yaygarası yüzünden, kimileri farkına bile varmıyor/varamıyor başındaki tacın gittiğinin. Eee, kolay değil tabii, hep “En büyük sensin”, “En iyisi sensin”, “Senden güzeli yok” diyen bir güruhu arkanda bırakıp, gerçeği arama cesaretini kendinde bulmak… Ve öyle çıkmak yola… Kolay değil. İyi bir yönetici miyim, örnek bir politikacı mıyım? Gerçekten neyim ben? Başkaları “iyi” olduğumu söylüyor da neden söylüyor acaba? Hak ettiğim için mi, hak verdiğim için mi yoksa hak yediğim için mi? Bakın bakalım, kaç yönetici, kaç politikacı göze alabiliyor kendi gerçeğini duymaya? Oysa gerçeklerle yaşamak, çok daha güçlendiricidir; insanın ayağını yere çok daha sağlam bastırır. Onların fark etmediği, fark etseler bile bir “yalan dünya”yı yönetmenin kolaycılığına değişmedikleri de bu! Gerçeğin duyduklarıyla aynı olması olasılığı elbette var. Kendileriyle yüzleşme cesaretini gösterecek olsalar, belki karşıtlarının da desteğini alacak kadar doğru bir yerde olduklarını görecekler. Belki.

Ama burada bir risk var: Ya öyle değilse?

Çalışma arkadaşlarımda yıllarca bunu gözlemledim. Atama kararlarını verirken, bütün diğer kriterler bir yana, söz konusu kadroların kendilerine yakın kişilerce doldurulması bir yana. Oysa ben bir adım daha ileri giderek, şunu tavsiye ediyorum: Bütün yükselme kriterlerinde eşit iki aday arasında size karşı durabilecek olanı seçin. Çünkü sizi geliştirecek olan odur. Burada derin bir kültür ayrılığından, yönetim ilkeleri farklılığından söz etmiyorum elbette. Aynı zihniyeti paylaştığınız kişiler içinde size karşı sözünü sakınmayacak olan, doğru insandır. Şirket içindeki “evet efendimcileri” ayırıp, sadece onların yöneticisi olmak istemiyor, tam tersine, herkesi kucaklayarak şirketin tümüne hâkim olmak istiyorsanız, karşıtların birliğini sağlamak en doğru yoldur. Aksi takdirde, yükselme kriteri, giderek daha ezici bir biçim alacak şekilde, şakşakçılıktan geçmeye başlar. Ama bunun da sonu kaçınılmazdır: Tacı kaybetmek! Ne kadar özeldiniz değil mi? Hani ne kadar iyi? Hiç değil. Şunu bilmelisiniz ki, kısa bir süre önce etrafınızı dolduranlar, yokluğunuz üzerine kafa yormadan, tacın yeni sahibini de aynı şekilde alkışlamaya devam edecektir. Siz hiç yokmuşsunuz gibi ya da hiç olmamışsınız gibi. Ancak karşıtlarınızla çalışma akıllılığını ve olgunluğunu gösterebilirseniz, masanın diğer tarafından dünyanın nasıl göründüğüne tanıklık edebilir, farklı bakış açılarından yararlanabilirsiniz. Böyle yapmanız halinde yönetim gücünüz de artacaktır. Hiç kuşkunuz olmasın. Bu güç, bilemediğinizi ve o kapıyı kapalı tuttuğunuz için muhtemelen hiç bilemeyeceğinizi öğrenmekten, daha çok renkten oluşan bir yapıya sahip olmaktan gelecektir. Bu çok renklilik, özellikle kriz dönemlerinde, şirketin negatif ve pozitif anlamda olağanüstü hareketlilik içinde olduğu dönemlerde daha da çok işinize yarayacaktır. Sorunlara farklı bakış açılarıyla yaklaşan “öteki” akılları dinlerken, şirket genelinden de daha fazla destek göreceğiniz kesin. Üstelik bu çeşitliliğin bir sınırı yok. “Her kafadan farklı ses çıkması” olarak algılanan ve sanki bir kâbusmuş gibi tanımlanan –“müsademe-i efkar” ya da “beyin fırtınası”, siz nasıl adlandırırsanız adlandırın– böyle bir süreci yönetmek, elbette güç bir iştir. Gene dinlemeyi, sabrı, fikirlere saygı duymayı ve çalışanlara değer vermeyi gerektirir. Yazılarımda sıklıkla tekrar ettiğim olgular bunlar. Onları rehber edinip süreci yönetmek, kabul ediyorum ki, her yöneticinin harcı değildir. Müsademe, iyi bir moderasyon sağlayamaz ve kendi karar verme gücünüzü de yansıtamazsanız, bir kararsızlıklar komedyasına dönüşebilir. Gerçeğin ışığı, insan faktörünün söz konusu olduğu bir ortamda kendiliğinden parlayamayabilir. Burada, yöneticiye büyük sorumluluk düşer. Hem karşıtların fikirlerinin de masada olmasını sağlayacak kadar onları destekleyici ve teşvik edici olacaksınız hem de doğruyu bulma ısrarınızdan taviz vermeyeceksiniz. Genellikle izlediğim hatalardan biri de bu yöndedir. Fikirlerin zenginliği, bunu yönetme yeteneğinde olmayan bir yönetici için gerçek bir kâbusa dönüşebilir. Kifayetsiz yöneticiler, en çok da bu korkuları yüzünden farklılıklara geçit vermeyecektir. Fakat yöneticiyseniz, farklı yönlere dönebilen ama bıraktığınızda nihayetinde her seferinde mutlak şekilde doğru istikameti gösteren bir pusula olmanız gerekir. Doğruya giden yol ve yöntemler farklı olabilir ama doğru karar alma noktasında tektir. Bütün fikirlerin bir kaosa dönüşmeden sonuca yönelik bir yol izlemesini sağlamak da yöneticinin görevi olmalıdır.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive