Eklenme Tarihi : 26 Aralık 2012 Çarşamba

Bana bir hikâye anlat, içinde “kalbim” olsun!

Markanız hangi “duyguyu” temsil ediyor hiç düşündünüz mü? Peki, sahip olduğunuz o “duyguyu” nasıl gösteriyorsunuz? Markanız çok “hisli” de yoksa siz içine kapanık, duygularını ifade edemeyen o “mahcup delikanlı” gibi misiniz?


Niye bu kadar “duygusal” sorular soruyorum diye şaşırmayın.
Bedeli ne olursa olsun eğer bir şeye yüreğimizi katıyorsak, o bedeli ödemeye hazır oluyoruz; yeter ki siz bana bunu gösterin, hissettirin, bunu bana yaşatın; size inanayım ve ikna olayım.
Şimdi durup dururken bu kadar “duygusallaşmanın”, bu soruları alt alta sıralamanın elbette bir manası var.

Kıssadan hisse: Eğer ticari hayatın içindeyseniz ve bir markanız varsa ya da markalaşma yolunda ne yapacağım diye dertleniyorsanız, “bir hikâye oluşturun” derim…
Üstelik öyle bir hikâye ki duygu dolu olsun…
Peki, bunu neyle yapacaksınız; ya da neyle yapabilirsiniz?
Elbette sosyal medyayla…

Bakın, biraz önce “bir hikâye yazın” demedim, “bir hikâye oluşturun” diye yazdım…
Bu ne anlama geliyor?
Eğer bir hikâye yazmaya kalkarsanız bu sizin hikâyeniz olacak; oysa sizin hikâyenizi sizinle birlikte müşteriniz/tüketici yazacak; elbirliğiyle bunu yapacaksınız.
Mal ve hizmetinizin değerini monolog olarak artık siz belirleyemiyorsunuz ve giderek bu daha kök salarak gelişecek…

Son 10-15 yılda ekonomide, mal ve hizmet üretiminde/sunumunda muazzam bir değişim oldu ve olmaya da devam ediyor. Markalar, kurumlar inanılmaz derecede içe kapalı, tesisleriyle, insan kaynaklarıyla, üretim süreçleriyle kapalı bir kutu gibi hareket ediyor, öyle rekabet ediyorlardı.
Oysa bugün bu muhafazakâr yapı darmadağın oldu. Elbette kastettiğimiz şey marka ve patent haklarının korunmasıyla ilgili bir durum değil.

Ürün ve hizmetlerin pazarlama ve satış süreci çok büyük bir değişim geçirdi.
Tüketim ve karar verme süreci “markadan-müşteriye” mekanizmasından kurtuldu ve “müşteriden-müşteriye” dönüştü. Sizin doğrudan müşteriye anlattığınız, gösterdiğiniz değerden ziyade, “müşterinin-müşteriye” ya da “tüketicinin-tüketiciye” değeriniz sizin ürün ya da hizmetinizin talep ve satış oranını etkilemeye başladı.

Onun için durumun ciddiyetini hızla kavrayan markalar çok hızlı biçimde yalnızca kapılarını değil, aynı zamanda hem pencerelerini ve hatta çatılarını bile müşteriye/tüketiciye açtı ve büyük bir şeffaflık dönemini başladı.
Bu sizin tercihiniz olduğu için değil, müşterilerin/tüketicilerin tercihi, isteği olduğu için “zorunlu” olarak böyle oldu.

Müşteri giderek bu şeffaf ilişki içinde hangi ürünü, ne zaman, nasıl, nerede, hangi koşullarda istediğini önceden markaya bildirmeye, memnuniyetsizliğini paylaşmaya ve gönlünün sürekli hoş tutulmasını istemeye başladı.

Burada hemen duygusallaşarak “hikâyemize” geri dönelim…
Henüz yeterince bu bakir topraklar hakkınca keşfedilememiş olsa da “yeni tüketiciyi” kavrayacak ve onun yeni bir bağ kuracak bir mekanizma var elimizde: Sosyal medya…
Eğer ayakta kalmak ve markanızı geleceğe taşımak istiyorsanız sosyal medyayı kullanarak markanız için “ayırt edici” bir hikâye oluşturabilirsiniz…
Kimsiniz, nesiniz, niçin bu ürün ya da hizmeti sunuyorsunuz? En uygun fiyat sizde mi? Kim bilir belki de öyledir!

Peki, en uygun fiyat sizin ürün ve hizmetinizin talep görmesi ve satışlarınızın artması için yeterli mi?
Sosyal medya platformları teknik anlamda sizin hikayenizi oluşturmada kullanabileceğiniz birer araç…
Öyle bir hikâye oluşturacaksınız ki, bu hikaye “dilden dile”, “paylaştan paylaşa”, “beğenden beğene”, “tweetten tweete”, “retwetten retweete” dolaşacak.

Aslında hikâyeniz her durumda oluşacak ve dolaşacak. Önemli olan bu hikâyenin “mesut” bir hikâye mi olacağı, yoksa hüzünle mi biteceği…

Mesut bir hikâye istiyorsanız, bu hikâyenin içine bedeninizi de ruhunuzu da katmanız gerekiyor. Kurumunuz, işletmeniz, markanız her şeyiyle bu hikâyenin içine girecek…
Ürün tedariğinizden üretim sürecinize, hammadde ve dağıtım kanallarınızın güvenirliliğinden iade koşullarına, personelinizin davranışından ödeme koşullarının kolaylığına geniş bir alanda yani üretim ve hizmet sürecinizle müşteri/tüketici arasında konu olabilecek hemen her alanda ve bazen bunu da aşarak, yani müşteriniz için bazen üstünüze vazife olmayan işlere de karışarak, muazzam bir hikâye oluşturmalısınız.

Evet, hikâyenizi müşterilerinizle birlikte oluşturacaksınız ama bu hikâyenin baş aktörü ve ana karakteri kendiniz olduğunu unutmadan hareket edeceksiniz. Sürprizlerle karşılaşma olasılığınız olsa da bu hikâyeyi öngörüleriniz ile kurgulayacaksınız. Ancak bu kurgunun merkezinde kendiniz değil, her daim müşteriniz/tüketiciler olacak.

Hikâyenizin dikkat çekici olabilmesi için rakiplerinizden ayırt edici yönlerinizi sürekli arayıp bulacaksınız ve yapay yolları değil, tüm insani doğallığınızla markanıza can verecek, hatalarınız ve sevaplarınızla birlikte duygusal bir özdeşlik kuracaksınız.

Kendinizi, markanızı müşterilerinize/tüketicilere “adadığınızı”, her hikâyede olduğu gibi başlangıç bölümünüzden sonuç bölümünüze kadar göstereceksiniz. Hikâyeniz ne kadar etkiliyse, o kadar “kalbinde” kalacak ve başarılı olacaksınız.

Unutmayın, “yeni tüketici” aklıyla değil, çoğunlukla “kalbiyle” karar veriyor. O’nun kalbinde ne kadar yeriniz var bunu sizin “aklınız, vizyonunuz, cesaretiniz” belirleyecek.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive