Yüzyılın Fenomeni, Jean...

7`den 70`e herkesin, her akımın, her koleksiyonun sahip çıktığı jean, 17`inci yüzyıldan beri bizleri kuşatmaya devam ediyor.

Eklenme Tarihi : 28 Kasım 2007 Çarşamba
yuzyilin-fenomeni-jean
Altın arayıcılarından kovboylara, boyacılardan işçilere kısa sürede sanayileşen Amerika`nın gözdesi olan jean, tüm dünyanın vazgeçilmezlerinden... Bugünkü jean pantolonların bildik kumaşı denim, 17. yüzyılda Fransada yapılan çift katlı Serge de Nimes adlı bir dokumadan türetildi. Jean lafı ise Genovalı denizcilerin bu pamuk, keten ve yün karışımı dayanıklı kumaşı giysilerinde kullanmasıyla oluşan bir terim. Genovalı denizcilerin açık denizlerdeki İngilizce lakabı jean, yıllar boyunca insanların ağzından düşmeyecek bu kelimenin de çıkış kaynağıydı. 18`inci yüzyılın başlarında Amerika, köleliğin yaygınlaşması sonucu bollaşan pamuğu, jean kumaşın hammaddesi olarak kullandı. 1848de James Wilson Marshall adlı bir marangoz, Californiada değirmen inşa ederken bir miktar altın buldu, böylece altına hücum başladı. 1853te Loeb Strauss (tabii biz onu sonra değiştirdiği ismi Levi ile tanıyoruz) adlı uyanık bir adam altın arayıcılarının bol miktarda çadır bezi, ev ve at arabası örtüsüne ihtiyaçları olacağını düşündü ve denim kumaş toptancılığına girişti. Ancak müşterilerinden birinin pantolonlarının madende sürekli yırtıldığını anlatıp, asıl pantolon satmalıydın demesi, aklına parlak bir fikir getirdi. Artık jean devri gelmişti... Ata binenlerin canı yok mu? Levi Strauss`un dayanıklı, daha rahat ve her zaman her yerde giyebilecek pantalonları, altın arayıcılarından kovboylara, boyacılardan işçilere kısa sürede sanayileşen Amerika`nın gözdesi oldu. İlk önce tulum şeklinde bol üretilen pantolonlar, işi at sırtında olan kovboyların ve özellikle posta habercilerinin yoğun talepleriyle dar olarakta üretilmeye başlandı. İşçiler, bu modeli çok sevmemişti ama dar jean`ler başka birçok işi zorlaştırmasına karşın ata binmeyi kolaylaştırıyor, at sırtında toplanmıyordu. Bugün giyenin tarzını da yansıtan bol veya dar kesim jean konusunun çıkış noktası da buradan geliyor. Kovboylar da giyiyor, hippiler de... O dönem işe yararlığıyla kendini benimseten jeanin günlük hayatın moda giysisi olabileceği fikrini de ilk akıl eden yine Levi Strauss`tu. Levi, 1902de pantolonunun arkasına iki cep dikti ve siyah, kahverengi, yeşil ve beyaz olan jean renklerinin içine maviyi soktu. Bu, onun son çabası oldu ve jean pantolonun babası bir yıl sonra hayata gözlerini yumdu. Ancak Amerika`nın değişik bölgelerinden birçok girişimci onun adımlarını takip etti ve jean 1900`lü yılların değişmez giysisi olarak tarihteki yerini aldı. II. Dünya savaşı ile birlikte Amerikan askerlerinin Avrupa`ya girmesiyle, Levi`s`ın ünü tüm dünyaya yayıldı. Cephedeki savaş sürerken markalar arasında da büyük savaş patlak verdi. 1940`larda Levi`s ile Lee kapıştı. 1947`de Wrangler da girdi savaşa. 1951de Bing Crosby, jean smokini ile büyük sükse yaptı. Bridget Bardot, daracık jean pantolon giyerek seksi olunabileceğini kanıtladı. James Dean, 1955te Rebel Without A Couseda -bizdeki adıyla Asi Gençlik- giyerek jean pantolona inanılmaz bir popülarite kazandırdı. Aynı yıl jean pantolon okullarda yasaklanmaya çalışıldı, ancak kimse çığ gibi yayılan bu modanın karşısında duramıyordu, 1958de Amerikalı gençlerin çoğu yatak ve kilise hariç her yerde jean giyiyordu. Aynı zamanda bir imaj oldu jean. Lee bir çok Hollywood prodüksiyonuna sponsor olarak yıldızlara jean giydirdi. Norma Jean Baker, Marilyn Monroe adı altında oynadığı J. Logan`ın Bus Stopında Lee Rider 101 giymişti. Ancak Marilyn, Lee`nin tüm gayretlerine rağmen üstüne birşeyler giydiğinde değil, daha çok çıkardığında insanların akıllarında yer etti. 1960`lı yıllara gelindiğinde Marilyn Monroe ve Brigitte Bardot`tan sonra kadınlar da giymeye başladı. Büyük patlama 1970`lerde oldu. 68 gençliğinin gösterilerinde, o yılların sembolü haline geldi. Sınıf farkını silen eşitlikçi bir kıyafet oluverdi. Artık çiçek çocuklar (bir şeyler giydiklerinde) jean pantolondan şaşmıyorlardı. 1971de Rolling Stonesun Sticky Fingers albümünün kapağında kullanılan Andy Warhol tasarımı ile jean pop kültürüne de kazındı. Modası hiç geçmiyor Ceketlerin, şık gömleklerin, elbiselerin altına giyilen jean pantolonlar son dönemde her markanın, her koleksiyonun baş tacı oldu. Bunun nedeni ise streetwear olarak bilinen gençlerin sokaktaki giyim tarzlarının özellikle 1990`larda büyük moda markalarına da ilham vermesi ve farklılaşma çabasının tasarımlara yansıması. 2000`li yılların yeni trendi ise klasik anlamda uyumlu giyinmek değil ağır ve hafif tarzların sentezini yaratmak. Diesel, Levi`s, Citizens of Humanity, Earl, Joie gibi bu alanda isim yapan markalar kadar, lüks sektörü de bu akımdan pay kapmak istiyor. Chanel, Dior, DolceGabbana, Prada gibi markalar özel `jean wear` koleksiyonları tasarlıyor. Amerikan tarzı yaşam Birçok araştırmacının ve uzmanın da belirttiği gibi jean bir ürün değil bir ikondur. Kola, fast food, pop müzik, TV durum komedileri gibi rahat, daha doğrusu oradaki tabiriyle cool Amerikan tarzının bir simgesidir. Jean, geride bıraktığımız yüzyılda, pazarlama stratejileri açısından tartışmasız en başarılı ürünlerden biridir. Bunu sağlayan ise ürünün her tüketici grubuna, sayısız kanaldan gönderdiği çok farklı mesajlarla, farklı şeyleri çağrıştırabilmesidir. Bana başkaldırıyı ve özgürlüğü çağrıştıran jean, başkası için kaliteyi ve özendiği kişiye benzemeyi sağlayan giysidir. Jean markaları, herkes için kendisiyle özdeşleştirebileceği birşeyler sunar. İşte 1990`ların başından çarpıcı bir örnek, özellikle Avrupa için hazırlanan, dönemin Levi`s 501 reklamı; 1950`lerin dekoru içinde genç bir adam, dökülen kamyonuyla, kırsal alanda tozlu bir yolda arabaları bozulmuş genç bir çifte rastlar. Üzerindeki Levi`s jean`i çıkarır halat gibi arabaya bağlar. Güzel kız, erkek arkadaşına omuz silker ve Levi`s giyen gençle birlikte kamyonun şöför mahalline yerleşir. Erkek arkadaşı ise rakibinin Levi`s 501`inin çektiği arabadan onları izlemektedir. Bir süre sonra tampon, Levi`s 501`in dayanıklılığına ayak uyduramaz ve yerinden fırlar. Araba geride kalırken kamyoncu ve genç kız pantalonun ucunda sallanan tamponla birlikte uzaklaşır. O sırada çalan muhteşem fon müziği, ekranda yazan Levi`s 501 yazısı ve altına giren unutulmaz slogan Erkekleri çocuklardan ayırır. 1990`ların başında genç olupta bu reklamdan etkilenmeyen, parası olupta gidip Levi`s 501 almayan var mıdır acaba...? Muhteşem Kot....!!! Türkiye`de her marka kağıt mendillerin Selpak olarak anılması gibi, jean de kot olarak anıldı. Bunun ilginç bir hikayesi var. Jean giysilerin jenerik isminin kot olarak bilinmesi, ilk üreticisinin soyadını marka adı yapmasından kaynaklanıyor. Girişimci Muhteşem Kot, 1940 yılında Fransa`da karşılaştığı blue jean`i çok beğenir. Sağlamlığına ve olağanüstü dikişlerine hayran olur ve aynısını Türkiye`de üretmeye karar verir. İlk yatırımdan sonra günde 200 adet pantolon üretmeye başlar. 1960 yılında Kotu marka ismi olarak tescil ettirir. Muhteşem Bey`in pantolonları işçiler ve köylüler arasında çok tutulur. Daha sonraki yıllarda Muhteşem Kot`un oğlu Aytaç Kot, Kotun marka ismi olduğunu halka anlatmaya çalışır. Türkiye`de orijinal Amerikan jean`lerinin ancak kaçak olarak satılabildiği 1980`li yıllara kadar Kot markası iyi iş yapar. Türkiye`nin dışa açılması sırasında pazara yabancı jean markaları girmeye başayınca Kot sürekli kan kaybeder. Aytaç Kot, tekrar eski günlere dönmek için Kot, kot değildir diye bir reklam kampanyası bile yapar ama derdini insanlara anlatamaz. Sonunda Türk halkı, Levi`s kot demeye başlar ve bir zamanların lider markası Kotu unutup ismini sahiplenir. 1992 yılında üretime son veren Aytaç Kot, aynı yıl fabrikayı da kapatmak zorunda kalır. Amerika`dan Beyazıt`a... Türkiye`de kumaşı, ayakkabıyı bile devlet üretti uzun yıllar. Ama 1950`lere gelindiğinde Türkiye batı bloğunun en doğudaki sınırı olmuştu. Amerikan savaş gemileri, askeri üsler ve Amerikalı askerlerin Türkiye`ye gelişleriyle Türk halkı, blue jean`leri görüyordu. 1968 yılında Fransa`da başlayan öğrenci hareketlerinde, Vietnam karşıtı gösterilerde göze çarpan bir simgeydi artık. 1960`lı yılların sonunda İstanbul-Beyazıt`taki Bodrum Han`da Amerikan jean`leri satılıyordu. Kaçak gelmesine ve yasak olmasına karşın İstanbul`un üniversiteli gençlerinin değişmez alışveriş mekânı olmuştu Beyazıt. 1970`lerde hippiler Türkiye`ye gezmeye geldiklerinde peşlerine takılan çocukların elinden zor kurtarıyorlardı jean`lerini... Peki adeta Amerika`nın ulusal simgelerinden biri olan jean pantalonu Türkiye`de solcu gençlik nasıl bu kadar benimsedi? Dönemin üniversite gençliğinin sağcıları, milli hassasiyetlerine ters düştüğüne inandıkları jean`i en başından sevmediler. Solcular da Amerika`ya karşıydı ama jean Avrupa`da ve özellikle Fransa`da, savaş karşıt gençlerin ortak kıyafeti olduğu için onlar kabul etti. Giymeden önce de Amerikan bayraklı etiketlerini söktüler ve haki renkli parkalarının altına giydikleri Amerikan malı jean`leri Türk solunun simgesi yaptılar. Ve piyasalar serbestleşti... Dünyanın en genç modası kot...Haydi bütün gençler İGS`ye. Rahatlığa, şıklığa, kaliteye... 1980`lerin ortalarına gelindiğinde artık tüm gazetelerde bu tür ilanlar, tüm işlek caddelerde yabancı jean markalarının mağazaları vardı. Üretim tüketimi, tüketim çeşitliliği getirdikçe blue jean modası da hergün değişir oldu. Birgün Jenifer Lopez gibi, diğer gün Tarkan gibi kot giyinenler, önce fermuarı, sonra da düğmeleri kaldırdılar. Ve Türkiye kotun yasak olduğu günlerden başka yasakların olduğu bu günlere geldi. Artık zafer jean giyenlerindi. Taşlanan kotları, düşük bellileri, yırtık olanları, şortları ve bermudalarıyla... İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İTKİB) Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, bugün gelinen noktayı Türk jean sektörü artık dünya pazarlarında kendi markasıyla var. Son iki yıllık ihracatı 1 milyar doları aştı. Özellikle Avrupa`da Amerikan markalarına karşı bir tepki var. Amerika`da da yeni markalar iyi çıkış yakalıyor diye değerlendiriyor. Orakçıoğlu`nun belrttiği gerçek aslında uzun süredir dünyanın önemli marka stratejistlerinin başlıca ilgi merkezi olan yeni markaların çıkış trendinin de bir işareti. Dünyada Lee, Lewi`s veya Wrangler gibi markaların yerine Diesel gibi yeni markalar yer buluyor. Türk markaları da bu yenileşme eğilimi içinde ABD ve Avrupa pazarlarında talep görüyor. Üretimdeki yüksek kalite, Türkiye`den ihraç edilen denim kumaşın dünyanın tüm markalarına satışına imkân sağlıyor. İTKİB başkanı gelecek konusunda da oldukça iddalı ve umut verici: Kapasite, teknoloji ve finishing Türk ürünlerinin tercih edilmesine neden oluyor. İki yıl içinde jean konusunda dünya lideri olacağız. Askerler manken gibiydi Mavi Jeansin yayımladığı Blucin, Yer: İstanbul Konu: Moda kitabında ünlü isimlerin jean`in Türkiye`deki ilk yıllarına dair ilginç anıları yer alıyor. Gazeteci Nebil ÖZGENTÜRK Yoksul, köylü çocuklardık. Adanadaki İncirlik Üssü bize hem uzak, hem yakın hem de gizemliydi. Teksas, Tommikslerdeki bir Amerikan kasabası gibiydi. İlk İngilizce tabelayı orada gördük: James Place. James adında bir Amerikalının dükkânıydı. Koskoca Adanada bir tane disko yoktu ama İncirlikte vardı. Disco Nesindi adı. Diskoyu da, blucini de ilk defa İncirlikte gördüm. Bir tören gibi, birkaç haftalık harçlığımızı biriktirir, oraya pantolon almaya giderdik. İncirlikte çok sıkı kotlar olurdu. Amerikalı çavuşların, onbaşıların kullanılmış, hatta yamalı kotları ucuza düşerdi. İzne çıkan Amerikalı askerler kotlarını ayaküstü pazarlık yaparak, daha üstlerindeyken satarlardı. Böylece kendilerini korurlar, satıcı gibi görünmezlerdi. Sonuçta ticaret yapmaları yasaktı. Bunu yapanlar daha çok siyahi Amerikalılardı. Türk aracıları vardı. Bizim gözümüzde birer manken gibiydiler. Dekoratör Zeynep FADILLIOĞLU 70li yıllarda yurtdışına çıkış sınırlıydı. Herkes seyahate giden yakınına ihtiyaçlarını ısmarlardı. Bizim yaşlardakilerin sipariş listesinde jeans ilk sırada yer alırdı. Rengi, stili, oturuşu çok önemliydi. O yıllarda açık mavi tonlarında, üzeri gümüş rengi kakma zımbalı blucinim ve yeleğim çok sükse yapardı. Çiçek Barın sahibi Arif KESKİN 80 öncesinde barlar değil, yüksek sosyete ya da zengin aile çocuklarının gittiği Hidromel, Club Batı, Can Can, Kulüp 12, Kulüp Reşat, 82, Gold Finger gibi gece kulüpleri vardı. Buralarda çok giyilirdi. Genellikle Karamürseldeki Amerikan üssünden ve Esentepedeki Amerikan marketinden alınırdı. Gençlerin dikkatini yavaş yavaş çekti. 80lerde ise ciddi biçimde sosyete kıyafeti oldu. Partilere giyilmeye başladı. Altta blucin, üstte yakası açık beyaz gömlek ve genellikle lacivert blazerle spor bir kıyafet oluşturuyordu. Zamanla işe giderken, resmi toplantılarda da giyilmeye başladı. Sonra da sınıfsız bir giysi haline geldi. Mesela o dönem, blucinin altına spor ayakkabı giyerek partilere katılan ilk kişi sosyete playboyu Yavuz Demir olmuştu.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive