Eklenme Tarihi : 06 Aralık 2010 Pazartesi
Yılmaz Pekmezcan

Etimiz de spekülasyonlara kurban!

Birçok alanda endüstri hammaddesi olarak kullanımının yanı sıra yeterli ve dengeli beslenmemize katkısı olan et, maalesef son yıllarda (yakın zamanımızda en üst seviyede) spekülatif bir takım yaklaşımlar ve öngörüsüzlüklerle birlikte zor zamanlardan geçirmekte.


Aslına bakılırsa daha önceki birçok makalemde de belirtmeye çalıştığım en önemli konulardan bir tanesi; maalesef ülke olarak bizi sonsuza kadar yaşatacak olan en önemli kaynaklarımıza sahip çıkamayışımız! Ülkelerin küresel iklim ve sosyoekonomik değişimlere karşı geleceklerini tehdit eden konuların başında tarım ve hayvancılık gelmektedir. Gelişmiş ülkeleri dikkatle takip eden sıradan bir insanın bile, adı geçen ülkelerin yatırımlarını bu yönde ne kadar etkin ve ciddi boyutlarla gerçekleştirme gayreti içerisinde olduklarını görebileceğini söyleyebiliriz. Nüfusun artması, ekilebilir alanların, gerek yüzölçümü gerekse nitelik olarak azalması, kuraklığın ya da aşırı yağışların tarım ürünleri ve canlı hayvan üretimindeki artışı ciddi bir biçimde olumsuz olarak etkilemesi aklı başında her devletin birbirlerine sıkı sıkıya bağlı bu iki sektörünün geliştirilmesi için önemli tedbirler alması gerekir. Tedbirlerin başında ise elbette ki; bitkisel ve hayvansal üretimi akılcı ve ekonomik politikalarla destekleyerek istikrarı sağlamaktır. İstikrar deyince tabii ki aklımıza şu günlerde yaşadığımız sıkıntıların temelinde yatan 1980 ve sonrasından itibaren baş göstermeye başlayan yanlış tarım politikaları, ırkların ıslah edilmemesi, yeterli miktarda ucuz ve kaliteli yem bitkisi tarımının yapılmaması sonucu ülkemiz hayvancılığının mevcut durumunu koruyamamış olması sonucu hayvan varlığında da ciddi azalmalar yaşanması gelmelidir. Ancak, ikinci olarak da sanırım ülkemizde hiçbir konuda milli bir politikamızın olmayışı ve/veya bu politikaların istikrarlı bir biçimde sürdürülemeyişi gelmektedir. Gelişmiş ülkelerde sektörel bakış açıları belirlenmiş, politika haline getirilip hükümetler ötesi bir anlayışla devlet uygulamaları haline dönüştüğünüm görmekteyiz.Dünyada hayvancılık yaklaşık 1,5 milyar insanın geçim kaynağını oluşturmaktadır. Yine dünya tarım sektörünün tarımsal gayri safi hâsılasının neredeyse yarısına yakınını hayvancılık oluşturmaktadır. Türkiyede hayvancılık sektörünün gerilemesi, 1980li yıllarda hızlanmış, hayvan varlıklarında büyük oranda azalma olmuştur. Sektörde üretimin azalması fiyat yükselmesine neden olmuştur. Kırsal kesimde yaşayan nüfus 2000li yıllarda yüzde 35lere doğru azalma göstermiş, böylece kırsal kesimde milli gelirden alınan pay azalmaya başlamıştır. Buna karşılık tarım işletmelerinin sayısının artmasına rağmen işletme ölçekleri daralmıştır. Son yıllarda kurulan büyük ölçekli modern hayvancılık işletmeleri genel durumu değiştirecek boyut ve nitelikte olmasına karşın entegrasyondaki sıkıntılar nedeniyle istenilen düzeye gelmekte sıkıntılar yaşamaktadır. Hayvancılık sektöründeki küçük üreticiler, diğer birçok sektördeki küçük üreticiler gibi verimsizlik, ileri teknolojiye erişememe, pazardan kopukluk, örgütlenememe gibi sorunlar yaşamaktadır. 2009 yılı sektör değerlendirme raporuna göre Türkiyede sektörün temel sorunları: Düşük verimli yerli ırkların mevcudu: Mevcut sığır sayısının yüzde 36sı ve koyun sayısının yüzde 97si düşük verimli yerli ırklardan oluşmaktadır. Bakanlığın teşvik ve gayretlerine rağmen hayvancılığın ıslahına gerekli önem verilmediğinden dolayı verimlilik oldukça düşüktür. İşletme büyüklüklerinin küçük olması: Optimum işletme büyüklüğü tespit edilerek üretim yapılmalıdır. Küçük işletmelerde maliyet dezavantajı işletmeler için büyük bir problemdir. Uygun teknoloji ve yeterli hijyene sahip olmayan işletmeler: Gelişen dünyanın gereksinimlerine cevap vermeyen emek-yoğun ve sağlıksız üretim yapan işletmeler kaliteli üretimden uzaklaşmakta ve yok olmaya mahkûm olmaktadırlar. Hayvan hastalıkları ile mücadelenin yetersiz oluşu: Yeterli derecede bilinçli olmayan kişilerce yönetilen ve kırsal kesimde geleneksel yöntemlerle üretim yapmaya çalışan işletmelerin varlığı hayvan hastalıklarının bertaraf edilmesinde sıkıntılara yol açmaktadır. Üretici birlikleri ticari faaliyetler yapmak yerine hayvancılığın önündeki sorunları giderecek çözümlere odaklanmalıdır: Üretici birlikleri çiftçinin eğitilmesi, Ar-Ge faaliyetlerinin yapılması, ihracata yönelik çeşitlerin geliştirilmesi, kalitenin geliştirilmesi, piyasa araştırmaları ve özendirme gibi faaliyetlere yönelmelidir.Ayrıca Türkiyede hayvancılığın gelişmesinin önündeki en büyük engel damızlık ve besi hayvanı materyali olarak belirlenmiştir.İnsanı, bitkisi, hayvanı, havası, suyu ve toprağı bir ülkenin en önemli kaynaklarıdır. Bu kaynaklardan herhangi bir tanesini bile ihmal etme lüksümüz yoktur. Bu kaynakların etkin ve verimli kullanılabilmesi ancak sağlıklı bir veri kullanımı ve istatistiksel yaklaşımlara bağlıdır. Tarım Bakanımıza samimi olarak soruyorum; bu ülkenin ihtiyaçlarını belirleyerek, bir planlama yaparak tarımsal milli politikalarımızı oluşturmak geçekten zor mudur? Örneğin bu yıl domates fiyatları anormal düzeyde pahalıydı. Muhtemelen gelecek yıl herkes domates ekeceğinden çiftçi zarar edecek ve vekillerimize domates göndererek sorunlarını mecliste çözmeye çalışacak! Bir önceki yıl fındık, ondan önceki yıl patates... Daha öncesini var mı hatırlayan? Hal böyle olunca ne yapsın uyanık girişimci halkımız, spekülatörlükten para kazanıyor.Kurban Bayramımız kutlu olsunBüyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır. Bertolt Brecht
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive