İglo Türkiye Başkanı Caner Tunaman

Dondurulmuş gıdanın yaratıcısı olarak kabul edilen İglo nihayet Türkiye'de! Calgon, Kosla, Calgonit, Dardanel Ton Balığı gibi dev markaların da yaratıcısı olan ve halen Reckitt Benckiserdeki dünya ve Türkiye görevlerini sürdüren Caner Tunamanla, Türkiye Başkanı olduğu İgloyu konuştuk

Eklenme Tarihi : 21 Nisan 2009 Salı
iglo-turkiye-baskani-caner-tunaman
Meltem SanlavDünyanın ilk ve en köklü dondurulmuş gıda şirketi Iglo, tüm dünyanın yakından tanıdığı, çok sevilen bir marka... Türkiye ile Igloyu buluşturan neydi? Türkiye enteresan bir ülke... Potansiyellerinin önüne geçmeniz mümkün değil. Krize rağmen geçtiğimiz yıl Ocak ayına göre 2009ın Ocakında yabancı sermaye 20 milyon dolar fazla geldi. Bugün İngiltere hükümeti Türkiyenin dünyanın bir numaralı yatırım bölgesi olarak tanımlıyor. Dünya bize güveniyor! İglo da bu güvenin itici gücüyle geldi. Temelde iki sebep var İglonun Türkiye pazarına girişinde. Birincisi dediğim gibi Türkiyenin inanılmaz potansiyeli... İglo, bu potansiyele çok inandı ve güvendi. İglonun Rusya pazarına girme projesini de kolaylaştıran bir adımdı Türkiyeye gelmek. Türkiye ve Rusya pazarlarının Avrupadaki hedef tüketici sayısını ikiye katlaması öngörülüyor. İkinci ve daha önemli sebepse, Türkiyenin artık sırasının gelmiş olması... Türkiye, G-17 oldu; dünyanın ekonomisi en gelişmiş 17 ülkesi arasına girdi. Eskiden G-60 civarındaydık, günde 8 saat elektrik kesiliyordu. Böyle bir ülkeye nasıl donmuş gıda getirebilirsiniz? Türkiye gelişiyor, tüketim alışkanlıklarımızda bu kapsamda değişiyor değil mi?Kesinlikle Ülkemiz dünya kamuoyunda saygın ülkeler konumunda yer alırken, insanlarımız da artık daha fazlasını istemeyi öğrendi. Sadece açlığını gidermek için yemek yemek isteyen kimse yok! En besleyici olan, en taze ve en lezzetli olan yemek talep görüyor. Bugün Türkiyede 12-13 milyonluk yeniliğe açık, değişimleri takip eden ve parası da olan bir nüfus var. Ailesine yemeğin daha tazesini, daha lezzetlisini daha vitaminlisini ve daha sağlıklısını yedirmek istiyor. Katlanılabilir lüks diyorum ben buna... Katlanılabilir lüks anlayışı yerleşiyor ülkemizde. Bir hırka, bir lokma dönemi bitti. Bari yemeğin daha iyisini yiyeyim diyor insanlar. Eskiden Leventte oturan bir adam Arnavutköy, Ihlamur bostanlarından gelen vitamin deposu sebzeleri, tazeyken yiyebiliyordu. Artık o bostanlar yok, uzak bölgelerden gelen uzun süre beklemiş ürünler var. Bir de tazeliğini dondurma teknolojisiyle garantileyen dondurulmuş ürünler. Türkiyenin geldiği nokta, İgloyu kendine çekti. Ülke olarak bu konuma gelmeseydik, İglo asla gelmezdi.Tüketicinin bir önyargısı var dondurulmuş ürünlere karşı. Önyargıları kırmak, atomu parçalamaktan daha zordur der Einstein... Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?Önyargı olmaz mı? Herkesin bir önyargısı var. Tüketiciyi bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Marketlerdeki standlarımızla son tüketiciyle direk temasa geçiyoruz. Türkiye genelinde toplam 150 kişiden oluşan bir bilinçlendirme ekibimiz var. Ekibin temel misyonu, tüketicilerin dondurulmuş gıdaya yönelik sorularını cevaplandırmak ve tüketiciyi eğitmek. Markette alışveriş edenler standımıza geliyor, ekibimize sorularını soruyor. Onlar da ellerinden geldiğince cevaplandırıyor. Son tüketiciyle buluşan bu ekipler konuya ilişkin eğitimi gayet iyi, konuya son derece hâkimler. Dondurulmuş gıda noktasında neredeyse bir gıda uzmanı kadar donanımlılar diyebilirim. Bilemedikleri noktada hemen geri dönüp bizimle iletişime geçiyorlar. Buzdolaplarının ya da derin dondurucu olarak satılan soğutucuların görevi sebzeleri dondurmak değil, dondurulmuş sebzelerin muhafazasını sağlamak. Şimdi hanımlarımızda bir alışkanlık var. Bezelyenin fiyatı düşünce, kilolarca alıyorlar ve kışın kullanmak üzere doğru dondurucuların içine gönderiyorlar. Oysa o dondurucunun ürünü vitamin değerini kaybetmemesi için gereken süre içerisinde dondurabilmesi mümkün değil. Yavaş yavaş donduruyor ve besleyici değeri olmayan bir şey çıkıyor ortaya. Dondurucuların görevi muhafaza etmektir. Ürünü alır eve getirirsiniz, tüketeceğiniz zamana kadar dondurucunuzda 18 derece tutarsınız. Diğer bir tarafta da bilinçlendirici reklâmlarımız var. Sadece İglo ürünlerini değil, dondurulmuş gıdanın da doğru tanınmasını sağlıyoruz bu reklâmlarda. İglonun somonunun renklendirilmemiş olduğunu söyledik mesela reklâmlarımızda, çok ses getirdi. Bezelyenin lezzetini ve besleyiciliğini yitirmeden sağlıklı bir biçimde tüketilebilmesi için tarladan toplandığı andan itibaren 2,5 saat içerisinde dondurulması gerektiğini vurguluyoruz. Son reklâm çalışmalarımızla birlikte telefonlarımız kilitlendi. Tüketici arıyor bu ürün çok lezzetli. Ne katıyorsunuz bunun içine? diye soruyor, Bildiğiniz bezelye diyoruz. O güzel lezzetli bezelyenin, pazardan aldığınız bezelyeden farkı; en doğru tohumla, en doğru toprakta en uygun günde, en uygun biçimde toplanılmış ve hiç vakit kaybetmeden, sadece 2,5 saatte dondurulmuş olması... Birçok doğruyu bir araya getiriyoruz; işte size İglo lezzeti, işte size İglo farkı! Dalından koparılmış gibi, az önce denizden çıkmış gibiReklâm demişken İglo kendini tanıtırken oldukça iddialı ifadeler kullanıyor; Kimse Iglodan daha iyi ve taze ürünler alıp daha hızlı dondurup korumaya alamaz, Her dondurulmuş gıda asla İglo değildir gibi. Bunun arkasında durmayı nasıl başarıyorsunuz?Bir kere İglo bu işin bilimini kavramış, dünyanın dört bir tarafına yayılmış dev bir ekiple yürütüyor dondurulmuş gıda işini. İglonun tekniğinde dondurma işlemi ürünün içindeki suyun donmasıyla gerçekleşiyor. Bu yüzden herhangi bir katkı maddesi kullanılmıyor. Renklendirici, lezzet artıcı ya da başka bir katkı maddesi içermeyen yüzde 100 doğal ürünler sunuyoruz tüketiciye. Dondurulmuş gıda çok ciddi bir iş, dolayısıyla ciddi yatırımlar da yapmak lazım. Mesela İglonun Alaska Mezgitinin tutulması tam anlamıyla ritüel gibi işleyen bir süreç. Deniz suyu tahlil ediliyor. Alaskadan Almanyadaki fabrikaya bulgular gidiyor. Deniz suyu temiz mi, sıcaklık olması gereken değerler arasında mı?... Almanyadaki merkez Alaskadaki suyu tahlil edip onay vermeden, gemiye tutabilirsiniz mesajı gelmeden işlem başlamıyor. Onayın gelmesiyle birlikte GPRSle izleniyor gemi. Ardından Almanyadaki merkez kameralarla Alaskadaki yüzer fabrika gemiyi kontrol ediyor; doğru tutuluyor mu? 90 dakika içerisinde balıklar derisinden, kemiğinden ayrılıp donduruluyor mu, işleniyor mu balıklar? Oldu da gemide bir aksaklık yaşandı, 90 dakika geçirildi, o tutulan balıklar kullanılmıyor. Fiyatımız biraz daha pahalı ama ürünlerimizin farklılığı çok çok daha fazla. Saf fileto balık kullanılarak yapılmış İglo Fish Finger mesela... Alaskanın en temiz sularından tutulmuş bir balığın filetosunu kullanmak başka bir şey, balık artığıyla ürün yapmak başka bir şey. Aradaki fark çok daha fazlasını hak ediyor. Yalnızca deniz ürünlerinde mi? Hayır, sebzelerde de ciddi hassasiyet taşıyor İglo. Tarlada en uygun tohumun ekilmesi gerekiyor. Bir dizi araştırmaların ardından hem besleyici değeri yüksek hem de en lezzetli ürünü verecek tohum bulunuyor öncelikle. Japonyada ekilen tohumla Türkiyedeki toprağa uygun tohum birbirinden farklı. Doğru tohum yanlış yere ekildiğinde yanlış netice veriyor. Tohum seçimiyle de bitmiyor tabi iş. En doğru tarlaya en doğru biçimde en doğru iklime ekeceksiniz o tohumu. Tarla nerede? Tarlanın yeri çok önemli. Uçak pistinin yanında mı, uçağın egzozlarına maruz kalıyor mu? İglo, en uygun tarlayı belirliyor ve ürünün toplanacağı en uygun günde toplayın diyor. İlaç varsa, hormon varsa almıyor o ürünü.Ürünler tarladan toplandıktan sonra. Sürat giriyor işin içine, müthiş bir koşturma başlıyor. Tarlaların kenarında bekleyen İglo kamyonlarında bir saat vardır. O saat, ürünler toplandığı andan itibaren geriye doğru çalışmaya başlar. Bezelye için süre 2,5 saattir. Bu süre bezelyenin içindeki şekerin nişastaya dönüşmesi süresidir. Siz tarladaki dalından bezelyeyi kopardığınızdan itibaren 2,5 saat içerisinde onu dondurmazsanız besleyici değeri düşer. Bezelyeyi tarladan topladığınız andan itibaren fabrikaya belirlenmiş sürede yetiştirmek zorundasınız. Fabrikanın kapısında gelen aracın plakası ve şoförü hemen kameralarla kaydedilir. Süreyi geçiren araçlar fabrikadan içeri alınmaz. Bu aşamadan sonra ürünler yıkanır, ayıklanır ve şoklanarak dondurulur.Fabrikadan çıktı ürün, markete ulaştı. İglonun görevi bitiyor mu bu noktada? Yoksa yarış devam ediyor mu?Biter mi, bitmiyor elbette! Dediğiniz gibi inanılmaz bir yarışla market raflarına geliyor ürünler. Marketlerde dondurulmuş ürün paketlerinin nerede durduğu çok önemli. Dondurulmuş gıdalar için belirlenmiş uygun bekleme derecesi -22dir. Ürünlerimizin gereken şartlarda tüketiciye sunulup sunulmadığını kontrol eden bir ekibimiz, hatta bir ordumuz var. Dolap müdürü dediğimiz motorsikletli çalışanlarımız var. Gidiyorlar satış noktalarına dolaplara dereceleri koyuyorlar, ürünler uygun şartlarda mı saklanıyor bakıyorlar. Sadece dondurulmuş gıda standartlarına uyan marketlerde bulabilirsiniz İglo ürünlerini. Marketçilerin bilinçlenmesi şart!Perakende noktalarının İglo ürünlerini tüketiciye sunabilmesi için ekstra bir yatırım gerekiyor mu?Sadece yatırım değil! Bilinç düzeyinin de yükselmesi gerekiyor. Yatırım, sadece bunun bir kanadı olabilir. Market dergisi okurları şunu çok iyi bilmeli; bu iş çok ciddi bir bilim. Ürünün muhafazasından müşteriye sunumuna kadar her adımda titizlik isteyen bir iş. Baştan savma, günü kurtarma mantığıyla altından kalkmak mümkün değil. Dolaplara yatırım yapmaktan çekinmesinler. Bu işi firmalara bırakmasınlar, firmaların eline koz vermesinler. Rekabet sürsün bir yandan. Bir kere, donmuş ürünlerin muhafazası, koruması çok önemli. Bilirsiniz, marketlerdeki dondurulmuş ürün havuzlarının kenarında bir çizgi vardır. O çizgi ürünlerin en uygun biçimde saklanabileceği maksimum doluluğu temsil eder. Dolabı ürünle doldururken işte o çizginin aşılmaması gerekiyor. Ne yazık ki gittiğimi birçok markette o seviyenin çok aşıldığını görüyorum. Bu şartlardaki yerlerde İglo ürünlerini göremezsiniz. Önce perakende noktalarının ucuza kaçmaması, ürünlere gereken saklama şartlarını sağlaması lazım. Dolapların defrost edilmesi şart, her tarafı buzlanmış dolaplarda ürünleri sağlıklı biçimde muhafaza edemezsiniz. Zincir marketlerin bir şeyi öğrenmesi gerekiyor, satmayan ürünleri dolaplarda tutmamak, raflarda barındırmamak lazım. Bir bakıyorsunuz buzluğun bir tarafı günde üç kere dolup boşalıyor, o ürünlere inanılmaz bir talep var. Diğer tarafındaysa ayda bir kere satılan bir ürün var; boş yere dolduruyor dolabı, satılacak ürünün de yerini işgal ediyor. Market sahiplerinin çok iyi planma yapması gerekiyor. Market sahipleri pazar payına göre, destek payına göre, kalite payına göre paketlerin sıralamasını yapması lazım. Patatesler, bezelyeler balıklar gibi ürünleri ayırmak yerine, marka marka ayırsınlar. Çünkü tüketici marka arıyor artık. Bezelye alırken bakıyor; A markasının bezelyesini veya B markasının bezelyesini satın almak istiyor. Kimseye perakendeciliği öğretmeye gelmedik. Donmuş gıdayla ilgili tüm önyargıları yıkmaya geldik. Market sahiplerinin dondurulmuş ürünlere yatırım yapması şart. En iyi kalite, en yüksek performans sağlayacak dolaplara yatırım yapsınlar. Çünkü yarınlar bu Bugünden başlıyor! Dondurulmuş gıda pazarının önü çok açık. Üç beş zincir marketin sırtlayabileceği bir pazar değil bu Çok büyük, daha da büyüyecek. Bu büyümeyi öngörülebilen, geleceği okuyabilen marketçiler, doğru yatırımlarla bu süreçten kazançlı çıkacak. Gelecekte marketlerde bir metrelik taze sebze reyonlarına karşılık, elli metrelik dondurulmuş ürün standları olacak. Avrupada küçücük taze ürün reyonuna karşılık, alabildiğine dondurulmuş ürün reyonu vardır. Bir organik gıda furyası aldı gidiyor son zamanlarda... Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?Organik gıda biraz çetrefilli bir mesele Tamam diyelim aldığınız domates organik ama manav, kamyona yükleyen, tarladan toplayan hangi suyu atmış üzerine, nereden biliyorsunuz? Ürün organik olabilir ama ürünün muhafazası onun organiklik vasfını gölgelendirebilir. Bunların dikkate alınması lazım. Bir de tabi tarladan hale, oradan markete derken o sebzenin sofranıza ulaşması günler alıyor. Oysa İglonun titizliği de hızı da ortada Tam gününde, en taze anında, en verimli tohumdan üretilmiş ürünü topluyorsunuz. Ondan sonra -40 derecede donduruyorsunuz. Böylece çözüldüğünde dalından koparılmış haline geri gelmesini sağlıyorsunuz, hem besleyicilik hem de lezzet anlamında.Ürün çeşitliliği nedir İglonun?Kendi buharında pişmiş sebze ürünlerimiz var; üç çeşit Steamfresh. Sebzenin başına gelmiş en güzel şey diyoruz ona. Çok iddialı olduğumuz bahçe bezelyemiz var. Bugüne kadar gerçek bezelye yememişsiniz diyoruz reklâmlarımızda. Soya fasülyesi var. İşlenmemiş soya tam bir mucize. Bir de sebze grubumuzda Prenses Patates var; görüntüsü kurabiyeyi andıran bir biçimde şekillendirilmiş patates püresiTek tek paketlenmiş Alaska mezgiti, çocuklara dünyada balığı sevdiren Fish Finger deniz ürünleri grubumuzda yer alıyor. Fish Finger benim favorilerimden dışı kıtır kıtır...Çocuğum balık yesin diye alıp bütün kutuyu bitirenleri duyuyoruz. Renklendirilmemiş Açık Deniz Somonumuz var. Çiftliklerde yetiştirilmiş somon hem daha yağlı oluyor, hem de eti grimsi bir renk taşıyor. Açık deniz somonunda öyle bir şey yok; az yağlı ve doğal somon renginde. Bizim Çingene Palamutuna benzetiyorum tadını biraz, zeytinyağıyla harika oluyor! Bir de bunların dışında fosfata yatırılmamış karidesimiz var. Fosfat içermediği için piştikten sonra küçücük kalmıyor. İglonun ürün çeşitliliği yakın zamanda artacak mı?Hem de çok! Şu an projelendiriyoruz, Türk halkına damak tadına uygun neler sunabiliriz? diye düşünüyoruz. Hem dışarıdan yeni ürünler gelecek, hem bazı ürünlerin Türk damak tadına uygun hale getirilmesi gerçekleştirilecek hem de geleneksel lezzetlerimizi ürün segmentimize dâhil edeceğiz. Bütün üreticilerle görüşüyoruz, birçok fabrikayla temas halindeyiz. Yoğun bir dönem geçiriyoruz. Hepsini sıralayacağız, sonrasında İngiltereden mühendisler gelip tesisleri gezecek. Nihayetinde kimlerle çalışabiliriz, göreceğiz. Mantı mesela Mantının en kalitelisini yapabileceksek, yiyen Evet, bu İglonun mantısı. Çok lezzetli diyecekse, tamam. Aksi takdirde asla girmeyiz o ürüne. Patates yapmayacağız gibi görünüyor. O kadar çok markanın dondurulmuş patatesi var ki pazarda, lezzetli de yapılıyor. İglonun yaptığı bezelye veya karides gibi özel olmazsa Bizim de var demek için yapmayız hiçbir ürünü... Hazır yemek projesi var. Mikrodalgaya koyacaksınız, bir iki dakika sonra yemeğiniz hazır olacak. Kendi formülümüzle yapacağız, yine Türk damak zevkine uygun olması şart. İglonun Türkiye operasyonunda neler var sırada? Mesela üretim düşünülüyor mu?Üretim var elbette. Hatta belki bu yaz bile olabilir. Mevsimi kaçırmadan bir iki tane Türkiyenin sevdiği, geleneksel sebzeyi dondurulmuş ürün pazarına sunalım diyoruz. Benim gözüm çok yükseklerde açıkçası, ciddi atılımlar var ufukta... Ama tabi hep programlı, ince ince projelendirilmiş işlerin doğru zamanda hayata geçirilmesi taraftarıyız. Yavaş yavaş İran, Suriye, Lübnan, Ürdün, Gürcistan hatta Ermenistana ihracat düşünüyoruz. Türkiyedeki üretim alanlarından, buralardaki pazarlara ulaşacağız.Türkiyeye has ürünlerin Avrupa pazarına sunulması var. Bizim bahçe domatesimizi lezzetini, kokusu ve besleyiciliğini bozmadan dondurabilir miyiz, bunu düşünüyoruz. Domateste dondurulma süresi, neredeyse 1 saate kadar düşüyor. Yapılabilir mi, yapılabilirse Avrupalı tüketici bunu hangi koşullarda satın alır? Bunları test edeceğiz. Türk lezzetlerini mutlaka Avrupa ile tanıştırmak istiyoruz. Bugüne kadar yapılan yatırım ve istihdam rakamları nedir?Şimdilik 7 milyon euro yatırdık. Türkiyede yerli üretim başladığı zaman 30 milyon euroya çıkacağımızı tahmin ediyorum. İgloya ilgi arttıkça, ihracatla da birlikte bu rakamın 60, 70 hatta 80 milyon euroyu bulması işten bile değil. Şu anda 2 bin kişiyi istihdam ediyoruz. Türkiye operasyonunda projeyi ucundan tutan 2 bin kişilik bir ordumuz var. Üretim ayağına geçtiğimizde, fabrika personeli, üreticisi derken rakamlar çok çok büyüyecek elbette. Pembe tablo çizmiyoruz. Sektöre de kendimize de güvenimiz tam. Gelecek dondurulmuş gıdanın olacakİglodan sonra neler değişecek?Biz standart üflüyoruz ortalığa. Bu iş böyle yapılır, gelin hep birlikte bunu Türkiyeye tanıtalım diyoruz. Geleceğin sektörü dondurulmuş gıda olacak. Bu bilinci oluşturmada İglo önemli bir kilometre taşı. Değişim başladı bile... Söylediğim gibi daha bilinçli, daha öğrenmeye açık bir nüfusla karşı karşıyayız. Tüketici zorluyor, ne yediğini bilmek istiyor. Doğru beslenen bir nesil yetişiyor. Herşeyin doğalıyla, tazesiyle, katkısızıyla beslenmiş uzun boylu, pırıl pırıl ciltleri olan, sağlıklı ve daha akıllı bir genç nüfus geliyor. Bu da Türkiyeyi G-17den belki de G-7ye götürecek, dünyanın en gelişmiş 7 ülkesi arasına gireceğiz. Hayal değil ki tüm bunlar!Marketçiler, hal esnafı, kabzıman hatta çiftçi bile özeleştiri yapmalı bu lezzet farkı nereden geliyor, neden bu kadar taze? diye. Ürünün karta kaçmasını beklemeyip bizim belirlediğimiz tazelik standartlarında toplayan çiftçiye daha çok kazandıracağız. Haklarını alacaklar. O çiftçi buğday ekmeyecek de soya fasülyesi ekecek. Çiftçiyi sömürmek, hakkını gasp etmek gibi bir şey olamaz çünkü o bizim iş ortağımız olacak! Marketlerimiz ileriye doğru gidiyor. Eskiden her mahallede bir bakkal varken, artık her semtte birkaç zincir market var. Perakende sektörünün önü çok açık... Donmuş gıda marketçilere can simidi olacak. Çürümüş, bozulmuş sebzelerle uğraşmak zorunda kalmayacaklar, atmak, çürütmek, müşterilerin ellemesi, bozması yok! İglodaki kadar taze bir sebzeyi zaten raflarında bulunduramaz. Avrupa, Amerika gibi marketlerimizin dondurulmuş gıdaya yatırım yapmaları şart. Pazar payına göre, satış fiyatına göre, karına göre yer ayırsınlar. İsteyenin gelip dolduralım oraya mantığı bitsin artık. Marketlerine bir dondurulmuş gıda disiplini yerleştirsinler. Satış memurlarının paketleri yırttığını duyuyorum çok üzülüyorum. Buna müsaade etmesinler, bunu yapanları cezalandırsınlar. Çünkü o zarar, marketin kendisine de geliyor.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive