METRO Group Türkiye Genel Müdürü Nurdan Tümbek

Uluslararası şirketler, satınalmalar, birleşmeler ve yeni oyuncularla tarihinin en hareketli yıllarından birini geride bırakmaya hazırlanan, 3 Ekim ile birlikte yeni bir rotada ilerlemeye başlayan Türkiyeyi, perakende yatırımları açısından nasıl değerlendiriyor. Merak ettiklerimizi ülkenin şartlarıyla, uluslararası yatırım kriterlerini objektif bir çerçevede en etkin değerlendirebilecek isimle, METRO Group Türkiye Genel Müdürü Nurdan Tümbek ile konuştuk

Eklenme Tarihi : 11 Kasım 2007 Pazar
metro-group-turkiye-genel-muduru-nurdan-tumbek
3 Ekim itibariyle Avrupa Birliği ve Türkiye arasında start verilen müzakere süreci METRO Group tarafından nasıl karşılandı? Sizce Türkiye ile AB arasındaki görüşmelerin seyri uluslararası perakende şirketlerinin Türkiye ile ilgili yatırım planlarını ne şekilde etkiliyor? 3 Ekim Müzakere Çerçeve Antlaşmasının imzalanması AB üyeliğine giden süreçte önemli bir adım. Bu sürecin gerektiği gibi değerlendirilmesi halinde Türkiye, politik ve ekonomik riskler barındıran bir ülke olarak algılanmaktan, daha güvenilir ve dengeli gelişim gösteren bir ülke olarak tanınmaya doğru ilerleyecek. Bunun doğal bir sonucu olarak, uluslararası perakende şirketleri, Türkiyeye yatırım konusuna daha sıcak bakmaya başlayacak. Ayrıca AB ile uyum sürecinin zorunlu kılacağı yasal düzenlemeler, kayıtdışı ekonomi, teknoloji ve altyapı gibi sektör için hayati önem taşıyan alanlarda gelişmeler sağlayacak. Tüm bunlar dinamik ve büyümeye açık Türkiye pazarını, yabancı yatırımcıların gözünde daha da cazip hale getirecek. Gerçekleştirilecek her yeni yatırım Türkiye ekonomisine kayda değer katkı sağlayacak. Türkiyenin METRO Group operasyonları içindeki konumunu ve önemini değerlendirebilir misiniz? Türkiyenin jeopolitik konumu dünyadaki her büyük şirket gibi METRO Group operasyonlarında da kilit rol oynamaya devam ediyor. Türkiyenin Orta Doğu ve Asyaya yakınlığı, bu ülkelerle Avrupa ülkeleri arasında temsil ettiği köprü görevi başka hiç bir ülkenin sunamayacağı stratejik ve politik imkanlar sunuyor. Türkiyenin dinamik, genç ve gelişime açık bir pazar olması da perakende sektörü için hayati önem taşıyor. AB müzakere süreciyle birlikte, altyapı faaliyetlerinin geliştirilmesi ve yasal düzenlemelerin getirilmesiyle çehresi değişecek olan Türkiye pazarı, METRO Groupun ileriye yönelik planlarında daima etkin rol oynayacak. Ayrıca Türkiye tedarik sürecinde çok etkin çözümlemeler sunan bir ülke. METRO Groupun dünyadaki 30 ülkesinde ihtiyaç bulunan ürünlerin satın alınması için ilk akla gelen ülkelerden birisi de Türkiye... Özellikle meyve-sebze, elektronik ve tekstil ihracatında Türkiye belirleyici rol oynuyor. Ayrıca ucuz ve eğitimli iş gücü de Türkiyenin artıları arasında sayılabilir. Farklılaşan yerel ayakta kalır Son dönemde sektör satınalma kararlarıyla hareketli günler geçiriyor? Sizce bu gelişmeler sektördeki ulusal-yerel dengelerini ne şekilde değiştirecek? Satınalma ve birleşmeler ışığında Türkiye perakende sektörünün 10 yıl içinde nasıl şekilleneceğini düşünüyorsunuz? Dünyada perakende sektörünün gelişim sürecine baktığınızda, Türkiye ile benzer özellikler gözünüze çarpar. Bu doğal bir süreçtir. Büyük firmalar küçük firmaları satın alır. Aslında bu da yabancı sermayenin o ülkeye duyduğu güvenin bir göstergesi. Ancak gönül arzu eder ki, doğrudan yatırımlar gerçekleştirilsin. İnşaata sıfırdan başlansın, inşaatta çalışanlar kazansın, inşaatı yapan kazansın. Mağazanın inşaatı bittikten sonra yeni işe alınacak personel kazansın, ülkeye yeni kaynak sağlayacak kurumlar oluşturulsun. Türkiyede son aylarda gördüğümüz satın almalarda belki bu duyguları yaşamıyoruz. Önümüzdeki dönemde yerel markalar biraraya gelebilir. Kendini farklılaştıran ve sundukları hizmetle kalitelerini ispat eden yerel perakendeciler ayakta kalabilecek. Uluslararası perakende firmalarının gelecek yıllarda Türkiyeye olan ilgisinin artacağını düşünüyorum. Bugün bir elin parmakları sayısında olan yabancı perakendecilerin sayısı çok yüksek seviyelere çıkacaktır. İstanbul Ümraniye ve Antalyada iki adet Real Hipermarketler Zincirinin temeli geçtiğimiz günlerde aynı anda atıldı. Metro Groupun yeni yatırımları ve Türkiye için düşündüğü yeni projeleri hakkında bilgi alabilir miyiz? METRO Group, önümüzdeki bir kaç yıl içinde adından fazlasıyla söz ettirecek. 2 Eylül tarihinde başlattığımız yatırım hamlemiz artarak devam edecektir. Şu anda birçok arsa ve lokasyonda fizibilite çalışmalarımız devam etmektedir. METRO Group CEOsu Dr. Hans-Joachim Körber, Türkiyeye 300 milyon Euroluk yatırım sözü vermişti. Doğrudan yatırım açısından baktığınızda bu Türkiyede özel sektörün yaptığı önemli yatırım tutarlarından birisi. Özellikle real,- Hipermarketler Zincirinin mağaza sayısını artırmayı planlıyoruz. Sosyal sorumluluğumuzun bilincindeyiz METRO Group bir perakende şirketi ancak Ericek Köyü Kalkınma Projesi gibi enterasan bir projeyi de yürütüyor. Çoğu insan METRO Group neden bir köy kalkınma projesine imza atsın ki? şeklinde düşünebilir. Sahi neden böyle bir proje geliştirme gereği duydunuz? Dünyada ticaretin kalıpları değişiyor ve genişliyor. Sınırların kalmadığı bu ticaret şeklinde ve kurallar da yeni baştan yazılıyor. Değişen ticaret kültüründe, METRO Group, uluslararası deneyimi ile rekabet stratejileri yaratmaktadır. Sadece odaklandığımız perakendecilik işinde değil, teknolojide, çevreye saygıda, kültür-sanat hizmetlerinde ve sportif faaliyetlerde de kendimizi sorumlu hissediyoruz. İçinde bulunduğumuz toplumun ihtiyaçlarına ve marketlerimizin bulunduğu illerin sorunlarına duyarlı hareket ediyoruz. Bu da METRO Groupu en sosyal sorumlu şirketlerden birisi haline getiriyor. Bursanın bir dağ köyünde, TEMA Vakfı ile birlikte bir kırsal kalkınma projesine el atmamızın sebebi de budur. Bu projenin bir çok destekçisi var. Finansal anlamda METRO Group ve METRO CashCarrynin maddi olarak büyük desteği oldu. Ama burada TEMA Vakfı ve onların çalışanlarının çabalarını yabana atmamak gerekir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğüde desteklerini esirgemedi. Belki de en önemli katkı, Ericek Köyü halkının canı gönülden desteği oldu. Kararlı bir sosyal sorumluluk bilinciyle tam destek verdiğimiz bu projenin amacı yıllardır erozyonun verimli topraklarını alıp götürdüğü Ericek Köyünü sosyo-ekonomik açıdan kalkındırmaktı. Kaybolmak üzere olan elsanatları, ipek, arıcılık ve halıcılık gibi geleneksel iş kollarına hayat vermeyi ve bu sayede yeni iş olanaklarıyla tırmanışta olan göç oranını aşağı çekmeyi hedefliyoruz. Ericek Köyünde dinamikleri harekete geçirecek geniş araştırmalar yapıldı. Köyde bir zamanlar meyve fidancılığı yapılıyormuş. Erozyon önlenirse, başarı sağlayabiliriz diye düşündük. Seki teras çalışmaları gerçekleştirildi. Toprağın yeniden hayat vermesi için yapılan çalışmaların ardından yem bitkisi üretimine başlandı. Büyükbaş hayvancılığının gelişmesi için çalışldı. El sanatlarının yeniden ivme kazanılması için eğitimler verildi. Projeye 2003 yılının sonlarına doğru başladık. Aslında biz bu proje ile insanlara balık yemeyi değil, balık tutmayı öğrettik. Biz istediğimiz kadar çaba sarfedelim. Ericek köylüsü, çalışmadan, toprağını sulamadan, hayvanlarını beslemeden veya göznurunu dökmeden kalkınamayacaktır. Projede eğitime bu yüzden ağırlık verdik. Kalkınma başı veya sonu olmayan bir süreçtir. Ekilen meyve fidanlarından elde edilen ürünler, hayvancılıktan sağlanan fayda, el sanatlarından gelecek gelir, Ericek köyünü zaman içinde daha yaşanabilir kılacaktır. Bu tip çalışmaların sektördeki diğer kuruluşlara da örnek olduğunu ve teşvik ettiğini düşünüyor musunuz? Kırsal Kalkınma Projesinde son derece başarılı sonuçlar elde ettik, bir köyümüzü hayata döndürdük. Umarım, bu proje başka büyük firmalara da örnek olur. Ne yazık ki, böylesi bir projeye adeta susamış sayısız köyümüz var. Türkiyenin en büyük 500 şirketinden her biri, ihtiyacı bulunan bir köye elini uzatsa gerçek kalkınmanın yurt genelinde başlayacağına inanıyorum. İşte o zaman kalkınma projesi diye tabir ettiğimiz kavramın gerçek değerini anlar, Türkiyenin de uluslararası arenada ne kadar güçlü konuma geldiğine şahit oluruz. Perakende sektörüne yönelik yetişmiş eleman sıkıntısı olduğu hep dile getirilir. METRO Group açısından böyle sir sıkıntı var mı? Bu konuda çalışmalarımızı düzenli olarak artırdığımız için yoğun bir sıkıntı yok ancak tabi METRO Group, perakende sektörünün hemen hemen her alanında hizmet veriyor. METRO Cash Carry ile toptan satış, real,- Hipermarketleri ile perakende satış, Praktikerle yapı marketçiliği alanında hizmet veriyor. Durum böyle olunca yetişmiş eleman ihtiyacı diğer perakendecilerden daha farklı özellikler arzediyor. Peki neler yapıyorsunuz bu konuda? Eğitim faaliyetleriniz ve çalışanlara yaklaşımınız ile ilgili bilgi alabilir miyiz? Ortaya çıkan bu güç durumu avantajımız haline getirmek için yurtiçi ve yurtdışında kariyer gelişim programları uyguluyoruz. Ayrıca çalışanlarımızın bilgi ve görgülerini artırmak için Metro Academy isimli bir program yürütüyoruz. Genel anlamda yürütülen bu eğitim programlarının yanısıra mağaza içinde de çok sık eğitimler düzenliyoruz. Böylelikle çalışanlarımızın müşteriye karşı en uygun çözümlemeyi üretmesini tesis ediyoruz. HACCP herkes için uygulanmalı Real, HACCP kriterlerini Türkiyede ilk uygulamaya başlayan perakende kuruluşu oldu. Metro Groupun öncülük ettiği bu uygulamada gıda perakenedecilerinin izlediği politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye organize perakende sektörüne ilkleri getirmekten dolayı büyük gurur duyuyoruz. Bu konulardan birisi de HACCP. Bence artık bu konuyu tartışmamak gerekiyor. Çünkü yapılması gereken bu. Kimin yapıp, kimin yapmadığına bakmadan, herkesin bu kriterleri uygulamasını gerekiyor çünkü Avrupa Birliğine hazır bir sektörde bunun başka bir alternatifi yok. Ayrıca bence Türkiye organize perakende sektörü ile Avrupa arasında gıda güvenliği açısından fazla bir fark yok. Hatta Türk firmalarının Avrupalı perakendecileri geride bıraktığı bir çok uygulama bulunuyor. Sadece bunu belgeyle ispatlamak gerekiyor. Sizce HACCP kriterleri ve gıda güvenliği açısından Türkiye perakendesi Avrupa Birliğina hazır mı? Bizim ülke olarak eksikliğimiz semt pazarları, açık pazarlar ve merdivenaltı üretim alanlarındadır. Kayıtdışı ekonomiyi körükleyen, insan sağılığını hiçe sayan bu satış noktalarında etkin bir denetim mekanizması kurulamazsa, işimiz çok daha zor olacak. Çünkü hiçbir Avrupa ülkesinde gıda zehirlenmesinden dolayı her yıl 2 bine yakın kişi ölmüyor. Tüketicilere bu bilincin aşılanması için herkesin tüketicilerde sahip olmasını istediği şekilde bilinçli hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive