Kendimizle Birlikte Sektörü de Büyütüyoruz

Durukan Gıda Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Akdoğan, sektörün yakından tanıdığı son derece aktif bir isim. Yayla Bakliyatı başarılara taşıyan çalışmaları son günlerde İstanbula da taşıyan Akdoğan ile firmayla ilgili yenilikleri ve deneyimleri ışığında sektörün geleceğine yönelik öngörülerini konuştuk

Eklenme Tarihi : 11 Mart 2008 Salı
kendimizle-birlikte-sektoru-de-buyutuyoruz
Son dönemde İstanbulda daha sık görmeye başladık Yayla Bakliyatı. Hem ulusal marketlerde, hem yerel marketlerde ağırlığını arttırıyor raflarda. İstanbula girmeye nasıl karar verdiniz?Yayla Bakliyatın bizlerin yönetiminde 10 yıldan fazla bir geçmişi var, hızlı büyüme trendi olan bir firma. Türkiye genelinde bugün itibariyle 65 ilde bayilik ağıyla çalışıyoruz. Türkiyede marka olmanın yolu artık İstanbuldan geçiyor. Yaptığımız incelemelerde geldiğimiz noktaya baktığımızda marka olarak hala ismimizin anılmamasından rahatsız olduk. Marka olmuş bütün firmaların İstanbuldan çıktığı kanaatine vardık. Ama İstanbuldaki firmalar gibi değil de Anadoludan gelen bir firma olarak Anadoludaki oluşumumuzu tamamlayıp İstanbulda geç kalınmış bir yapılanmaya gittik. Son bir buçuk yıldır İstanbulda sakin bir çalışma içerisinde olduk, rutin ziyaretlerimizi yaptık, ekip kurduk, ofis kurduk. 2007nin son 3 ayından bu yana hızlı bir çalışma trendine girdik. Biliyorsunuz ki bizde sözleşme dönemleri yılın son 3 ayı ve gelen yılın ilk 2 ayı şeklinde olur. İyi bir çalışma içerisine girdik. Bugün itibariyle sözleşmeli olarak İstanbul Avrupa yakasında yaklaşık 500 nitelikli noktayla çalışmamız var, Anadolu yakasında da yaklaşık 180 nitelikli noktada çalışmamız var. Bunun yanında Yayla Bakliyatın zaten İstanbulda ulusal kanallarda, yani Migros, Tansaş, Real, Kipa ve Şok marketlerde uzun süredir ürünleri yer alıyor. Peki İstanbulda pazarın yapısını Türkiye geneliyle karşılaştırdığınızda nasıl görüyorsunuz?Türkiyede bakliyat sektörü, yüzde 25 paket, yüzde 75 açıktır. İç anadolu bu yapının tersinedir örneğin, iç Anadolu pazarına baktığınızda yüzde 75 paket, yüzde 25 çuvaldır. İstanbul ise Türkiyeyle eşdeğer gidiyor, yüzde 80 çuvalda, yüzde 20 pakette satış ağırlığı gösteren bir kent. İstanbul çok kozmopolit bir şehir olduğu için, sahil hattında, boğaz hattında, Bakırköy hattında veya Bahçeşehir hattında paket satışı çok yüksek. Ama Gaziosmanpaşa, Ümraniye, Sultanbeyliye gittiğinizde çuval satışının hala çok yaygın olduğu görülüyor. İstanbulda hızlı bir gelişim var, gerek ekonomik olarak, gerekse genç nüfus olarak bizim sektöre uygun bir portföy, pazar var. Genç jenerasyon ciddi şekilde pakete kayıyor, perakende ciddi şekilde İstanbulda organize oluyor artık. Önemli bir nokta da İstanbulda bugüne kadar faaliyet gösteren sektör markaları bizim Ankarada yaptığımız gibi paket sektörünü büyütecek bir hareket içerisinde olmamışlar. Sadece noktaların paket ihtiyacına cevap verecek şekilde hareket etmişler. Oysa biz Ankarada veya İç Anadoluda, Türkiye genelinde hep şunu yaptık; hem o ihtiyaca cevap verecek şekilde hareket ettik, hem de kendi sektörümüzü büyütecek şekilde sürekli yenilikler, promosyonlar, çalışmalar, organizasyonlar yapmaya çalıştık. Bunun için de İstanbulda yeni çalışmalar içerisinde olacağız. Bana göre bizim İstanbulda faaliyette olmamız, İstanbuldaki paket pazarına ivme kazandıracak. Biraz bu konuyu açalım. Sektörün gelişmesi için aslında tüketim alışkanlıklarının değişmesi gerekiyor sanırım...Kesinlikle öyle...Biz üretici olarak paketli bakliyat kullanımını destekleyici çalışmaların içerisinde olacağız. Bu anlamda paketi teşvik edici promosyon çalışmaları yapacağız. Ayrıca Market Dergisi çok doğru bir mecra olduğu için şunun da altını çizmek isterim, bu konu sadece tüketicileri ilgilendirmiyor. Perakendecilerin de duyarlı olması gerekli. Biz perakendecilere de çuval ve dökme bakliyat satmakla hem prestij ,hem göremedikleri giderler hem de tüketici güveni adına neler kaybettiklerini anlatmak zorundayız. Zaten her ortamda anlatıyoruz ancak daha da üzerine düşeceğiz bu konunun. Bu noktada da pazarı biraz daha büyüteceğimizi düşünüyorum, yani önümüzdeki 1,5 yıllık süreçte benim hedefim, İstanbuldaki paket pazarının ortalama 5, 7 puan civarında büyütebilmek ki bunu yapacağımıza inanıyorum. Bu konuda devlet birimlerine iletmek istediğiniz bir mesaj var mı? İlgili düzenlemeler, denetlemelerle ilgili olarak, bu pazarı büyütmede onlardan da destek bekliyor musunuz?Aslında pazarı büyütmede 2006 yılında özellikle devlet birimlerinden çok umutluyduk. Hep bu düzenlemeleri insanlara anlatarak, bu denetlemelerin olacağını, sisteme geçmeleri gerektiğini anlattık. Fakat şu da bir gerçek ki; arz-talep dengesi diye bir şey var Türkiyede, insanların belirli bir ekonomik düzeyi var, İstanbulda ayda 500 YTLye çalışan da var, 50 bin YTLye çalışan da var, arz-talep dengesi çok farklı. Dolayısıyla bu noktada her kesime hitap eden ürünler olmak zorunda, ekonomik düzey belli bir seviyeye gelinceye kadar. Türk halkının yapısında da gerçekten bir öz tüketim alışkanlığı var. Biz şehirdeki insanlar olarak evlerimizde belki bir kilo, 2 kilo pirinci veya herhangi bir ürünü bulundururken, memleketlerimizde annelerimiz evlerinde, kilerlerinde bir çuval pirinç, bir çuval un, 18 litrelik yağ bulundurmak gibi bir öz tüketim var. Bu da şundan kaynaklanıyor; İstanbulda mesela üst gelir düzeyindeki muhitler yaz aylarında, 6ncı aydan 9uncu aya kadar tatile gidiyor. Alt gelir grubu da memleketlerine gidiyor. Geriye dönerken mutlaka memleketlerinden her türlü ihtiyaçlarını da getiriyorlar. Bu da genel olarak perakendeyi ya da o perakendeye hizmet veren, hizmet götüren ya da ürün satan firmaları etkiliyor. Gönül istiyor ki bu süreç hızlansın, perakendeye hizmet veren perakende firmalarının veya tedarikçi firmalar daha kaliteli hizmeti, daha kaliteli ürünü, daha uygun fiyata sunabilsin. Bu ancak talebin artmasıyla mümkün olur. Ama süreç hızlı işliyor bana göre. Önümüzdeki 3-4 yıllık sürecin sonunda da pazarın en kötü şartlarda 15-20 puan büyüyeceğini düşünüyorum. Bütün dinamikler bunu gösteriyor. Yüzde 50ye 50 paketli, açık oranına ne zaman geleceğini düşünüyorsunuz?2015 yılına kadar sürecin oraya geleceğini düşünüyorum. Daha hızlı da olabilir, örneğin ben bakliyat firmasının yetkilisi olarak evime artık büyük gramajlı ürün götüremiyorum çünkü saklayacak yerimiz yok, gerek de yok zaten götürmeye. Yani düşünün, yeni jenerasyon artık günlük alışveriş, hızlı alışveriş ama küçük alışverişler istiyor. Alışkanlıklar değişiyor. Marketler de daha düzgün ambalajlı, uygun yer kaplayacak ürün istiyor. Kredi kartı kullanım oranı gitgide artıyor, kredi kartıyla alışveriş yapan kesimin istekleri neler, neleri alıyor, onları irdelersek zaten gelecekte neler olacağını rahatlıkla da görebiliriz. Private Label ne kadarını kapsıyor paketli bakliyatın?Organize perakende bakliyat sektörünün payına bakarsanız da yüzde 55i, 60ı Private Label ürünlerde... Geriye yüzde 40lık pay kalıyor. O yüzden 40ın yüzde 10a yakını zaten bizde. Biliyorsunuz ulusal çapta güçlü marka sayısı bakliyatta çok fazla değil, lokal olarak iyi markalar var ama ulusal çapta güçlü marka sayısı az. Dolayısıyla bizim payımız gerçekten iyi ve günden güne de artıyor. Ancak yeterli mi diye sorarsanız bizce değil. Daha da büyümesi lazım ve büyüyecek. Hem bizim aldığımız payın, hem paketli bakliyatın genel sektör içinde aldığı payın, hem de markalı ürünlerin PL ürünlere karşı kazandığı payın büyüyeceğini düşünüyorum. Markanızı güçlendirirken Private Label üretim de yapıyorsunuz. Bunun nedeni PLin bakliyatta edindiği yüksek tercih oranı mı?Tabi ki, aşağı yukarı 20den fazla firmaya Private Label üretim yapıyoruz. PL, bakliyat sektörünün gerçeği, PL üretiminin en yoğun olduğu gıda alanı bakliyat. Ancak bizim üretimimizin yüzde 10, civarı PLdir. Vizyonumuz Yayla markasını, bizi bugüne getiren markamızı olabilecek en üst noktaya taşımak. PLin atıl kapasiteyi kullanmak, iş hacminizi büyütmek gibi yararları var ancak bu segmente vereceğimiz ağırlık daha fazla olmayacaktır. Bizim önceliğimiz kendi çatı markamız olan yayla üzerinedir. Peki Yayla markasını daha fazla duyurmak ve güçlendirmek adına neler yapıyorsunuz?Özellikle 2007 yılında geçtiğimiz yeni tesisle beraber organizasyon yapımızı biraz daha değiştirdik. Yönetim yapımızı daha etkin kılacak hiyerarşik bir yapılanma içerisinde olduk, Ar Ge departmanımızı geliştirdik, dış ticaret departmanımızı nitelikli ve ehil arkadaşlarla takviye ettik.. 3 aylık dönemlerde, bütün satış ekibi ve şirket üst yönetimini bir yerlerde toplayıp, toplantı yapıp kendimizi, sektörü tartıyoruz. Sektörde hiç olmayan yeni ambalajlarla, yeni, farklı ürünler çıkarıyoruz. Bu sene için özellikle İstanbulda yapılanmamızla beraber ulusal reklam için çok ciddi bir bütçe ayırmayı planlıyoruz. Yeni tesisinizden bahsettiniz. Bakliyat sektöre adına, o da çok önemli bir yatırım...Evet, hep söylediğim gibi bizim çıtayı yükseltmemiz sadece kendimizi değil sektörü geliştirecek. Ben bakliyatta büyük markaların olmasını, önemli yatırımlar yapmasını gönülden istiyorum. Rekabet olunca biz de gelişiyoruz. Bugün geldiğimiz noktada Durukan Gıdanın artık sektörde bir sorumluluğu var. Biz bu sorumluluğumuzun bilincindeyiz, yeni tesislerimiz de bizim geldiğimiz bu noktayı daha da pekiştirdi. 30 dönün arsa üzerinde 35 bin metrekare kapalı üretim alanı ve 3 bin 600 metrekare idari binalarıyla, gıda sektörü adına gurur verici bir tesis oldu. Burada sektörümüz için en son teknoloji ve sistemi kullanarak sosyal sorumluk gereği en iyileri en güzelleri yapmaya çalışıyoruz. Küresel ısınma ve piyasalardaki durgunluğun bakliyatı etkilediği sıkça dile getirildi. Sizi pozitif ve kararlı gördüm ancak yine de bu konuda düşüncelerinizi soracağım?Pozitif olmak lazım. Bakış açısıyla da ilgili, bizce durgunluk dönemleri büyümek için çok iyi bir fırsat. İstanbulda dahil yapılanmanız olduğu zaman, bunu da reklamla desteklerseniz zaten bu durgunluğun içinde algılanışınızı artırıyorsunuz. Bunun bilincindeyiz, ona göre hareket ediyoruz. Ayrıca bizim kendimize güvenmemizi sağlayan en önemli unsur altyapımızı güçlü şekilde sağlamış olmamız ve ekip olarak aile kültürünü benimsemiş olmamızdır. buradan yayla için emek veren ve bizlerle bu günlere gelen ve yarınlara gidecek olan tüm arkadaşlarıma da teşekkür etmek isterim.. Bakliyat gibi her şeye rağmen sürekli devamlılığı olan bir sektörde, belli bir seviyeye gelmişseniz artık krizler ya da durgunluklardan korkmak için çok fazla sebep kalmıyor. Öte yandan özellikle iklim etkisinin piyasaları çok kötü etkilediğine katılıyorum. Özellikle ithal ürünlerde sıkıntı yaşanıyor. Bu konu, gündelik tedbirlerle çözüme kavuşturulabilecek bir şey değil. Toprak reformu, verimli ürün almamızı sağlayacak tarım politikasının uzun vadeli olarak uygulamaya konulması gerekiyor. Geçici çözümlerle olabilecek bir şey değil. Sonuçta bugün geldiğimiz noktada maalesef bakliyatta ithalata bağlıyız. Bunu inkar edemeyiz. Olumsuzluklara saplanmadan güzel bir mesajla bitirelim röportajı isterseniz. Neler söylemek istersiniz...Sıkıntılar var ama karamsar olmak için bir neden yok.. Kendi markamız adına değerlendirirsem, Türkiyede sektörün gidişi, 5-6 yıl içerisinde güçlü markaların,işini seven işine yatırım yapan ama kontrolü elden bırakmayan sağlam ekibe sahip, pazarı iyi analiz edebilen firmaların daha da güçleneceği şekilde yapılanıyor. Biz de bu süreci çok iyi değerlendirmek istiyoruz. İstiyoruz ki 2010 sonunda dünyada Türkiyeden çıkmış bakliyat markaları söz sahibi olsun, Yayla Bakliyatta bu markaların içinde en önde yer alsın. Ben o günlerin de geleceğine gönülden inanıyorum. Çünkü ilkemiz inanmak başarmanın yarısıdır geriye kalanı da gösterilecek gayretle olur şeklindedir.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive