Eklenme Tarihi : 28 Temmuz 2010 Çarşamba
Vedat Diriker

Bana taşeronunu söyle

Öyle ya, neden bazı işlerimi outsource etmek istiyorum? Outsource etmek... Güzel Türkçemizi güzelleştiren(!) böyle bir kavram daha vallahi ben bulmadım. Perakendenin ortak dilinde, bir garabet yalnızca... Hizmetleri dış kaynaklardan karşılamak anlamında sanırım. En özet haliyle taşeron kullanmak. Taşerona ihale etmek... Herkes her işin en iyisini yapamayacağına göre ve uzmanlaşma, verimliliği artırıp maliyetleri düşüren bir durum olduğuna göre aklın yolu bir: Ben kendi asli işime odaklanırken, ekibimi ve tüm diğer kaynaklarımı da bu işe yönlendirirken, yaptığımız çalışmaları destekleyecek yan faaliyet alanlarını taşerona devretmeliyim. Çok doğru ve akılcı bir yaklaşım olmaz mı? Olur elbette. Hem benimle birlikte yürüyecek yan iş kolları üretiyor ve onların kendi alanlarında büyümelerini sağlıyorum, hem kendi kaynaklarımı daha verimli kullanıyorum hem de uzmanlığı teşvik ediyorum.


Peki, taşeronumu seçerken gözettiğim ölçüt ve kriterler neler? Tabii ki önceliğim, aynı işi kendi kendime yapmam halinde katlanacağım maliyeti aşağıya çekmesi... Ben 10a yapıyorken, o 6ya yapıyorsa ne âlâ. 5e yapıyorsa, eyvah eyvah! Demek ki zamanında ben işi hiç bilmiyormuşum ve fena kazık yemişim... Bu ihtimal, her zaman var maalesef. Ülkemiz gibi pek çok işin kurallarıyla yapılmadığı, kalite standartlarının tam olarak oturmadığı, hemen her işin hâlâ pazarlıkla yürütüldüğü coğrafyalarda, kazık yeme ihtimali en sıcak haliyle mevcut. Böyle uçurum maliyet farklarını bu yazının konusu dışında bırakarak, devam ediyorum. Kazık yemek, başlı başına bir başka yazının konusu olabilir. Yiyen açısından da atan açısından da... Yiyen için piyasa bilgisinin zayıflığına yorulabilecekken, atan için kısa vadeli çıkarlar uğruna uzun vadeli imkânları heba etmek anlamına gelir. Dediğim gibi ülkemiz coğrafyasının bir başka zaafıdır bu, sonra konuşuruz. Şimdi asıl amacım; benim 10a yaptığım işi 6ya-7ye bağlayanların, üstelik bir de üstüne kâr elde edenlerin dünyasını aralamak... Ne tür işler taşerona ihale ediliyor? Perakendeden yola çıkarsak; güvenlik, temizlik, nakliye, lojistik, depolama, inşaat, servis, yemek, giyim, personel işleri, personelin kendisi... Tüm bu işleri benim için dışarıdan yapacak birilerini arıyor, seçenekler oluşturuyor ve kim en iyi fiyatı veriyorsa işi ona atıp, derin bir nefes alıyorum. İş yükünden, bunun kırtasiyesinden, yasal zorunluluklarından ve her türlü sorumluluğundan kurtuluyorum. Benim bir şirket kültürüm var ki... Ama ne kültür! Dışarıdan bakana parmak ısırtır. Mesela personel politikam, herkesin imrendiği birtakım temel ilkelere sahip... Çalışanlarıma her türlü olanağı sağlıyorum. Sağlık sigortası, ücretsiz servis, yemek, tabii ki günü gününe ödenen maaşlar, ikramiyeler, tam sigorta... Aynı imkânları, -benim işim için çalıştığı sürece- güvenlik görevlime, temizlik kadroma, kamyon şoförüme, aşçıma, depocuma da ödüyordum zaten. Fakat işleri bir taşerona devrettiğimden beri zorunluluk olmaktan çıktı hepsi. Taşeronum, bu tür ödemelerde biraz cimri. Onun meselesi artık, beni ilgilendirmiyor. Peki; nerede kaldı şirket kültürün? Müşteriye verdiğin hizmeti aksatmadan sürdürmeni sağlayan, bordronda görünmese bile işinin ayrılmaz parçası sayman gereken taşeron organizasyonlarının da bu kültürün bir parçası olması gerekmez mi? Cevap basit: Gerekmez. Peki, 10a yaptığın iş, nasıl oluyor da 6ya yapılabiliyor? Merak edip, araştırdın mı hiç nedenlerini? Cevap yine basit: Hayır... Hayır, çünkü böyle bir sorgulamada, cevabın yukarıda sıraladığım cimriliklerde yattığını bulabilirsin. Sorgulayıp, kafa karıştırmanın sırası mı şimdi? Hem düşünen kafalara, zararlı fikirler üşüşür(!) Uzmanlaşma iyidir. Belli işlerin belli firmalar tarafından asli iş olarak ele alınması, hizmete dönüştürülmesi ve ihtiyaç sahiplerine toplu olarak satılması iyidir. Ancak gerçek bir uzmanlaşma, artan bir verimlilik olduğunda ve maliyeti düşürmek için bel altı uygulamalara başvurulmadığında iyidir. Yoksa taşeronlaştırma, -mevcut düzenin zaaflarından kaynaklananlar yetmezmiş gibi- yeni bir sömürü sisteminin ortaya çıkarılmasından, büyük şirketlerin görmezden geldiği ama her hâlükârda vahşi kapitalizmin kurallarına tabi arka bahçelerin oluşmasından öteye geçmez. Geçemez.Kendi şirket politikasıyla övünen, şirket kültürü anlamında parmakla gösterilen nice büyük büyük şirket, outsource edilen işlerin dünyasında dönen kültürsüzlük ve sömürünün vicdani sorumluluğundan kurtulamaz, kurtulamamalıdır da. İşverenler, yalnızca kendi küçük dünyalarından değil, tüm bir iş hayatının çağdaşlaşmasından, demokratlaşmasından, -haydi daha ileri gideyim- insanileştirilmesinden sorumludur. Çünkü her birey, işveren ya da işçi, ne olursa olsun, yaşadığı toplumun çağdaşlaşmasından, özgürleşmesinden, insanileştirilmesinden mesuldür.Ey işverenler, ey patronlar! Taşerona ihale ettiğiniz işlerde, yalnızca maliyet avantajlarını gözetmeyin lütfen! Kendi şirket kültürünüzün ve personel politikanızın, size hizmet sunan dış kaynaklar için de geçerli olmasını sağlayın. En azından, sağlamanın yollarını arayın.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive