Eklenme Tarihi : 28 Temmuz 2010 Çarşamba
Selim Taşkın

Yler Xleri götürür mü?

Kimdir yönetici, kimin nesidir? Herkeste bir yönetme sevdası ama nasıl? Yöntemler başka başka olsa da bazı realiteler ortak. Yönetici, yetkinliklerden yetenekleri yönetmeye doğru ilerleyendir her şeyden önce. Başlıca görevi ise kuşaklar arasındaki farkı gözetmek, her birinde gizli yetenekleri ortaya çıkarmak ve çalışma ortamında sinerji oluşturmaktır. O halde, insan kaynağı ile iş başarma sanatıdır yöneticilik...


Peki, iş başarmak üzere birlikte yola çıktığımız insan kaynağı kimlerden müteşekkil? Kim onlar ve neler bekliyorlar hayattan? Nasıl yaşıyor, nasıl çalışıyor, nasıl motive oluyor, en önemlisi de hedefe nasıl koşuyorlar?.. Asıl soru şu: Her şeyin hızla değiştiği dünyamızda, nasıl tanımlayacağız bu kuşakları? Neye göre ayıracağız birbirinden, nasıl bir tasnifle? Ve tabii, nasıl kapatacağız, kimi zaman aşılması güç uçurumlar yaratan kuşak farkını? Üstelik her şey gibi değişkenken kuşaklar da. 1945-1964 aralığını kapsayan Boomers Kuşağını, ilk sıraya koyabiliriz mesela. Tam manasıyla işkolikler. Yeni nesle bir şeyler bırakmak ve katmak, onlar için en elzem konu. 1965-1976 yılları arasında doğanlar, X Kuşağı olarak anılıyor. Marka sadakatlerinin yüksek olduğunu, teknoloji ile geç tanıştıklarını, iş ve özel yaşamını dengelemek istediklerini söyleyebiliriz ilk etapta. Y Kuşağını, 1977-1994 yıl aralığı içinde tanımlayabiliriz. Bireysel bakış açısının toplumsal kimliği belirlediği bir noktada, daha sonuç odaklılar. Teknoloji ile dostlar. 1995-2003 aralığı, Milenyum Kuşağına ait. Özgürlüğüne düşkün, kendine güvenen, teknolojiye tutkuyla bağlı, esnek çalışmaya hevesli genç kuşak, ilerleyen dönemlerde tüm iş yapış modellerini değiştirmeye aday. 2003 sonrasında doğanlar için de Z Kuşağı tabirini kullanıyoruz. 2015 yılında, -tahminen- Türkiye genelinde 18 milyon gibi bir büyüklüğe ulaşacaklar. Kuşaklar arasındaki geçiş süresi giderek kısaldığından, kendilerinden öncekilerle sanılanın aksine- uyum sorunu yaşamayacaklar. İletişime açık ve sosyaller, hiyerarşiyi sevmeyecekleri kesin. Bireysel anlamda kendilerine yükledikleri anlamın karşılığını arayacaklar yaşamda. Sadakat kavramıyla tanışma ihtimalleri düşük, hırslı değiller, çabuk vazgeçebilirler. Bazı yönlerden, Milenyum Kuşağına benzeyecekler. Şu anda, 4 kuşak birlikte çalışıyor işyerlerinde. Aralarındaki farkı görmemek imkansız. Kayıtsız kalmak da öyle. Hepsini birden motive edip, hedefe daha hızlı koşmanın vakti çoktan geldi. Bütünü oluşturan parçaları bir arada tutmak ve etkin kılmak için ne gerekiyorsa yapılmalı artık. Bunları düşünmek, araştırmak, tartışmak, sonunda da uygulamaya geçmek lazım. Onları şirketin geleceğine taşımak, ancak iş süreçlerine entegre etmekle mümkün. Şimdiye dek hep hedefe diktik gözümüzü. İş odaklı planlar yaptık, uygulattık, sonuçları izledik. İşte, o noktada tıkandık kaldık. Beraber yol aldığımız insanları nasıl yöneteceğimiz konusuyla pek ilgilenmedik açıkçası. Bunu düşündüysek bile vakit bulamadık. Çalışanların iş hayatına bakışı değişiyor. Kaçımız farkında değişimin?..Farklılıkları tehdit olarak görmekten vazgeçmeliyiz önce. Değişik fikirler, değişik çözümler, değişik renkler... Büyük fotoğrafa anlam katan birer zenginlik hepsi. Yöneticilik anlayışımızın eskidiği çok açık. Herkesi kendimize benzetme çabası ile bir yere varılamayacağı da ortada. Onca farklılığı nasıl bir sinerjiye dönüştürebiliriz? Yeni dengeleri nasıl kurarız? Yanıt bekleyen sorular bunlar. Y Kuşağının sabırsız ve sonuç odaklı olduğunu biliyoruz. X Kuşağı, bunu riskli görecektir ama bazı durumlarda sonuç odaklı olmak işe yarar. Sabırsızlık, bazen sorun. Orada, yönetici devreye girmeli ve denge unsuru olabilmeli. Her kuşağın güçlü özelliklerini ortaya koyacak yapıdan, bizzat yönetici sorumlu. Evet, değişim şart. Yılların yöneticilik deneyimi cepte; onu da biz biliriz, bunu da diyenler yok mu? Olmaz mı? O kadar çok ki. Hata yapma riski, hedefe ulaşamama riski, aynı oranda yüksek. Seçilmiş hedeflere varamayınca, somut gerçeklere bakarız genelde. Olayın insan boyutuna eğilmemek, kuşakları -özellikle X ve Yyi- nasıl yöneteceğimizi düşünüp tartmamak, hedefle aramıza giren en büyük engel olabilir mi acaba? Ne dersiniz? Birtakım önyargılarla ağırlaşan yılların tecrübesi, körleşme sebebi sayılabilir mi? Müşterilerimiz için kampanyalar düzenledik, sadakat programlarını yine onlar için planladık ve ölçtük. Onları motive edecek organizasyonlar temellendirip, satışlarımızı artırmanın peşine düştük. Çalışanlar, biraz geride mi kaldı ne? Galiba. Personele kuşak nitelikleri açısından bakmak, pek azımızın aklına geldi. Görünen köy, kılavuz istemez ki. Günümüzde başarı, yönetim ve organizasyon becerisine bağlı. Yani yönetici ile yönetimindeki personelin işi sahiplenme biçimine... Yani önyargılardan sıyrılıp, kuşak faktörlerini yönetim süreçlerine entegre etmeye... Mevcut kuşakların tamamının aynı zamanda müşterimiz olduğu gerçeği, unutulmamalı elbette. Vakti geldiğinde, Z Kuşağı da müşterimiz olacak. O nedenle dikkat! İki kere, üç kere, beş kere dikkat! Firmamızın gelecek projeksiyonunda -hem çalışan hem müşteri olarak- kuşak farklılığına önem vermeliyiz. Z Kuşağının bireysel özellikleri, AVM kültürünü ve alışveriş alışkanlıklarını hissedilir derecede değiştirecek ileride. AVMler, mağazalar, hatta marketler, bir an evvel revize etmeli kendini. Z Kuşağı, Migrosun başlattığı hızlı kasa örneğini sevecek mutlaka. X Kuşağı yeteneklerini sergileyebileceği işlerde, Y Kuşağı ise rekabetçi çalışma ortamlarında verimli sonuç alacak durumda. Böyle böyle biriktirilen ipuçları, insan kaynağını daha etkin kullanmanın garantisi bir bakıma... Kuşaklar arasındaki farkı doğru okuyamayan, doğru konumlandıramayan bir yöneticinin, -başta da sözünü ettiğim- yetkinlikten yetenek yönetimine geçişi zor. Dolayısıyla herkese bol şans...
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive