Ayakkabının Renkli Yolculuğu

Mısırlıların papirüs sandaletleri, Japonların itibar göstergesi ayakkabıları, Romalı askerlerin ilkel postalları, Leonardo Da Vincinin topuklu ayakkabı tasarımı... Ayakkabının uzun ve oldukça renkli bir hikâyesi var...

Eklenme Tarihi : 28 Kasım 2007 Çarşamba
ayakkabinin-renkli-yolculugu
Tarihte bilinen ilk ayakkabı şekli, bugün de sıcak iklimli ülkelerde çok kullanılan sandaletlerdi. Bu alandaki en eski kanıt, M.Ö. 8 bin yılına tarihlenen Amerika yerlilerine ait. Gelişmiş anlamda sandalet yapımı ise, eski Mısır`a uzanıyor. Sandalet yapımının itibarlı sanat dalları arasında sayıldığı Mısır`da, ıslatılmış kumdan çıkarılan kalıplar, taban yapımında kulanılıyordu. Papirüs yapraklarının ayak altına bağlanmasıyla oluşan tabanlar, daha ilerki tarihlerde ise deri ve kösele kullanılarak üretildi. Ayakkabı formuna en yakın sandalet tipini ise Mezopotamya`da, İran sınırında yaşayan ve o yıllarda Babil`de egemen olan dağlıların kullandığı sanılıyor. Makosene benzeyen bu model, ham deriden yapılıp ve bağcıklarla ayağa dolanan kalın bir deriden oluşuyordu. Daha gelişmişlerini ise Hititliler`in Anadolu`da giydikleri biliniyor. Hatta çarık sözcüğünün Hitit dilinden bir kalıt olduğu tahmin ediliyor. Sandaletler başta olmak üzere eski uygarlıkların tercih ettiği tüm ayakkabı formları, zamanla giyen kişinin statüsünü gösteren birer simge halini aldı. Romalılar, asker tipi sandaletleri icat ederek ordularının uzun mesafeleri katedebilmesini sağladı. Roma imparatorlarının ayaklarını altın sandaletler korurken, siyah sandalet, Roma`da disiplini ve gücü temsil ediyor ve senatoda kullanılıyordu. Yeşil ise soyluluğu simgeliyor ve aristokratlar tarafından kullanılıyordu. Tüm bunlar içinde sandaleti yaşam kültürünün içine en yoğun sokan toplum ise Japonlar oldu. Japon sandaletlerindeki her bir şekil, ayrı bir mevkii veya mesleğe işaret ederdi. İmparatorluk ailesi, samuraylar, tüccarlar, aktörler, geyşalar hep ayrı sandaletler giyerdi. Ayakkabıların renkleri ve görünümleriyle bu nesneleri kullanan kişilerin gücünü simgelemesi kuralı günümüzde de geçerli. Ünlü bir markanın ürettiği çok pahalı bir ayakkabıyı giymek, eski Mısır`da Kleopatranın, Nefertitinin seçkincilik ve farklı olma anlayışının bugünlere yansıması aslında... Kadın eli değince... Mısır`da kadınlar mücevherlerle süsledikleri ayaklarını sergilerken, erkekler ise deri kayışlara ender bulunan değerli taşlar taktırdı. Eski Mısır`da üretilen ilk sandaletlerin, sadece seçkinler ve önemli kişiler tarafından kullanıldığı biliniyor. Mısır`da da, eski Yunan`da da sandaletlerin klasik kalıplardan çıkıp boncuk ve işlemelerle süslenmesinde soylu ve rahip statüsündeki kadınların etkili olduğu anlatılıyor. Yunan kadınları, sokakta çıplak ayakla, ya da sandaletle gezerler ev içlerinde yumuşak, kapalı ayakkabılar giyerlerdi. En popüler renkler ise beyaz ve kırmızıydı. İyi ki kadın eli değmiş, çünkü sandalet erkeklerin tekelinde kalsaydı, onlar sadece fonksiyonlarıyla ilgileneceklerdi belki de. Da Vinci topukları... Son dönemin popüler edebiyatında gündeme oturan Da Vinci Şifresi tartışılıp, Mona Lisa`nın içindeki sırlar merak edilirken tarihçilerin merak ettiği bir başka konu ise Leonardo da Vinci`nin topuklu ayakkabıyla ilişkisi. Rivayete göre 1533`de Floransanın ünlü ailelerinden olan Medicislerin kızı Cetherine de Medicis bir dük ile evlenecektir. Cetherine, ufak tefek bir kızdır fakat tören ve dolayısıyla tören kıyafeti oldukça görkemli olacaktır. Aile, çözüm bulmak için birçok kişiye başvurur. Çareyi ise Medicis`lerin aile dostu, dönemin en ünlü sanatçısı Leonardo da Vinci bulur. Bu topuklu bir ayakkabıdır ve Cetherinenin görünüşünden etkilenen kadınlar, hemen taklit etmeye başlarlar. Daha sonra aynı geçmişte yaşandığı gibi topuklu ayakkabı bir statü göstergesi olur. Zira halk kullanışsız ve pahalı olarak niteledikleri ayakkabıyı alamaz. Araştırmacılar ise hikayenin ilginçliğini teslim etmekle birlikte, topuklu ayakkabının tarihini çok daha eskilere dayandırıyor. Onlara göre Mısırlı kasaplar yerdeki kandan ayaklarını korumak için, Moğol atlıları da üzengilerini daha iyi kavrayabilmek gibi fonksiyonel sebepler için eklemişler ayakkabılarına topukları. Bu numaralar nerden çıktı? Ayakkabının insan ayağına uyumu, aşağı yukarı 100 yıllık bir geçmişi olan Pedortiks biliminin konusuna giriyor. Bu bilimin temeli ise, İngiltere Kralı II. Edward`ın 1324`te inçi tarif etmesiyle atılıyor. Bu tarihten sonra, ayakkabılara standart numaralar verilmeye başlanıyor. Herkesin kendi ayağına göre ölçü alınarak yapılan ayakkabılar, bu numaralara göre üretiliyor. Bugün kullanılan ölçülendirme sistemi ise 1880 yılında, New York`lu Edwin B. Simpson tarafından başlatılıyor. Bu ölçülendirme sistemi, her bir numara artışında ayakkabının 1/3 inç büyümesini, 1/4 inç de genişlemesini esas alıyor. Modayı paris belirledi 14`üncü ve 15`inci yüzyılda ayakkabıların burunları uzamaya başladı. Bu moda 15`inci yüzyılın sonlarına kadar sürdü ve daha sonra yerini yuvarlak burunlara bıraktı. 17`inci yüzyılda Avrupa da çizme modası yaygındı. Aristokrat kadınlar ise kağıt inceliğinde brokerli terlikler giyerlerdi. Bu ayakkabıların tabanları öyle kırılgandı ki, dışarıda birkaç adım bile atmak mümkün değildi. 18`inci yüzyılda ayakkabı modasını Paris belirliyordu. Kadınlar ayakkabılarını Paristen getirtiyorlardı. Zarif, topuklu ayakkabılar en çok tercih edilen ayakkabı çeşidiydi. Paris`in ara sokaklarındaki küçük atolyelerden gelen ayakkabılar kentin ihtişamlı ana caddelerinde Avrupa sosyetesine sunuluyordu. Makine devri başladı... Paris, tüm Avrupa`nın ayakkabı tercihlerini etkeleyen bir merkezdi ama o sıralarda dünyanın bir başka ucunda boş durmayan birileri vardı. 1859`da ilk kösele dikiş makinası, Amerika`da bulundu. 1870`de G. Mac Kay buna bir deveboynu ekleyerek kullanışlı hâle getirdi. 1878de ingiliz Y.Keats, çift iplikli masuralı dikiş makinasını yaptı. 1900lerden başlayarak makine ile seri üretime geçildi. Amerika üretim ve sanayi açısından kısa sürede Parisin önüne geçti. 20. yüzyıla gelindiğinde ise herkesin favorisi sağlam ve rahat ayakkabı modelleri olmuştu. Bütün dünyada özgürleşmeye başlayan kadınlar, topuklu ayakkabı yerine günlük hayatın akışına uygun ayakkabı modelleri giyiyordu. Fkat savaş sonrası yıllarda, Fransa ayakkabı modasında tekrar atağa geçti. Fransız bir ayakkabı tasarımcısı olan Charles Jourdan, iğne topuklu stiletto ayakkabı stiliyle hemen hemen bütün dünyayı etkisi altına aldı. Fransada, İtalyada üretimi yapılan stilettolar cinsel cazibeyi sembolize ediyordu. Savaşta herkes duygularından birşeyler yitirmiş, erkeklerin çoğu cephedeyken, kadınlar ülkeleri adına birçok konforlarından fedakarlık etmişti. Bozulan ekonomilerde insanlar daha çok eğlenmek, daha güzel giyinmek istiyordu. Rahatlık iyiydi tabi ama topukluların ihtişamı özlenmişti... Trendler değişiyor 1960lı yıllara gelindiğinde dünyayı mini etek modası sarmıştı. Birkaç modacı bu durumdan rahatsızdı ve tepki olarak bacak dekoltesini daha az görünür hale sokmak için mini etekle birlikte çizme kullanılan kreasyonlar yaptı. Fakat tepki ters etki verdi ve bu kısa sürede moda halini aldı. 1970`lerde çizmelere sivri ve yüksek topuklarda eklendi. Ayakkabıların burunları ve topuk tasarımlarında moda ise artık geçmişteki gibi 10 veya 20 yıllık periyodlarla değişmiyordu. Daha fazla ayakkabı satmanın ve üretmenin yolu bulunmuştu. Bir yıl sivri diğer yıl yuvarlak burun, bir yıl alçak bir yıl yüksek topuk moda oluyordu. Artık Çin ve diğerleri var... Dünya ayakkabı sanayi 1970`li yılların sonuna doğru işgücünün pahalı olduğu gelişmiş ülkelerden, emeğin daha ucuz ve deri işleme sanayinin nispeten güçlü olduğu ülkelere kaydı. Çin`in liderliğini yaptığı eski kıta ülkeleri bugün dünya ayakkabı üretiminin yaklaşık yüzde 72`ini deriden mamul ayakkabı üretiminin ise yüzde 50`sini gerçekleştiriyor. 2000 yılı verilerine göre, dünya ayakkabı üretimi 11 milyar çift civarında ve Avrupa ülkeleri, deriden mamul ayakkabı üretiminin yüzde 24`ünü ABD ise yüzde 18`ini gerçekleştiriyor. Toplam dünya ayakkabı ihracatında da Çin 2001 yılı verilerine göre 10 milyar dolarlık ihracatla başı çekiyor. Bu ülkeyi 7.5 milyar dolarlık ihracatla İtalya ve 2 milyar dolarlık ihracatla İspanya izliyor. Endonezya ve Tayland gibi ülkeler de Çin destekli Asya ihracatına önemli katkılar yapıyor. Türkiye`de İlk fabrikadan bugüne... Türkiye`de ilk ayakkabı fabrikası 1810larda Beykozda kuruldu. II. Mahmud zamanında daha çok asker ayakkabısı yapmak amacıyla kurulan bu ayakkabı fabrikası, yavaş yavaş elden makinaya geçişin de başlangıcıydı. Fabrika Sümerbanka devredildikten sonra, asker ayakkabısı yanında, her türden ayakkabıda yapmaya başladı. 18 Mart 1921de İstanbulda Dersaadet ve Bilad-i Selase Ayakkbıcı Esnafı Cemiyeti kuruldu. 1950`lere kadar Sümerbank dışında küçük sermayeli işletmelerle büyüyen sektör, özel girişimcilerin adımlarıyla zamah içinde markalara kavuştu. Bugün 320 milyon çifti bulan üretim kapasitesi, 2 milyon dolardan fazla üretim hacmi, 300 bin insana sağladığı istihdam olanağıyla ayakkabı sanayii, bir milyona yakın insana ekmek kapısı sağlıyor. En yüksek ihracat rakamı olan 217 milyon doları 1997`de yakalan, ama Rusya krizinden sonra ivme kaybeden sektörün, 2003 yılında 180 milyon dolar civarında ihracat yapması bekleniyor. Fakat istatistiklere pek girmeyen bir rakam daha var. 1997`den önce 217 milyon dolar olan kayıtlı ihracata ek olarak, bavul ticaretiyle de 750 milyon dolar civarında bir ihracat yapıldığı tahmin ediliyor. Bu rakamın bugünlerde 250 milyon dolara kadar gerilediği hesaplanıyor. Osmanlı`nın Pabuçcu Bekarları Göçebe zamanlarda kalın tabanlı sandaletler giyen Türk kavimleri, Anadolu`ya göçle birlikte Hitit`ten miras çarıkları benimsediler. Ufak dükkanlarda gelişen ayakkabıcılık, Anadolu Selçuklular`ın ardından Osmanlı döneminde nüfusun giderek artmasıyla yayılır. Evliya Çelebi`nin notlarında, ayakkabıcılardan babuççiyan diye söz edilir. Kanuni zamanında İstanbul`da Esnaf-i Papuççiyan-Karhaneleri nefarati, yani pabuç yapımından ekmek yiyen insanların aileleriyle birlikte sayısı 8 bin kadar vardı. Aile sahibi olmayanlar ise Mercan yokuşundaki 7 bekarhanede kalırdı. Bunlar barış dönemlerinde de pür silah mevcut ve amade bekletilir, savaş çıktığında orduyla birlikte harakete geçerdi. Sefer boyunca ordunun her türlü ayakkabı, kemer, deri, kılıf gibi ihtiyaçlarını tedarik eder, onarımlarını yapar gerekirse de savaşırlardı. Aralarında korkusuzlarıyla ün yapan birçok isim olan pabuçcu bekarları, iyi yetiştirilmiş askerler kadar hünerli kılıç kullanırdı. Hatta Süleyman Han`ın yeniçerilere sinirlendiği bir gün Sizi papuçcu bekarlarına kırdırırım dediği anlatılır. Esnaf-ı terlikçiyan 200 dükkan, 400 nefer, Esnaf-ı Haffafan Eskiciyan 104 dükkan, 600 nefer olup göreve hazır bekleyen pabuçcu bekar sayısı 800 kadardı. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa Anadolu`da ayakkabıcılık ya da o zamanki adıyla pabuçculuk diğer esnaf birimleri gibi Ahi loncaları tarafından yönetilirdi. Esnaf, yiğitbaşı, ustabaşı, usta, çırak, ehl-i hibre gibi yetenek, görev ve sorumluluklarına göre adlandırılan kişilerden oluşurdu. Kırmızı ve kara pabuç, zenne pabucu, erkek çizmesi, dikişli kara pabuç (postal), kopçalı lapçın mest erkek terliği ustaları (mercan terliği), parlak zenne kundurası (gelinler için), şirvani başmak, yeniçeri ayakkabısı en çok üretilen ayakkabı çeşitleriydi. Osmanlı yeni çeri ocağında yayalar sarı çizme, bölük başları kırmızı çizme, küçük zabitler siyah çizme giyerlerdi. Erkekler genelde siyah çizme giyerken Anadolu`da ağalar ve onun soyundan gelenler sarı çizme giyerdi. Anadolu kadınları, bekarsa sarı, evliyse kırmızı, dulsa yeşil çarık ya da ayakkabı giyerlerdi. Ayağını çıkar da gir! Türk ve genel olarak islam geleneğinde eve gireken ayakkabılar çıkarılır. Eve ya da dinsel bir mekana girerken neden ayakkabının çıkarılması gerektiğine verilecek en basit yanıt, dışarıdaki tozun, toprağın eve girmemesidir. Geleneksel Müslüman toplumlarda ayakkabı, kapı önünde terk edilen, dış dünyaya ait bir araçtır. Çabuk gitmesi istenen misafirin ayakkabılarına bir parça tuz dökmenin, gelen misafiri evden çabuk uzaklaştıracağına hala inanılır. Ters dönen ayakkabı, ya işlerin ters gideceğine delalettir ya da evden bir ölü çıkacağına...Bu yüzden bir ayakkabının ya da terliğin ters durmasına izin verilmez, düzeltilir. Bir evde ölüm olduğunda, ölen kişinin ayakkabıları bu yolculuğu topluma duyurmak için kullanılır ve ölenin ayakkabıları evin dış kapısının önüne yan yana konulur. En az bir gün süreyle kapı önünde tutulan ayakkabı, o evde ölen kişinin cinsiyetini ortaya koyan bir araçtır aynı zamanda. Yeni doğmuş bebeğin ise kendi bereketini de beraberinde getirdiğine inanılır ve ilk ayakkabısının uğur olarak saklanır. Bu geleneklerin birçoğu özellikle Anadolu`da hâlen devam ettiriliyor. Ayakkabı seçimi - Ayakkabı seçerken kriteri, model ve renkten önce rahatlık olmalıdır. - Ortopedik ayakkabı, ayakta önemli tasıyıcı noktaları desteklediği için yürüyüşü rahatlatır. Doğru bir ortepedik ayakkabi omuriliğin duruşunu destekler. Böylece kişinin yorulmasını geciktirir. - Ayağa tam uyum gösteren numarayı alınmalıdır. Ayağın anatomik yapısına uymayan, büyük yada sıkan ayakkabıyı giymek hem ayakları, hem de ayakkabıyı deforme eder. En uzun parmak ile ayakkabının ucu arasında yarım santim boşluk olmalıdır. - Ayakkabıların ayakla temas eden kısımlarında sentetik malzeme kullanımının minimum olması gerekir. Çünkü sentetik malzemeler hava geçirmez ve hava geçirmeyen malzemeler, ayak sağlıgı için zararlıdır. - Insan ayağının hacmi gün boyunca genisler, bu nedenle ayakkabı seçiminin en doğru yapılacağı zaman öğleden sonradır. - Üzerinde su geçirmez (waterprof) ibaresi bulunmayan her türlü deri ayakkabının yağmurda su geçirebileceğini dikkate alın. - Ayakkabıların saya denilen üst bölümü doğal deriden imal edilmiş olmalıdır. Ayak Bakımı - Anketler, ayak sorunlarının yüzde 90`dan fazla oranda kadınlarda görüldüğünü ortaya koyuyor. - Ayakkabının ayağa göre olması çok önemlidir. Ayakkabı alışverişinizi ayaklarınızın şiş durumuna denk getirin. - Yaptığınız etkinliğine uygun ayakkabı seçin. Örneğin koşarken gündelik ayakkabınızı değil spor ayakkabınızı giyin. - Aşırı yıpranmış ayakkabılarınızı mümkünse giymeyin. - Her gün aynı ayakkabıyı kullanmayın. - Yazın sıcak günlerinde ayaklarınızı günboyu spor ayakkabılara kapatmayın. Zira sıcak ve ter nedeniyle ayakkabının içi bakteriler için ideal ortam oluşturur. - Topuklu ayakkabılar mümkün olduğunca geniş tabanlı olmalı, topuk yüksekliği de 2 cm., en fazla 5 cm.yi geçmemelidir. - Ayakkabılarınız sivri burunlu olursa parmaklarınız uca doğru toplanarak üst üste binecektir. Bu da zamanla parmakların doğal duruşunu etkileyecektir. Örneğin hallux valgus diye adlandırılan başparmak kemiğinin dışa çıkması gibi... - Ayağın törpülenmesini banyodan sonra değil önce yapın. - Ayaklarınız terlemeye eğilimli ise ayak banyosunu uzatmayın. Zira uzun banyolarda deri suyu emerek ayakların şişmesine yol açabilir. Terleyen ayakları sabunlu tuvalet havlusuyla günde bir, iki kez temizleyin. Kurularken parmak aralarını özellikle unutmayın. - Ayaklarınızı pudralamak için talk pudrası yerine özel ayak pudralarını seçin. Talk ayakkabı içinde yığılma yapar. Terlemeyi önleyici spreyler de ayaklarınızı birçok sorundan kurtarıp hoş bir koku sindirir. - Ayak tırnaklarını kanatmadan düz kesin ve çok kısaltmayın. Tırnakların kenarını kesmeyin batık tırnaklara neden olabilir. - Ayak hastalıklarında kocakarı ilaçlarına rağbet etmeyin. Küçük ve kolay halledilecek bir sorunu büyük bir soruna dönüştürebilirsiniz.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive