Markaevi Ajans Başkanı Makbule Batur

Markaevi genç ama bir o kadar da tecrübeli bir ajans. Gençliği yeni kurulmuş olmasından tecrübesi ise Ajans Başkanı Makbule Baturun kariyeri ve birikimlerinden geliyor. Özellikle perakende iletişimi konusunda müthiş bir deneyime sahip olan Makbule Hanım ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik

Eklenme Tarihi : 12 Eylül 2008 Cuma
markaevi-ajans-baskani-makbule-batur
Emre DURDU Nasıl karar verdiniz iletişimci olmaya?Öncelikle bu işin okulunu okumaya karar verdim. İletişim fakültesi mezunu olmanın çok önemli olmadığı söylenir. Bu görüşe katılmıyorum, iletişimci olmak için bu işin fakültesini bitirmek önemlidir. 1985te üniversite eğitimimi sürdürürken, bir yandan da gazetecilik yapmaya başladım. İletişim alanındaki kariyerim böylece başlamış oldu. Halkla ilişkilere gazetecilikten geçiş yaptınız yani. Bunun ne gibi avantajları var sizce?Evet, öyle... İletişimci her sözcüğü dikkatli kullanarak, hedefi kalbinden vurmak durumundadır. İletişim tuğlaları üst üste dizme sanatıdır, gazeteci kökenli olmanın farkı işte burada ortaya çıkıyor. Empati yapmak çok önemli. Bir Kızılderili atasözü Onların pabuçlarıyla yürümedikçe bu işi yapamazsın der, tam da böyle bir şey işte. Gazetecilik yapmadan, gazetecinin bir konuya nasıl baktığını anlamak mümkün değildir. Peki, sizi halkla ilişkilere yönelten ne oldu?Biraz değişik bir şeyler yapma isteği, çoğunlukla da fırsatlar tabi ki... Özal dönemiyle birlikte sermaye birikiminin oluşması beraberinde hizmet alma olgusunu doğurdu. PR şirketlerinin doğduğu ve iş yapmaya başladığı o yıllarda Strateji Halkla İlişkilerde Betül Mardinle birlikte çalışma fırsatı buldum. Ardından, Bakırköy Belediyesine Basın Danışmanlığı yaptım. LCWde beş yıl iletişim direktörü olarak çalıştım. Sonrasında Unitim Grubunda çalıştım, ardından Get markasında Genel Müdür Yardımcılığı yaptıktan sonra kendi işimi kurmak zorunda kaldım. Neden zorunda kaldınız?Açıkçası biraz yoruldum... Göreviniz arttıkça sadece kendinizden değil ekip arkadaşlarınızdan ve onların haklarından da sorumlu olmaya başlıyorsunuz. Ne yazık ki firma ne kadar kurumsal olursa olsun herhangi bir kriz durumunda ya da herhangi bir daralmada hemen halkla ilişkiler ve iletişimle ilgili bölümlerden kesinti yapılıyor. Bu durumda hem işe aldığınız kişilere, hem de iş yaptığınız kişilere karşı mahcup oluyorsunuz. Bunlar beni çok yordu ve artık sadece kendi kendime kefil olmaya karar verdim. Markaevi böylece, 2004te doğdu. Yeni bir ajansın başarıya ulaşması için neler gerekiyor, siz neler yaptınız?Sizinle çalışmış insanların size referans olmaları... Başka hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Çok firmada üst düzey yönetici olarak görev aldım ve o arkadaşlarımın her biri, bir yerlerde yönetici olarak çalışmaya başladılar. Gittikleri tüm şirketlerde birçok firmayı da bize yönlendirdiler. Eğer belli bir geçmişiniz varsa ve doğru dürüst iş yapmışsanız zaten insanlar sizi buluyor. Dikkatimi çeken nokta perakende konusundaki tecrübeniz oldu. Tesadüf mü, tercih mi?Sıfırdan aldığım, hiç iletişim hizmeti almamış bir marka olan LCWyi, altı yıl gibi bir sürede önemli bir noktaya taşımam beni sektörde çok ileri attı. Ellerimizle büyüttüğümüz bir şirket oldu, örneğin ben ayrılmadan grup, Fransadaki LCWyi de almıştı. Tüm dünyadaki LCWnin markasının marka iletişim direktörü ve kurgulayıcısı olmak hayallerin ötesindeydi. Tabi ki tecrübe kazandığınız, çevre edindiğiniz sektör sizi hemen bırakmıyor. Perakendede kalmamda bunun etkisi var ama ben de çok seviyorum. Dinamik olmasını seviyorum her şeyden önce. Severek ve isteyerek çalıştım perakende sektöründe. Perakende iletişiminde belirleyici kriter nedir sizce?Satış her şey değildir. Sürdürülebilir marketing yapabilmeyi daha çok önemsiyorum. Bugün dünyaca ünlü markaların pazar payını sabit tutmak, rakiplerle arasındaki farkı sabit tutmak ve arttırmak adına marketinge yaptırım yapmaktan kaçınmadıklarını görüyoruz. Trendler büyüme eğilimi gösteriyor. Küçük ve orta ölçekliler büyümek zorundayken büyük de mega olmak ve yerini sağlamlaştırmak zorunda. Bunu yapabildiğiniz ölçüde piyasada varolabiliyorsunuz. Kısa süreli başarılar üretimin ve mağaza yöneticilerinin işi. Ancak perakendede uzun süreli ve çok kalıcı bir marka olmak istiyorsanız sürdürebilir bir PR stratejisini sabırla, sürekli yatırımla desteklemelisiniz.Özellikle Unitimde kurumsal iletişim direktörü olarak çalıştığım dönemde edindiğim deneyimler, perakende yönetiminin önemini algılamama, yaptığınız küçük atraksiyonların nasıl güzel sonuçlar doğurduğunu yaşamama sebep oldu. Perakende başarılı olmanın temel faktörlerini CRM, lojistik ve tedarik, son olarak da kesintisiz iletişim olarak görüyorum. Dünya perakendesine baktığımız zaman hızlı tedarik eden, rakiplerinin önüne geçen, odaklı mal getiren firmaların başarılı olduğunu görüyoruz. Perakendenin geleceğinde müşteri taleplerini iyi okumak var. Global markaların yerel talepleri okumakta her zaman başarılı olduğunu düşünmüyorum. Markaevi perakendede kimlerle çalıştı?Çok var, biz Avvayla başladık, sonra Carmen geldi. İkinci ayımızda Gürmen Grubu geldi, Kipin medya planlama ve satın almasında başarılı bir iş çıkardık. Ardından Ramsey ve Kipin PRı geldi. Erkek giyimde beş markayla; Kip, Ramsey, Cacharel, Pierre Cardin, Bisseyle çalıştık. Bu markalar çalıştıklarımızdan bir kısmı. Tabi sadece mağazacılık değil alışveriş merkezleriyle çalıştık. Deposite, Taxit Center ve sonrasında Atlantis AVM ile çalıştık. Temelde bütün alışveriş merkezleri birbirine benzer, böyle bir yapı içinde ayırt edici bir çalışma yapmak zor değil mi? Neler gösterdi size bu tecrübeler?AVMler artık markalara yatırım yapmak zorunda, kendi yıldızlarını yaratmak zorunda. Türkiyede onlarca AVM açılıyor ve her yere Zara, Mango, LCW, Koton götüremezsiniz. Bu hepsini tektipleştiriyor. Formatı kopyalamak yerine, bulundukları yerler itibariyle belli segmentlere odaklanmaları gerekir. İlk olarak Akmerkezde bir farklılaşmayı gördük, İstinye Park, Kanyonu da bunlara ekleyebiliriz. Depositede de benzer bir faklılık söz konusuydu. Bu farklılığın iletişimini çok iyi yönettiğimizi düşünüyorum. Bir de yeni bir trend oluştuğunu görüyoruz; firmalar ajanslarla çalışmak yerine kendi içlerinde kurumsal iletişim birimleri kuruyor. Sizce doğrusu nedir? Nasıl olması gerekir? Ben hep kurum içi PRda çalıştım. Kurum içi PR, doğru yapıldığında etkindir. Ama patronun, yöneticiye ajanstan gelmiş biri gibi davranması, ona nötr bir gözle bakabilmesi gerekir. Şu kadar para veriyorum, ne kadar neler döndüğünün farkındayım mantığıyla bu işi yürütemezsiniz. Mesela Koç, Zorlu gibi çok büyük firmalar kurum içi PRa yöneldiler. Burada şöyle hassas bir nokta var, medya planlama satın almaları sinerji yaratmak adına bünyenize alabilirsiniz ama creative ve PRda mutlaka dışarıdan birileriyle çalışmalısınız ki, farklı başlıklar altında yenilik sunabilesiniz. Burada biraz da çuvaldızı kendimize batırmak istiyorum. Eskiden kapkaç ruhlu çalışan ajansların bugün sektöre kattığı olumsuzluğu hala yaşıyoruz. Biz iletişimciler olarak bir türlü bir araya gelip içimizdeki yanlışları ayıklayamıyoruz ama işadamları canımız yanmasın diye Reklam Verenler Derneği kurmuşlar. Dünyanın neresinde var Reklamverenler diye bir dernek. Demek ki şirketlerin de canı yanmış. Meseleye biraz da bu noktadan bakmak lazım. Ajansınızı anlatmanızı istediğimde ilk aklınıza gelen nedir, Markaevi için belirleyici, ayırt edici olan nedir?Benim ekip arkadaşlarım benim için en kıymetli şeydir. Ekiplerin sinerjileri vardır. Bu sinerjiyle, hizmet kültürünü oluşturmamız gerekir. Türkiyede hizmet kültürünün henüz yeterince gelişmediğini görüyoruz. Gelecek bizim sektörün lehine bir gelişme gösteriyor. Bizim de bunları okuyup, daha bilinçli analizler yaparak iyi ekipler oluşturmamız gerekiyor. Benim en büyük korkum müşteri alıp hizmet verememektir. Marka vaadini gerçekleştirememe kaygısı bence en üst kaygıdır. Müşterilerden geldim ve hizmet alamadım sözünü asla duymak istemem. Bu yüzden ekibi çok önemsiyorum. Marka evinin bir ekol olmasını isterim. Bizim marka vaadimiz gerçeklik, netlik ve efordan geçiyor. Unutmadan sormak istediğim son konu da sosyal sorumlulukla ilgili. Sektörün bu çalışmalara destek verdiğini sıkça görür olduk. Sizin bu konuda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?En son mimarlık alanında faaliyet gösteren müşterimiz MDM Mimarlık için bir sosyal sorumluluk projesi düşündük. Kendileri de bu sosyal projeye çok ilgi gösterdiler. Projeye Bakırköy Belediyesi de yer tahsis ederek katkıda bulundu. Proje, Fiziksel Engelli çocuklar için bir anaokulu yapılması fikri üzerine kurulu. Bu anaokulunda engelli çocuklar ile engelsiz çocuklar bir arada eğitim görecekler. Böylece engelli çocuklar ilköğretimleri öncesinde önemli bir hazırlık devresi geçirmiş olacaklar. Tüm sosyal yaşantıları için iyi bir başlangıç olacak. Projenin çizimi için ilgili fakültelerdeki üniversite öğrencilerine bir yarışma düzenledik. Böylece üniversite öğrencilerini de projeye dahil etmiş olduk. Yarışma süresi bitti, projelerin değerlendirilip seçim yapılması için psikolog, pedagog, psikiyatr, akademisyenler ve engelli derneklerinden uzman yetkililerden oluşacak bir jürinin değerlendirmesi sürecindeyiz. Seçilen projeyi MDM Mimarlık mimarları uygulayarak Türkiyenin ilk Fiziksel Engelliler Anaokulu yapılmış olacak. Şunu da belirtmek isterim; anaokulu özel değildi. Sektörümüzün sosyal sorumluluk çalışmalarına destek veriyor olması tabi ki çok güzel. Biz de hemen her fırsatta bu tip projelere elimizden geldiğince destek oluyoruz.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive