Ata Yatırım Perakende Analisti Özgür Ata

Sektör hakkında yorumlarını ve değerlendirmelerini aldığımız, Ata Yatırımın Perakende Analisti Özgür Ata, önümüzdeki birkaç yıl içerisinde, organize perakendenin pazar payının büyük ölçüde artacağı görüşünde. Ataya göre; faaliyet dışı karın bitmesiyle beraber, perakendecilerin müşteri odaklı olmaları ve teknoloji yatırımları sayesinde faaliyet giderlerini kısmaları, onları ön plana çıkaracak

Eklenme Tarihi : 03 Aralık 2007 Pazartesi
ata-yatirim-perakende-analisti-ozgur-ata
Organize Büyüyecek, Kayıt Dışı Küçülecek Sektörle ilgili genel bir değerlendirme ile başlayabilir miyiz? Sektör temsilcilerinden derlediğimiz bilgilerden oluşan araştırmamızın sonuçlarıyla başlayalım o halde. Türkiyede perakende sektörü, 50 milyar dolarlık bir pazar büyüklüğüne sahip. Bu pazarın yüzde 60ı gıda, yüzde 40ı gıda dışı tüketim ürünlerinden oluşuyor. Organize perakendeciler de gıdanın yüzde 20sini oluşturuyor. Yani 6-7 milyar dolarlık yer tutuyorlar. Sektörün yüzde 60-70inin İstanbulda olduğu söyleniyor. Kayıt dışıların çok fazla olması, vergilerin nisbeten daha yüksek olmasından kaynaklanıyor. Genel olarak sektörde organizelerin payının çok düşük olduğunu biliyoruz. Önümüzdeki dönemde bunun artması bekleniyor. 2004 yılına baktığımızda sektörde ilk etapta çok fazla büyüme görülmediğini söyleyebiliriz. Bunun nedeni, tüketicinin ilk etapta dayanıklı tüketim mamüllerine, daha çok beyaz eşyaya ve otomobile kanalize olması. Özellikle organize perakende sektöründe çok büyük bir gelişme olmadı 2004ün perakende sektörü açısından çok olumlu geçtiği gibi bir genel kanı var. Ben katılmıyorum. Özellikle organize perakende sektöründe çok büyük bir gelişme olmadı. Sektörün büyük kısmı kayıt dışı, onu bilemiyoruz; ama organize perakende sektöründe çok hızlı bir büyüme görülmedi. Borsada önemli şirket temsilcileriyle görüştüğümüz zaman ya da büyük hipermarket temsilcileriyle konuştuğumuz zaman çok büyük bir büyüme olmadığını görüyoruz. Yüzde 1 civarında tüketim artışından bahsediliyor gıdada. Yüzde 1, çok önemli bir rakam değil. Ancak ekonomideki istikrarlı durum devam ederse, nisbeten yatay olan bu periyodun 2005ten sonra yükselişe geçmesi bekleniyor. Sektörün büyüyüp büyümediğini ölçmedeki kriter, sadece tüketimdeki artış mıdır? Pazardaki esas büyümenin birtakım etkenleri var : istihdamların artması, kişi başına düşen tüketimin artması -ki bu da milli gelirin artmasıyla orantılıdır- gibi. Pazarı büyütecek olan bu gibi kriterler dışında, esas büyümenin, kayıt dışından, organize perakendeye kayış ile olmasını bekliyoruz. Beklentimiz 2005 yılında ve daha sonraki dönemlerde organize perakendeciliğin payının genel pazar içinde artması. Yani sektörde bir konsolidasyon olmasını bekliyoruz. Son birkaç yıldır; yüksek enflasyondan, tek haneli enflasyona geçiş dönemindeyiz. Bu dönem perakendecileri nasıl etkiledi? Bundan sonra nasıl etkileyecektir? 90lar organize perakendeciliğin yükselişe geçtiği dönemdir. Pazardaki pastanın reel faizlerle büyümesi ve bankaların yatırımlarını buraya kaydırması, bu yükselişteki en önemli etkenlerdi. Operasyonel anlamda perakende sektörünün dinamiklerine baktığımız zaman, perakende şirketleri vadeli alım yapıp, peşin satan şirketlerdir. Burada bir negatif işletme sermayesi oluşuyor. Bu negatif işletme sermayesini de nakit yönetimi şeklinde değerlendirdiğiniz zaman, (tahvil, bono, reel faiz) yüksek bir faaliyet dışı gelir elde ediyorsunuz. Yüksek reel faiz ve yüksek enflasyon döneminde bu çok cazip bir yapıydı. Bu yüzden en son ekoknomik krize kadar aşırı bir büyüme oldu. Yüksek enflasyon zamanında, vadeli alımla borçlandığınızda, avantajlı çıkarsınız; ayrıca stok tuttuğunuz zaman da, biliyorsunuz perakende şirketleri 45-50 günlük stoklarla çalışan şirketler, ayrıca kazanırsınız. Sürekli reel faizden para kazanarak büyüme, belli bir noktadan sonra bazı şirketleri finansal krizin eşiğine getirdi. Bu durumu Tansaşta gördük, daha yeni toparlıyorlar, diğer bazı borsa dışı şirketlerde gördük. Büyümeyi kredi ile finanse edip, ekonomi iyi gidiyor şeklinde bir öngörünüz olduğu zaman, krediye gidiyorsunuz. En ufak bir krizde, devalüasyonda faizlerin yükselmesiyle de, oluşan vade uyumsuzluğundan, krediyi geri ödeyememe gibi durumlar oluyor, sonucunda büyümeyi baltalıyor ve geriye götürüyor. O yüzden her şey, ekonominin iyi gideceği varsayımına dayanıyor. Bu sadece perakende sektörü için değil, hemen hemen bütün sektörler için geçerli. Türkiyede ekonomik istikrarın garantisi yoktur; ama ekonomi böyle gittiği sürece, perakendeciler için en büyük kırılma noktası, yüksek enflasyon döneminden tek haneli enflasyon dönemine adaptasyon süresi olacaktır. Yeni dönemde faaliyet dışı gelir elde etme olayı bitecek. Verimliliği ön plana çıkartan, faaliyet giderlerini kontrol altına alabilen, müşteri odaklı çalışan şirketler, teknolojiye daha büyük yatırımlar yapıp, teknoloji sayesinde esas faaliyet giderlerini kısabilen şirketler, ön plana çıkacaktır. Ekonomik büyüme ile perakende sektörü arasında çok daha büyük, yüksek bir ilişki var 17 Aralık ve AB süreci, perakende sektörünü nasıl etkileyecektir? Ben 17 Aralıkı çok büyük bir milat olarak görmüyorum. 17 Aralıkın esprisi sonuçta hep aynı noktaya geliyor, bu da ekonomik istikrar. Türkiye ekonomisinin, 17 Aralık olmadan da istikrarlı bir şekilde yürütülebileceği kanaatindeyim. Ama bunu hangi faktörlerle yapabililrsiniz? Büyümeyi ne kadar etkileyebilirsiniz? Kısa vadeli, orta vadeli, uzun vadeli büyüme prospektleriniz nasıl olur? Yani; Türkiye borcunu öderken, büyüyebilir mi, büyüyemez mi? Borcu kısa vadeli sürdürürken, daha yüksek büyüme oranlarına ulaşırsanız ne olur? Bu sorulara yanıt vermek gerekiyor. Ekonomik büyüme ile perakende sektörü arasında çok daha büyük, yüksek bir ilişki var. Organize perakendecilik olarak Türkiye, AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında, henüz yolun başında. Örneğin İngilterede 14 milyon metrekare olan, perakende için toplam kullanılabilir alan; Türkiyede 1.2 milyon metrekare. Yani ileriki dönemde Türkiye, artık sürekli ekonomik kriz yaşamayacak; istikrarlı bir ekonomik büyümeye geçecek; bunu da Avrupa Birliği, psikolojik bir beklenti olarak sağlayacak ise; işte o zaman 17 Aralıkı bir milat olarak kabul edebiliriz. Önümüzdeki dönemde, Avrupa Birliği kriterlerinin sadece perakende sektörünü değil, bütün sektörleri etkileyeceğini göreceğiz. Mevzuat uyumlaştırması olacak Avrupa Birliği ile ilgili. Bu durum kısa vadede olumsuz olarak düşünülebilir. Ben bunu şöyle düşünüyorum; kayıt dışının, kayıt içine geçmesi; yani organize perakendecilerin pazardaki paylarının artması açısından orta vadede olumlu görüyorum. İlgili yasalar zaten çıkıyor. 400 metrekarenin üstündeki alışveriş merkezlerinin şehir dışına alınması durumu var. Bunlar gündeme gelecek, sektörde tartışılacak ve ben bu kritelerin, sektörün belini bükecek şekilde uygulanabileceğini pek sanmıyorum; çünkü bu sektör, Türkiyeye baktığınız zaman, en önemli sektör. Tüketim arttıkça, bunun çarpan etkisiyle bütün sektörlere dağıldığını görüyoruz. Bu da perakendenin ne kadar önemli bir sektör olduğunu gösteriyor. Sektörün aleyhine bir şey yapılabileceğini pek zannetmiyorum. Dünya perakende devi Wal-Martın Türkiyeye geleceği söyleniyor. Şu aralar da Migrosla flört halindeler. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Wal-Martın Türkiyeye geleceği 2-3 senedir söyleniyor. 2005- 2006 yıllarında özellikle geleceği söyleniyor; ama net bir bilgi alamıyoruz. Önce 200 milyon dolar ihraacatı olan bir şirketle ilgilendiği söylendi, daha sonra Gima söylentisi çıktı, sonra Özdilek söylentisi çıktı. Şimdi de Migros. Gerçi, Migros yalanlamadı bunu, Koç Holding görüşme yapıyoruz dedi; ama detayları henüz açıklanmadı. Ben Wal-Martın Türkiyeye gelebileceğine ihtimal veriyorum. Bu sene olmaz, belki önümüzdeki sene olur; ama nasıl bir aşamada gelecek. Wal-Marta baktığımız zaman daha çok, stratejik ortaklık ve satın almalarla piyasalara giriyor. Migrosu satın mı alır, ortak mı olur; Türkiye midir amaçları; yoksa Rusyayı mı düşünüyorlar, bunu henüz bilmiyoruz. Belki; Rusyayı düşünüyorlardır; çünkü orada Türkiyeden çok daha hızlı büyüyen bir operasyonu var Migrosun. Aynı zamanda Türk-i Cumhuriyetlerde de bayağı bir talep artışı var. Pazar sıfır yani, biz 1990 yılında başlayıp bir şeyler yapıyoruz; ama orası hakkaten sıfırdan büyüyen bir pazar. Wal-Mart, Amerikada büyüyemiyor artık, belli bir noktadan sonra durmuş durumda. Avrupada da keza aynı noktaya geldi. Bu tip bir pazar yarışına girmiş olabilir. Migrosu burada bir stratejik ortak olarak kullanabilir; çünkü Migros 50 senedir Türkiyede. Türkiyedeki sektör çok dağınık, paramparça bir durumda şu anda. Tesco geldi. Perakendecilerin sayısı da bayağı fazla. Hipermarket açısından Metro var, Carrefour var. Wal-Martın gelmesiyle bir anda her şeyin değişip, sıfırdan başlayacağı söz konusu bile olamaz. Normal sektör içinse; organize perakendecilerin payının biraz daha artması ve bunun daha hızlı bir şekilde ileriye doğru artacağının göstergesidir. Wal-Mart, yıllık 250 milyon dolarlık ciro yapan bir şirket. Türkiyenin bütçesi kadar ciro yapıyor. Gelmesi, tedarik açıdan, operasyon açısından organizecilerin rekabetini artıracak. Pazarın konsolidasyonlarına daha da büyük bir ivme kazandıracak. Organizecilerin payı yüzde 20 ise, ben 2006- 2007de, yüzde 40a kadar da çıkabileceğini tahmin ediyorum. Türkiyede sektör çok dağınık durumda Vergi indirimlerinin, perakende sektörüne etkisi ne olacaktır? Vergi indirimlerinin, çok az da olsa, sektörü pozitif etkileyeceğini düşünüyorum. Yine organize perakendeciler açısından bakıyorum, çünkü sektörde kayıt dışı faaliyet çok yüksek oranda olduğu için, hiç KDV ödemeden satış yapan çok şirket var. Temel gıda maddelerine yapılan KDV indirimi, biraz da olsa kayıt dışını sektör içine çekme etkisi yapabilir. Ancak bu vergi indirmlerinin, vatandaşa bir yansıması olmayacak; sadece organize perakendeciler açısından olumlu. Onların pazardaki büyümesini daha da hızlandıracaktır. Son bir değerlendirme ve sektörle ilgili tahminlerinizi alabilir miyiz? Benim en çok üzerinde durduğum nokta organize perakendeciliğin büyümesidir. Sektördeki en büyük değişiklik, bana göre bu olacaktır. Avrupada, örneğin bir milyon kişiye 15 hipermarket, 150 süpermarket düşerken; Türkiyede ise aynı sayıda insana 2 hipermarket, 16 süpermarket düşüyor. Yani, bu durum sektörde orta vadeli bir büyüme potansiyeli olduğunu gösteriyor. Pazarın büyümesi; kişi başına düşen gelirin artmasına, kişi başına tüketimin artmasına ve istihdamın artmasına bağlı. Orta vadede, Türkiyeye direk sermaye geleceği gibi bir beklentimiz var. Yıllık 3 milyar dolar civarında bekleniyor. Önümüzdeki 7-8 senede, 15 milyar dolar direk sermaye yatırımının gelmesi, istihdamın artmasını sağlayacak. Bununla birlikte ekonomik büyümenin devam etmesiyle ve ekonomik daralmanın bir daha olmayacağı varsayımıyla, kişi başına düşen tüketimin artacağını da düşünebiliriz. Reel faizin düşmesiyle, organize perakendecilerin faaliyetlerini ön plana çıkarması gerekecek. Daha çok müşteri odaklı çalışan, faaliyet giderlerini kontrol altına alabilen, teknolojiye yatırım yapan şirketler; ölçek ekonomisinden faydalanan şirketler ön plana çıkacak. Faaliyet giderleriyle baş edemeyen, rekabet edemeyen şirketler bir bir kapanacaktır. Yine 2006-2007ye kadar, organizecilerin payının epey arttığını göreceğiz. Yüzde 60-70 civarında bir artış bekleniyor. Gıda perakendesinde ise, bu artışın yüzde 20-25 civarında olmasını bekliyoruz, satış üzerinden gittiğimiz zaman. Son olarak, 2004 yılında, gıda perakendesindeki fiyat artışı yüzde 1.5ti. Önümüzdeki yıl, perakendedeki fiyat artışı, enflasyonun 3te 1i kadar olacaktır.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive