Reis Gıda, Sorumluluğunun Bilincinde

Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis ile sektörün sorunlarını ve uygulanabilir çözüm politikalarını Perakende.org okuyucuları için konuştuk

Eklenme Tarihi : 16 Aralık 2007 Pazar
reis-gida-sorumlulugunun-bilincinde
Firmanız hakkında bilgi alabilir miyiz? Reis Tarımsal Ürünler Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin İstanbul Güngörende yıllık 30 bin ton üretim kapasiteli tesislerinde, Türkiye ve dünya pazarına yönelik Reis-Verim markaları ile hizmet veriyoruz. Türkiyede ilk kez dış pazar ve endüstriyel tüketim için Kastamonu Taşköprüde yıllık 2 bin ton üretim kapasiteli sarımsak işleme tesislerinde püre ve soyulmuş diş sarımsak üretimi yapıyoruz. Taşköprü sarımsağı Sarmoni markasıyla; değişik yörelerin sarımsakları ise Sarlife markasıyla tüketiciye sunuyoruz. Avrupa Birliğinin gıda güvenliğini ve tüketici haklarını benimseyen ve uygulanması gerektiğine inanan firmamız sürekli TSE kontrolünde olmasının yanında HACCP yönetimini uygulayarak ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi Belgesini aldı. Kendi sektöründe bu belgelere sahip ilk marka olan Reis; gıda güvenliğini sağlamak amacıyla geliştirilen HACCP sistemini uygulayarak üretim yapıyor. Ulusal ve uluslararası kalite normlarına uygunluğu belgelenmiş Reis ürünleri ABD, Almanya, Fransa, Hollanda başta olmak üzere AB ülkelerine ve Türk Cumhuriyetlerine ihraç ediliyor. 2000-2004 yıllarında gerçekleştirilen AC Nielsen Zet araştırmalarında pirinç ve bakliyat kategorisinde marka bilinirliği ve en çok kullanılan pirinç ve bakliyat markaları arasında Reis en yüksek skoru alan marka oldu. Yurt içinde ve yurt dışında güvenilir marka imajı istikrarını yıllardır koruyan firmamız, Tüketicileri Koruma Derneği 2005 Altın Marka, Tüketici Raporu 2003-2004 Altın Kalite, Aşçılar Birliği 2001-2005, Tüketiciler Birliği 2001, Kalite Zirvesi 2001-2002-2003-2004 Tüketici Kalite Ödülüne de layık görüldü. Ürün portföyünüzden bahseder misiniz? Reis ve Verim markalı pirinç ve bakliyat çeşitleri paketleniyor, belirlenen bölgelerden alınan ürünlerin iri olan kısmı Reis, küçük kalibreli olanlar ise ekonomik paket olarak adlandırdığımız Verim paketine çekiliyor. Reis markası altında paketli olarak satışa sunduğumuz ürünler; Ekonomik Pilavlık Beyaz Pirinç, Calrose Pilavlık Pirinç U.S.A, Osmancık Pirinç, Trakya Baldo Pirinç (İpsala), Gönen Baldo Pirinç (Sarıköy), Gönen Kepekli Diyet Pirinç (Sarıköy), Premium Jasmine Pirinç (Tayland), Superior Basmati Pirinç (Class 1 Super Double), Kesme Kırık Pirinç (Baldo, Çorbalık - Dolmalık), Çumra Dermason Fasulye (7,5-8mm), Erzincan Dermason Fasulye (8,5-9mm), Niğde Barbunya Fasulye (Çamardı-Kiraz 8,5-9mm), Göynük Bombay Fasulye (İri Boy), Nevşehir Nohut (Ürgüp - Koçbaşı 9mm), Sarıkaya Yeşil Mercimek (Sultani 6,5-7mm), Reis Kızıltepe Kırmızı İç Mercimek (Toptane), Ege Sarı İç Mercimek (6-7mm), Konya Pilavlık Bulgur, Suruç İnce Köftelik Bulgur, Reis Ceylanpınar Çiğ Köftelik Bulgur, Konya Aşurelik Buğday (sert durum buğdayı), Reis Biga İç Bakla (12mm), Reis İrmik (Konya ), Extra Un (konya Tip 1 baklavalık-böreklik), Arjantin Cin Mısır (yüzde 100 Patlayan), Sarmoni Sarımsak (Taşköprü), Sarlife Sarımsak. Verim markası adı altında satışa sunduğumuz ürünler; Pilavlık Pirinç, Lüx Baldo Pirinç (Trakya), Kesme Kırık Pirinç (Baldo), Kırmızı Mercimek (Kızıltepe), Yeşil Mercimek (Kanada 6-6,5mm), Dermason Sıra Fasulye (Erzincan), Dermason Fasulye (Konya 7,5-8mm), Koçbaşı Nohut (Nevşehir 8,5mm), Barbunya Fasulye (Niğde), Pilavlık Bulgur (Konya), Köftelik Bulgur (Şanlıurfa), Pilavlık Pirinç, Lüx Baldo Pirinç (Trakya), Pilavlık Pirinç, Lux Baldo Pirinç (Trakya). Türkiyede 2000 yılında Taşköprüde ilk kurulan Reis Sarmoni Sarımsak İşleme tesislerinde soyulmuş diş, püre işlenerek pastırma ve sucuk fabrikalarına satılıyor. Bayilik ağınız hakkında bilgi alabilir miyiz? Marmara Bölgesi ağırlıklı zincir mağazalar ve diğer perakende noktaları ile çalışıyoruz. Türkiye genelinde zincir mağazalara ve 20ye yakın bayii ile dağıtımı gerçekleştiriyoruz. Bayi sayısını artırmamamızın ana nedeni her bölgede yöresel ürünlerin paketlere konularak satışının yapılmasıdır. Merdiven altı üretim hakkındaki görüşleriniz neler? Devletin merdiven altı ürün satanlara uyguladığı politikalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Pirinç-bakliyat ürünleri on beş yıl önce pakete girdi ve raflarda yerini aldı. Kuru gıda sektöründe son on yılda pazara giren markaların yüzde 60ı pazarı terk etti. Kuru gıda sektörünün (pirinç-bakliyat) yüzde 80i kayıt dışı çalışmakta, yüzde 70i merdiven altı üretim yapmakta. 2000-2004 yıllarında yaptırılan araştırmalarda Reisin rakibi, ya ürün cinsi olan Baldo yada açık ürünler çıktı. Perakende mağazaları da kendi adları ile müşterisine sunduğu ürünlerle sektörde yerlerini aldı. Son yıllarda dökme ürün satışı olarak nitelendirdiğimiz açıkta ürün satışlarında hızlı artış yaşanıyor. Zincir mağazalar başta olmak üzere hemen hemen açıkta ürün satmayan nokta yok gibi. Devletin uyguladığı politikalar neticesinde pazar bu halde gelişti. Mecliste bu günlerde görüşülmekte olan yasanın ne getirip, ne götüreceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Perakende sektörünü etkileyen semt pazarları ve açık bakliyat satışı hakkında görüşleriniz nelerdir? 2001 krizinden sonra en ucuz ürün en çok satar düşüncesiyle hareket eden perakende mağazaları ve semt pazarları, halkın alım gücünü bahane ederek sadece fiyatının ucuz olmasına bakarak hiçbir denetim ve standart aramadan ürün alımı yapıyor ve tüketiciye sunuyor. Devlet denetiminin yetersiz oluşu, talebin bu doğrultuda olması merdiven altı üretimi de artırdı. Diğer yandan perakende mağazaların pek çoğu kendi isimleri ile yine sadece fiyatını baz alarak fason ürün üretip rafa koydu. Bu da yetmiyormuş gibi açıkta ürün satmaya devam ettiler. AB tarım müzakere sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiyenin AB ile müzakere sürecinde en zor sınavı tarımda vermesi bekleniyor. AB mevzuatının en kapsamlı olan tarım müktesebatına uyum sağlaması ve söz konusu mevzuatın ülkemizde uygulanabilirliği çok zor olacak. 2004 İlerleme Raporunda yer alan ve hazırlanması gereken bir çok mevzuat ve yerine getirilmesi gereken çok sayıda uygulama bulunuyor. Dolayısıyla müzakere görüşmeleri özellikle tarım alanında yoğunlaştı. Tam üyelik gerçekleşinceye kadar geçen süre içerisinde onay verilecek en zor olan dosya, tarım ile ilgili olacak. Türkiye müzakere sürecinde Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankasına vermiş olduğu taahhütler ile AB Ortak Tarım Politikasına uyum çalışmaları arasında kalacak ve aşılması oldukça güç olan engellerle karşılaşacak. AB, Türkiyeden yüzde 35 olan tarımsal nüfusun azaltılmasını, ekim alanlarının daraltılmasını, IMF ve Dünya Bankası da denetimli tarım politikaları ile tarıma yapılacak desteklerin büyük kısmının kaldırılmasını istiyor. AB eski üyelerine verdiği desteği yeni katılacak üyelere vermeyecek. Özellikle istikrarlı bir tarım politikası olmayan Türkiyeye destek sınırlı olacak. AB, müzakere sürecinde Türkiyede tarımsal üretimi engellemek amacıyla kısıtlamalar ve zorluklar getirmeye çalışacak. Türk tarımı ile AB tarımı arasında belirli bir uçurum mevcut. AB ülkeleri ortak tarım politikası uygularken, Türkiye seyirci kaldı ve üzerine düşeni yapmadı. Türkiyenin AB tarım politikalarına adaptasyonunu gerçekleştirebilmesi için tarım sektöründeki sorunlarını daha ciddi çalışmalar ve belirli bir program dahilinde çözmesi gerekiyor. Türkiye; tarımını ve tarıma dayalı sanayi sektörünü tam üyeliğe hazırlaması için mevcut tarım politikaları ile ABnin istedikleri arasındaki farkı ortadan kaldıracak uyum çalışmalarını yoğunlaştırmalı ve müzakere sürecinde sağlıklı bir zemin oluşturmak için bir an önce idari kadroyu oluşturmalı. Tarım ve işlenmiş gıda ürünleri ihracatında Avrupa Birliği ülkeleri Türkiyenin en büyük pazarı durumundalar. Müzakere sürecinde bir çok üründe Türkiye üretimden vazgeçebilir veya bazı ürünlerin üretim kapasitelerinde düşüşler gündeme gelebilir. Böyle bir oluşumun yaşanmaması için tarımda verimliliğin AB ülkeleri tarımı düzeyine entegre edilmesi gereği var. Türkiye, toprak, iklim ve su kaynakları açısından tarıma elverişliliği ile çoğu ülkeden üstün durumda. Son yıllarda erozyonla eksilen, miras yolu ile bölünen ve amaç dışı kullanımla azalan tarım arazileri koruma altına alınır, ekilebilir alanların tamamı kullanılabilirse, tarım ürünlerindeki ithalat azalır ve Türkiye de pek çok ülkenin belirli ürünlerde tedarikçisi olabilir. Önemli olan ülkemizdeki tarım için var olan potansiyelin harekete geçirilmesi ve tarım reformunun süratle devreye sokularak ülkemizin yapılacak müzakerelerde hazırlıklı olmasıdır. 17 Ekim ve 3 Aralıktan sonra tarım ile ilgili görüşmeleri değerlendirir misiniz? Bu konuya yeterince önem verildiğini düşünüyor musunuz? 17 Ekim ve 3 Aralıktan sonra AB ile görüşmelerde Türkiyenin en çok sıkıntı yaşayacağı Tarım ve Gıda Güvenliği konusunda üzülerek ifade etmek isterim ki, Türkiye yeterli hazırlıkları yapmadı. ABnin tarım finans politikalarında değişikliğe gittiği ve destekleri aşağıya çekme hedefine yöneldiği dönemde başlayan müzakerelerde, Türkiyenin destek olması çok zor görünüyor. AB tarıma verdiği kaynağı azalttığı için diğer üye ülkeler gibi maddi destek alamayacak. Türkiyenin makro ekonomik sorunlarını çözmeden, kırsal kalkınma politikalarını belirlemeden, AB ile Ortak Tarım Politikalarına adaptasyonu zor görülüyor. 1980lerde Türkiye kendi tarım ihtiyacını çok rahat karşılayan ülkelerden biriydi ve ihraç potansiyeli vardı. Günümüzde ise yurtdışından bakliyat ithal ediyoruz. Konuyla ilgili neler söylemek istersiniz? Bütün dünyada ve gelişmiş ülkelerde tarımda ileri, sanayide geri yada tarımda geri, sanayide ileri anlayışı yoktur. Bu iki üretim sektörü birlikte gelişti. Türkiyede tarımı sanayiye rakip gören anlayış değişmedi. Bu bakımdan felsefe değişikliği olmadan tarımda yaşanan darboğazı aşmak imkansız. Günümüzde ülkemizin ihtiyaç duyduğu tarım ürünlerini sanayide gelişmiş olarak gördüğümüz ABD ve AB ülkelerinden temin ediliyor. Türkiye 1980li yıllara kadar tarımsal alandaki üretimi ile kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir durumdaydı. Dış alımdan fazla, dış satışını yapıyordu. Ancak 1980 yılından sonra dış alım, dış satıştan daha fazla oldu. İzlenen yanlış politikalar sonunda maalesef bugün dışa bağımlı hale geldik. 1980 yılında 50 Milyon dolar olan tarım ürünleri ithalatının 1999 yılı sonunda 35 kat artarak 1.8 Milyar dolara yükselmesi bu olumsuz gidişin rakamsal ifadesidir. Türkiye dünyanın en büyük mercimek ihracatçısı iken 2000 yılında kırmızı mercimek ithal etmesi, yeşil mercimeğin ancak üç ay ihtiyacı karşılayabilmesi, bu tersine gidişin çarpıcı göstergesi. Türkiyede bir dönümden 250 kilogram buğday alınırken, aynı üründen gelişmiş ülkelerde ise 600 kilogram alınması verimlilikteki sorunu gösteriyor. 1946 yılında Dünya Bankasının desteğiyle hazırlanan raporda Türkiyenin sanayi kesiminden çok tarım kesimine ağırlık vermesi isteniyordu. Ama bugün IMF ve Gümrük Birliği dayatmalarıyla tarım dışarıda tutularak kötü giden Türk tarımı daha da kötü duruma düşürüldü. Gelişmiş ülkeler Türkiyeyi kendi tarım ürünlerini satın alacak bir pazar olarak görüyorlar. Gübre, ilaç, tohumluk ve yem sektörün de tekel konumunda olan bu ülkeler Türkiyede tarıma desteğin kaldırılmasını şart koşarak Türkiyede tarımı bitirmek isteyenler kendileri tarıma yatırım yaparak tekelciliği oynuyorlar. ABD ve AB ülkelerinde tarım devlet politikası olarak görülüyor. Tarımla ilgili federasyonlar ve kooperatifler kuruluyor. Türkiyede tarıma verilen desteği kaldırmak isteyen ABDde 97 Milyar Dolar, AB ülkelerinde 106 Milyar Dolar tarıma destek verirken, Türkiyede tarıma 1995 yılında 5 Milyar Dolar, 2000 yılında 2.5 Milyar Dolar, 2002 yılında 1.9 Milyar Dolar destek sağlandığı görülüyor. Gelişmiş ülkelerin tarım sektörüne yaptıkları desteğe rağmen Türkiyede bu sektöre destek giderek azalıyor. Tüm OECD ülkeleri içinde tarıma en az destek veren ülke Türkiye. Çaresizlik içinde kaderine terk edilen ve desteksiz bırakılan tarımda verimlilik ve dolayısıyla da kalitede düşüyor. Türkiye ihtiyaçlarını ithal yoluyla kendi çiftçisine sahip çıkan tarıma destek veren ülkelerden sağlıyor. Uyguladığı çağdışı yöntemlerle ulusal bir tarım politikası olmayan Türkiyede tarım sektörü verimsizleşip, ölüme mahkum olmuş durumda ve çaresizlik içinde ayakta durmaya çalışılıyor. Yıllardır tehlike çanları çalıyor ama kalıcı hiçbir adım atılmıyor. Sorunları biliyoruz ama çözmeye yönelmiyoruz. Tespit edilen yanlışları ilgililer çözmemekte direndikçe krizler heran kapımızda olacak. Türkiyede uygulanan tarım politikalarının etkisiz olması siyasette bir araç olarak kullanılması tarımda verimsizliğe yol açtı. Türkiyede doğrudan ve dolaylı olarak nüfusun yaklaşık yüzde 35i geçimini tarım sektöründen sağlamaktadıyor. Buna karşın tarım sektörünün gayri safi milli hasıladan aldığı pay yüzde 12de kaldı. Avrupa Birliği ülkelerinde de toplam nüfusun yüzde 10unu oluşturan tarım sektörü gayri safi milli hasıladan yüzde 11 pay alıyor. Kapsamlı bir tarımsal reforma ihtiyaç olduğu halde tarım politikalarında değişimin olmaması, son yirmi yılda tarımdaki kötü gidiş, toplam istihdamın yüzde 35inin tarımdan sağlanması, Türkiyenin ekonomisi açısından tarımın nedenli önemli olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye tarımdan hiçbir zaman vazgeçemez. Türkiye tarım politikasını ülkenin ulusal güvenlik politikası kadar ciddiyetle ele alması gerekiyor. Gıda Güvenliği olmayan bir ülkenin ulusal güvenliği de sıkıntıdadır. Tarım sektörünün geleceği konusunda belirsizlik sürüyor. Tarımda geleneksel anlayışın devam etmesi, toprak ve bitki analizi yaptırılmadan, toprak ve iklimin özellikleri dikkate alınmadan gübreleme, zirai ilaç kullanımı, aşırı sulama, toprağı zehirlemekte zincirleme olarak bütün ekolojik hayatı olumsuz etkiliyor. Türkiyede arazi kullanımı bilinçli olarak yapılmıyor. Tarım alanları endüstriye ve yerleşim alanlarına açılıyor. Tarım arazilerinin tarım dışı kullanımı her geçen gün artıyor ve erozyonla birlikte tarım alanları azalıyor. Medeni Kanunun mirasa ilişkin hükümlerinde değişiklik yapılmadığı için tarıma elverişli araziler parçalanıyor, küçük işletmelerin payı artıyor. Büyük ve verimli işletmelere dönüşmesi tercih edilmiyor. Tarım sektöründe araştırma ve bilgilendirme yeterli düzeyde olmadığı için çiftçi eğitilmiyor. Tarımda verimsizlik adeta uygulanan destekleme politikaları ile teşvik edildi. Bazı ürünlerde ekim alanları artarak üretim fazlası oldu. Üretim fazlası bu ürünler dünya fiyatlarının üstünde ücretle satın alındı. Yapılan zararlar devlet bütçesinden karşılanarak, bu yanlış uygulamanın faturası halka çıkarıldı. Tarım sektörünün en önemli sorunu düşük verimlilik ve tohum, gübre, mazot girdilerinde maliyetin fazlalığıdır. Çiftçi bazı dönemlerde ürünlerini maliyetinin altında satmak zorunda kaldı. Çoğu zamanda emeklerinin karşılığını alamadı. Sulu tarıma geçilememiş daha fazla getirisi olan ve ülkemiz için tüketimine gerek duyulan ürün çeşitlenmesine gidilmedi. Türkiye dertlerini biliyor ama çözmeye yanaşmıyor. Dünyada bize bunları gösteriyor, ama bizler görmezden geliyoruz. Türkiye eğer bu düşünceden dönmezse çok zorlanacağı günler gelecek. Öncelikle verimliliğin, sonra da kalitenin yükselmesi gerekiyor. Avrupa Birliğine aday olmanın AB ülkeleriyle yarışmanın mantıklı yolu rekabet edebilmekte yatıyor. Tarıma can vermek için toprak ve doğal varlıklar korunmalı kamuoyu baskısı ve desteği oluşturularak tarımda kan kaybına karşı politikalar oluşturulmalı.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive