Eklenme Tarihi : 26 Aralık 2012 Çarşamba
Vedat Diriker

Birbirimizin gözünün içine bakıp kalbini görmek

Birbirimizin gözünün içine bakabilmek… Birbirimizin gözüne bakabilmek… Birbirimize bakabilmek… Birbirimize…


Artık özellikle metropol hayatında en iyi ihtimal yolda karşılaştığında birbirimizle selamlaşmak. Ne bakmaya, ne dokunmaya, ne dinlemeye ihtiyacımız kalmadı. Vaktimiz yok. Birbirimizi merak da etmiyoruz. Birbirimiz hakkında bilmediğimiz bir şey de kalmadı ki… Herkes herkesin her şeyini biliyor. Gerçekten öyle mi?

Arkadaşlar birbirlerini aylardır görmüyorlar ama her yaptıklarından haberdarlar… Ellerinde birbirlerinin hayatı… Gerçekten ellerinde… Ellerinde tutup birbirlerini izleyebiliyorlar: Şu anda falanca kahvede limonata içiyorum, şu anda filanca sinemadayım film çok kötü… O, onu görüyor, diğeri de bunu. Birbirlerinin suretleriyle idare edebiliyorlar, araya bazen gerçek dışı suretler de karışabiliyor. Gerçek dışının daha da gerçek dışı nasıl oluyorsa? Ama hepsi gerçek oluyor sonunda, bizim gerçekliğimiz oluyor. Biz bu suretleri gerçeklik kabul ediyoruz, gülmüyoruz. Gülen surat yapıştırıyoruz, ağlayan surat, üzülen, kızan, utanan… Her halimizin bir suratı var. Suretlerimiz suratlarla destekleniyor ama birbirimizi görmüyoruz, dokunmuyoruz, duymuyoruz.

Birbirimizin gözünün içine bakıp kalbini görmek ise, çağdışı bir romantizm olabilir ancak. Yüzlerce sanal alem arkadaşı olup da evinde ekran karşısında kalp krizi geçirerek yalnız başına ölüveren bir gencin haberini okuduk bir kaç ay önce gazetelerde, intiharını internetten canlı yayınlayanı da… Miyonlarca takipçisi olan pop yıldızları da hatta…Takipçisi olmak!!! Çok kişi tarafından izlenmek!!! Listesinde çok arkadaşı olmak! Ve bu kadar derin yalnızlıklar…

İlerleme! Çağdaşlık! İleri teknolojiler, hız, bilgi işlem, hayatımızı kolaylaştıran (!) her şey…
İnsan yeni bir çağa giriyor ama bu, gerçekten insan mı? Her bir bireyin tekil hayatı nasıl nihai olarak bir kendini bulma macerasıysa, insanlığın toplamı da ya da insanlık evreni de giderek kendini mi buluyor acaba yoksa zıvanadan mı çıkıyor, dünyanın çivisi mi çıkıyor?

Teknoloji devi, delisi, şusu busu ülkelerde suretleriyle var olan insanlar mı daha çok insan yoksa Hindistan’da hayali yeni bir, şu pad bu pad değil de Nirvana olan birisi mi?
Artık seni hayatımda istemiyorum diyor, kız sevgilisine ve onun suretini hesabından siliyor, fotoğraflarını onunla ilgili ne varsa kutularında ya da ne deniyorsa onlara, sonra o suretin erişimini engelliyor. Bu suret silme işlemi sırasında bile belki de diğer taraf çoktan başka suretler peşinde, suretler suretlerin peşinde…
Hiç kimse kendi değil.

Aylarca sanal ekranda karşımdaki yüze bakarak ona ilanı aşk ediyorum, bir gün anlıyorum ki o yüz gerçekliğin aynası değil, kim olduğunu kimsenin de bilmediği bir suret.

Oysa ne keder gerçekti, oysa gerçek o suretin arkasında bile değilmiş, yokmuş. Ve ben olmayan bir şeye ilanı aşk etmişim. Ama ne fark eder ki, zaten ben de suretimi kullanmıştım ki o da ben değildim.
Ve yine bir haber, sosyal paylaşım sitelerinde olmaktan kaçan insanların durumunu sosyal, psikolojik anomali hali olarak yorumlamış bazı psikologlar.

Yani dünyada suretinle var olmayı reddediyorsan ve hala gözünün içine bakıp kalbini görmek kaygısı taşıyorsan normal değilsin. Hadi oradan…

Şimdi şu da olabilir, herkesin takibinde kalpten ölen o genç aslında ölmemiş olabilir, o intihar gerçek olmayabilir o ilanı aşk da… İnsanlığın gerçeklikten giderek uzaklaşıp, bireylerin kendi suretlerinin arkasına saklanacak kadar korkak olduğu bir dünya insanlığın gelişiminin ileri bir evresi sayılabilir mi?
Dumanla ya da davullarla haberleşilen günleri özlüyor değilim, ya da aylardır haber alamadığın bir sevdiğine ulaşmak için adını telefon sırasına yazdırıp 3 gün sonra o da şansın iyiyse ve hatlar kesilmemişse sesini duyabildiğin günleri de… Ya da dünyanın çok da uzak olmayan bir coğrafyasında bir diktatörün on yıllar boyunca halkını kestiği gerçeğini neredeyse ölenlerin kemikleri toprak olduğunda öğrenmeyi de…

Teknolojinin haberleşmeyi hızlandıran, basitleştiren, kolaylaştıran yanlarını reddetmek değil bahsettiğim. İnsanın kendi ürettiği şeyin kölesi olması ve bu köleliğin bizi yakınlaştıran değil ayıran ve hatta yok eden bir yere doğru götürmesi konu olan. İlk çağlardan beri kurtulamadığımız bir kölelik bu. Kendi var ettiğimiz gücün kölesi olmak, bu da ayrı bir yazının konusu olarak kalsın şimdilik.

Gelelim tekrar teknolojinin bizi ne hale getirdiğine. Bu böyle devam edebilir mi? Böyle bir gelecek mi bekliyor bizi? Suretlerimiz işe gidecek, sinemaya gidecek, mektuplarımızı yazacak, çocuklarımızla oynayacak. Aksiyon dozu yüksek olduğu için ana fikri güme gitmiş bir film izlemiştim, adı Suretlerdi sanırım. Gerçek mi oluyor? Neyse ki aynı tarih düzlemi içinde farklı çağları yaşayabiliyor insanlık. Ve ben şimdilik eski çağlara ait olmayı tercih ediyorum. 3 yaşında bir oğlum var, gerçek ile ilişkisini ekranlar üzerinden kurmaya başladı bile. Gazetedeki (kâğıda basılı olan şeklini kastediyorum) fotoğrafı, işaret ve baş parmağını kullanarak büyütmeye çalışıyordu geçenlerde. 

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive