Eklenme Tarihi : 24 Eylül 2012 Pazartesi
Tevfik Dinçer

Batak dedikodusu sektöre fayda değil zarar verir

Temmuz ayında, Mersin’de bir bakliyat firmasının zora düşmesinden ve kapanmasından dolayı bakliyat sektörünün içine bir ateş topu düştü. Bahse konu firma, uzun süredir bakliyat ticareti ile uğraşıyor ve hizmet veriyordu. Ancak Temmuz ayında Mersin’den gelen işi yürütemeyeceği ile ilgili haber, bakliyat ve pirinç piyasalarının ana gündemi oldu. Bu firmadan alacaklı kişi ve kuruluşlar apar topar Mersin’e, bir şeyler alırım umuduyla gittiler.


Ne aldılar ne verdiler bilmiyorum. Ancak bir bakliyat firmasının kapanması ve zora düşmesinden üzüntü duyduğumu ifade etmeliyim. Zor duruma düşenler için toplum olarak kullandığımız bir dilek vardır. Hani derler ya; “Allah kimsenin işini bozmasın” ya da “Allah herkesin yardımcısı olsun” Ben de aynı dileği tekrarlayarak ve bundan hareketle bakliyat piyasalarındaki dedikodu ve bunun yarattığı zararlarından ve etkilerinden bahsetmek isterim.

Öncelikle dedikodu her ne kadar toplumsal olarak ayıp olarak gördüğümüz bir konu olsa da yine de toplum olarak maalesef dedikodudan vazgeçemiyoruz ve dedikodu yapmaktan galiba hoşlanıyoruz. Dedikodu yaparken, dedikoduya konu kişi ve kuruma nasıl bir zarar ve fayda sağlayacağını düşünmeden maalesef amansızca dedikodu yapmaya devam ediyoruz. Öncelikle bakliyat piyasası dışarıdan bakıldığında sessiz, kendi halinde ama kendi içinde çok dinamik ve hareketli bir piyasadır. Tıpkı döviz veya menkul kıymetler borsası gibi aldım / aldım-sattım /sattım şeklindeki ilişkilerle yürüyor. Bu ilişkilerde ticaret yapılan kişi ve kurumlarda dikkat edilen en önemli konu, mal verilecek kişi veya şirkete güven duyulup duyulmamasıdır.

Diğer sektörlerde de bu durum belki benzerlik gösterebilir; ancak diğer sektörlerde farklı yöntemlerle alacak bir şekilde güvence altına alınabiliyor. Buna örnek: Bankacılık, inşaat ve otomotiv sektörüdür. Ne var ki, gıda sektöründe ticari alışverişler, net olarak ve herhangi bir güvence alınmadan ve sadece güven unsuruna dayanan ilişkilerle yürüyor. Dolayısıyla bakliyat sektöründe çalışan firmalar doğal olarak sarsıntı geçiren firmayı konuşabilir. Ancak bu konuşmaların, bunun dışında da çok tehlikeli boyutlara varan ve halen çalışmakta olan bazı firmalar hakkında da dedikodu yapılmasıdır. Yapılan dedikodular gerçek olabilir, gerçekdışı olabilir. Bunu bilemem; ancak şuna çok dikkat etmemiz gerektiği düşüncesindeyim.

Bu ekonomik koşullarda ve güvene dayalı ticari ilişkilerde;
• Alacak var ve ödenmiyorsa,
• Çek alınmış ve tarihinde ödenmiyorsa
• Ödeme sözünde durulmuyorsa
• Verilen taahhütler yerine getirilmiyorsa 

İlgili firma, şirket, kişi hakkında konuşmak alacaklı kişinin hakkıdır. Ama sektörde gözlemlediğim kadarıyla hiçbir alacağı olmamasına rağmen ballandıra ballandıra ve bire bin katarak ilgili ilgisiz firmalar hakkında dedikoduların hala yapılarak devam etmesidir.

Bu ramazan ayında bu tür dedikodular, kısmi sıkıntılar yaşayan ve bu sıkıntıları giderip toparlanmak isteyen şahıs, firma ve şirketlerin gerçekten iflas ve batmalarına neden olabilir. Bu duruma alet olmak hem günah hem de haksızlıktır. Ben şahsen bu tür dedikoduları yapıldığı ortamlarda bu dedikoduları dinlerim, ancak alet olmamaya çok özen gösteririm. Ve olanak bulduğum ölçüde firma, şirket ve şahıs isimlerinin zikredilmemesi gerektiğini söylerim. Mersin’de sarsılan bakliyat firmasının piyasalardaki etkisini bütün boyutları ile ele almak ve bundan ders çıkarmak gerekiyor. Dış dünyanın bütün kargaşasına rağmen yaklaşık 10 yıldır ülkemizde yaşanan ekonomik istikrar, piyasalarda yaşanan daralma, yapılan alım ve satımlarda çok dikkatli seçimler yapılmasını ve dikkatli ve sağlıklı kararlar verilmesini gerektiriyor.

Eskiden her mal alınıp rahatlıkla satılabiliyordu. Şimdi ise, her mal alınıp rahatlıkla satılamıyor. Para veya nakit çok önemli hale geldi. Ancak bugün satın almış olduğunuz mal veya mülkü satmak çok da kolay değil. Bir kere alıcı bulmak çok zor... Sizin kafanızda belirlemiş olduğunuz değerden değil, alıcının belirlediği değer gerçek değer. Bu durum ABD’deki mortgage krizinden beri öğrendiğimiz bir olgu.

Bu sarsıntı;
• Öncelikle Mersin’deki bakliyat firmalarının bir birlerine güvenini olumsuz etkilemiştir.
• Bankacılık sektörünün, sektörümüze bakışı değişmiştir.
• Sektörde bu durum, firmaların gelecekle ilgili büyüme, küçülme kararlarını gözden geçirmelerine neden olmuştur.

Sarsıntının nedenleri ile ilgili olarak maddelere halinde şunları söyleyebiliriz;
1. Öz kaynak ağırlıklı büyümeye özen gösterilmemiş olabilir
2. Kullanılan krediler erken geri çağrılmış olabilir
3. Yönetim zafiyeti olabilir
4. Satın alınan mallardaki stok fiyat farklarından kaynaklı zarar olabilir
5. Karlılık gözetilmeden yapılan satışlardan kaynaklı zararlar olabilir.

Her ne olursa olsun, sektörümüzden bir firmanın kapanmış olmasının hem sektörümüz hem ülke ekonomimiz açısından bakıldığında hepimiz için bir kayıptır. Ülkemizin güçlü sektörlere, sektörler içinde faaliyet gösteren güçlü firmalara ve bu firmalarda dünyayı tanıyan, sağlıklı ve doğru karalar veren güçlü yöneticilere ihtiyacı vardır. Bu küresel çağda, dereden denizlere, şimdilerde ise denizlerden okyanuslara açılıyoruz. Şunu belirtmeliyim ki okyanus köpek balıklarıyla doludur, yem olmak istemiyorsak dersimizi iyi çalışmalıyız.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive