Big Bluenun Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Yusuf Yar

İsviçre orijinli Blue System markasını on yıl önce Türkiyeye getiren System Konfeksiyon, son dönemde kendi markası Big Blue ile de başarılı bir grafik yakaladı. Özellikle Orta Avrupa ülkelerinde uzun süredir bilinen markanın, yurt içindeki yaygınlığı da her geçen gün artıyor. Big Bluenun Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Yusuf Yar, markanın Türkiye için yürüttüğü planlar, perakende mağazacılık yatırımları ve sektörün gündemi ile ilgili sorularımızı yanıtladı...

Eklenme Tarihi : 02 Aralık 2007 Pazar
big-bluenun-yonetim-kurulu-uyesi-ve-genel-muduru-yusuf-yar
Kendi Markamızla Yaygınlaşacağız Blue Systemden Big Blueya uzanan markalaşma hikayesini anlatır mısınız? Ben o dönemde başka bir jean markasının yönetiminde görev yapıyordum. Şeref Fayat ve Erken Toprakseven ise Bakırköy ve Beşiktaş`ta yine jean üzerine mağazacılık yapıyorlardı. Benim çalıştığım firmanın da bayiliklerini yapıyorlardı. O dönemde temelleri atılan ortaklığımızı 1994 yılında İsviçre orijinli Blue System markasının Türkiye`deki üretim ve satış haklarını alarak hayata geçirdik. Blue System özellikle Orta Avrupa ülkelerinde iyi satış grafiği olan ve tanınan bir marka. O yıllarda Blue System markası için Türkiye`de gerçekleştirdiğimiz üretimi, yurt dışına ihraç edebilmek için yoğun bir çaba harcadık. Ancak görüşmelerimiz olumlu sonuçlanmadı. Bunun üzerine 1996 yılında özellikle Avrupa pazarında satılmak üzere, kendi markamız Big Blue`yu yarattık. Başta Almanya olmak üzere Avrupa`da pek çok ülkeye ihracata başladık. Türkiye`de ise Blue System markasına devam ettik. Kendi markanızı Avrupaya gönderirken bir İsviçre markasını da Türkiye pazarında üretip sattınız. Peki şu anda sizin için hangi marka öncelikli? Big Blue`nun tüm dünyada satış hakları ve tescili bize ait. Türkiye`deki 150 noktada bulunan Blue System bayiileri yavaş yavaş Big Blue olarak değişiyor. Big Blue yaklaşık bin iki yüzü Almanya olmak üzere 500 noktada Hollanda, Belçika, Avusturya gibi ülkelerde satılıyor. Yurt dışında çok tanınan bir marka oldu. Türkiye pazarında Blue System ile olan ortaklığımız devam ediyor ama bundan sonra kendi markamıza daha çok ağırlık vereceğiz. Biz 8 aydan bu yana iç piyasada ağırlıklı olarak Big Blue markasını satıyoruz. Zaten yurt dışına yapılan ihracatın da büyük bir kısmı yüzde 90-95 gibi bir rakamla Big Blue üzerinden yapılıyor. Markamızı sürekli yatırımlarla geliştiriyoruz. Üretim kapasitemizi artıracak çalışmalar yapıyoruz. Örneğin bir jean yıkama laboratuvarı yakın bir tarihte tesislerimizde faaliyete geçecek. Daha entegre bir tesis yaratma konusunda da çalışmalarımız devam ediyor. Hangi ülkelerde faaliyet gösteriyorsunuz? Şu anda Almanya en çok ciro yaptığımız ülke. Ama gelişmekte olan pazarlar var; Amerikada bir mağaza var, Fransada da bir mağaza var ve pazarımızı genişletiyoruz. Suriyede güzel bir pazar yakaladık. İran, Bulgaristan gibi komşu ülkelerle yakın ilişkilerimiz var ama en büyük ilgiyi şu an Almanyada görüyoruz. Big Blue isminin seçilmesinde Blue System ismiyle parelellik olması mı dikkate alındı? Evet o kompozisyonda bütünlüğü yaratan çarpıcı bir isim arandı ve bu isme karar verdik. Bunun bütün hakları şirketimizce tescil ettirildi. Marka bütünlüğü yaratması açısından doğru bir seçim oldu. Zaten geçiş sürecinin büyük bir başarıyla gerçekleşmesi de bunun kanıtı. Türkiyede Big Blue markasının faaliyet gösterdiği kaç bayii var? Blue System olarak devam eden ama yavaş yavaş Big Blue olarak değiştirilecek 150 satış noktası var. Genelde corner bazında olan noktalar bunlar. 3 tane de Big Blue adıyla hizmet veren mağazamız var. Bayilik sistemiyle Anadolunun birçok kentinde, özellikle de öğrenci kentlerinde yüksek satış rakamlarına ulaşıyorsunuz. Son dönemde ise kendi perakende mağazalarınızı açmaya başladınız. Bundan sonra kendi mağazalarınızla yaygınlaşmayı düşünüyor musunuz? Öncelikli stratejimiz her zaman bayilik sistemine ağırlık vermek oldu. Fakat düşük kâr marjları, uzun vaadeli satışlar, bayilik sistemini yavaş yavaş zorlaştırıyor. Bu yüzden herkes kendi mağazacılığını yapıyor. Perakende sektörüne geçiş yapıyor. Anadoludaki satışlarımızda bayilik sisteminin çok geçerli olduğuna ve bizi başarıya götürdüğüne inanıyorum. Trabzon, Samsun, Eskişehir, İzmit gibi öğrenci kentlerinde yüksek satış rakamlarına ulaşan bu yüzden de `öğrenci jean markası` olarak tanınan bir marka Blue System. Aynı trend Big Blue için de devam ediyor. Markalaşma sürecinde bayilik sisteminin yanında uyguladığımız politika ise bayilerin operasyonel zorlukları sebebiyle açamayacakları kritik noktalara büyük mağazalar açmak. Örneğin Taksimde İstiklal Caddesindeki çok katlı mağazamız gibi. Bu kadar büyük bir mağazayı, o kadar büyük bütçe gerektiren Taksimin merkezinde bayinin açmasını bekleyemeyiz. Bu yatırımı biz yapıyoruz çünkü orada bulunmak bir prestij kaynağı ve marka imajını güçlendiren bir durum. Büyük perakende mağazalarla ilgili bu tür bir stratejiyle yeni yatırımlar da yapabiliriz. Fakat özellikle Anadoluda bayilik sistemimiz devam edecek. Big Blue markası olarak, yurt dışı satışlarınız cironun ne kadarını kapsıyor? Big Blue yurt dışındaki satışların 4te 3ünü kapsıyor. Ağırlıklı olarak ihracat üzerine çalışan bir firmayız ama iç piyasada da gittikçe gelişiyoruz. Sektörünüzün Türkiyede bulunduğu konumu genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Tekstil ve hazır giyim Türkiyenin ihracata yönelik en önemli sektörü. Fakat vergiler, hammadenin dövize bağlı olması, enerji ve çalışanlarla ilgili giderlerin örneğin bir Uzakdoğu, ya da Doğu Avrupa ile kıyaslanmayacak kadar yüksek olması sektörün rekabet gücünü azaltıyor. Tabi bir de Çin meselesi var. Siz ne düşünüyorsunuz? Türkiyenin yaratıcılık ve kalite olarak kesinlikle Çinden çok daha üstün olduğunu görüyoruz. Fakat maliyet farkı bu kadar yüksek olunca rekabet etmek zorlaşıyor. Kesin olan bir şey var ki Türk tekstil sektörü maliyetleri aşağıya çekecek formülleri üretmek zorunda...Üretemezse, uygun fiyatı tutturamazsa bu durum ihracatımızı ciddi olarak etkileyecek. Ayrıca bu durum Türk markalarını da bir tercih yapmak durumuna getirdi. Rekabete girmek yüzünden herkes yurt dışından ya bitmiş ürün ithal ediyor ya da hammmeddeyi getiriyor veya kendi markasıyla dışarıda ürettiriyor. Üretim sürecinin bir bölümünü kesin olarak Uzakdoğuya kaydırıyor. Bu şekilde devam ederse tamamı Uzakdoğuda gerçekleşecek ve büyük bir istihdam kaybı yaşayacağız. Alınan tedbirlerle ilgili ne söyleyebilirsiniz? Yüzde 100 kısıtlamak da belki çok doğru değil ama bir denetim şart. Denetimler tamamen kısıtlamayla ilgili değil kalite standartlarının korunmasıyla ilgili yapılmalı. Biz Avrupa normlarında üretim yapma seviyesini geçmişken özellikle Uzakdoğudan gelen kalitesiz ürünlerle de mücadele etmek zorunda kalıyoruz ki bunun için belli düzenlemelerin getirilmesi şart. Elimizden geldiği kadar özellikle jean bölümünde yaratıcılığımızı ve teknolojimizi kullanarak buna göğüs germeye çalışıyoruz ancak dünya üzerinde fiyat en önemli kriter haline geldi. İster istemez iyi bir ürün yaptığınızda onun üzerinde çok çeşitli teknolojiler kullandığınızda değişik aksesuarlar iliştirdiğimizde fiyat artıyor. Yani yaratıcılığın da muhakkak ki bir bedeli oluyor. Markaya önem vermenin ve yaratıcılığın getirileri nedir peki? Bunun getirilerini Türkiyenin iç piyasasındaki tamamen fiyata endeksi pazardan biraz sıyrılıp özellikle Orta Avrupaya açılınca daha iyi görebiliyoruz. Genel olarak sektörün içinde bulunduğu durum beraberinde zorlukları getirse de bir şeyi kabul etmek gerekir; Türk jean tarzı dünyada kabul görmüş durumda. Birçok dünya markası bugün üretimlerini fason olarak Türkiyede yaptırıyor. Biz de İtalya, Hollanda, Almanyadan birçok markanın fason olarak üretimini yapıyoruz. Sektörde hemen herkes Çin mallarının kalitesizliğinden ve aşırı ucuzluğundan yakınıyor. Ancak bu krizin Türk markalarına yansımasını fiyat olarak görmüyoruz. Aksine taksitle ucuzluk kampanyaları devam ediyor. Kaliteyi yükseltmek gerekir diye seslenirken fiyat ucuzlatmak ve taksit artırmak bir çelişki değil mi sizce de? Fiyat günümüzde en belirleyici unsur haline geldi. Rekabetin Çin kaynaklı artması böyle bir fiyat politikasını zorunlu kılıyor. Bu da dolayısıyla üreticinin ve perakendecinin daha az para kazanması anlamına geliyor. Birbirini tetikleyen bir durum bu. Moment Jeans markası da şu an sizin. Bu markayı satın alma kararını nasıl aldınız? Moment Jeansin ne yönde gelişeceğini düşünüyorsunuz? Evet sektörde köklü bir marka olan Moment Jeansin tüm haklarını satın aldık. Eski bir Türk jean markası. Zaman içinde kendisini geliştiremediği için küçülmüş ve son noktasına gelmişken hafızalardaki isminden dolayı önemli olduğuna kanaat getirdiğimiz ve tekrar piyasada yer edinebileceğini düşündüğümüz için bünyemize kattık. Big Blue ile ilgili yılda 6 tane yeni koleksiyonumuz var. Moment da bu yolda gidiyor ve yapılan koleksiyonlarla Almanyadan siparişler alıyoruz. Oradaki pazarda müşteri Momentı kabullenmiş durumda. Tekrar tanınan ve iyi bir marka olarak Moment Jeansin de Big Blueyu takip edeceğini düşünüyorum.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive