Macera Dolu Amerika - 2

15 Ağustos 2017 Salı

Perakende Uzmanı ve Danışmanı Ramazan Başan, Amerika gezisinde perakende sektörüne yönelik gördüklerini ve deneyimlediklerini kendi ajandasına not ederek ülkemize geri döndü. Dünyanın popüler ülkesi olan ve herkesin bir şekilde aşina olduğu Amerika, perakende sektörü için nasıl bir dünya? Ülkemizdeki perakendeyle farklılıkları neler? Dersler çıkarılacak olsa Amerika’dan nasıl dersler çıkarılır? Bu gibi soruları Başan Perakende.org için kaleme aldı. Gayet önemli ve dikkat edilmesi gereken noktalara değinen Başan’ın Amerika notları ikinci dizisiyle Perakender.org’da…

macera-dolu-amerika---2

Amerika’dan notlarımı aktarırken dikkatimi çeken noktaları aktarmaya çalıştığım yazı dizimde ikinci bölümde de sizlere elimden geldiğince önemli notlar ileteceğim. New Orleans, Washington ve New York’u gezerken dikkatimi çeken toplumsal trendleri ve tüketim alışkanlıklarını sizlerle paylaşarak analiz etmeye çalışacağım. Öyle ya, Amerika’nın 10 yıl arkasından gittiğimize göre yolumuzun nereye çıktığını görelim…

 

Amerikalıya çocukluktan buyana her işi kendisi yapmaya alıştırılmış, birey olma sorumluluğu verildiğinden olsa gerek , “verimliliği” de arttıran self servis uygulaması her yerde var. İlk defa benzinimizi kendimiz aldık, ödemeyi kendimiz yaptık. Oysa bu durum ayakkabı bağcığını bile 10 yaşına kadar annesinin bağladığı, evde suyu bile annesinden isteyen kültürümüze ne kadar yabancı. Amerikalı, çocuğuna “Sen yapabilirsin!” derken biz attığı her adımı sorgulayıp izlemekten öte ‘’Yapma, Düşersin, Sakın, Dur” diyerek büyütürüz çocuklarımızı. Yeri gelir çocuklarımızın görevlerini bile biz yapmışızdır. Söyleyin bana hangimiz çocuklarımızın proje ödevlerine yardım etmemiştir?

 

Bu kültür benzin istasyonlarında, restoranlarda, cafelerde, her yerde karşımıza çıkıyor… Yolu bulamadığımızda en sık yaptığımız ata sorumuz “Birader filan yer nerede?” sorusunu kimse yolunu kaybetse de sormuyor, çünkü yanlış yapmaktan, hata yapmaktan korkmuyor. Amerika’da iki şirket batırmayanı adam yerine koymuyorlar, çünkü bundan alacağı dersle sonraki başarılarının temelini oluşturacaktır diye düşünüyorlar. Self servis kültürü bizde olsa işsizlik yüzde 5 daha artar sanırım. Bir benzin istasyonunda çalışan 2 kişi bile görmedim, 1 kişi ile götürüyorlar işi.




Benzin demişken galon üzerinden fiyatlama yapılsa da 1 litre benzinin Türk lirasına çevrildiğinde 1,75 TL olduğunu görünce, Türkiye’de 5,18 TL’den benzin alan bize hayat hep güzel...

 

Kasiyerlerin siyahi, taksi şoförlerinin Ekvator’lu olduğu New York’ta bisikletle turist taşıyanların alayı Türk, çoğunluğu da öğrenci. Beyaz Amerikanlı hizmet sektöründe yok, sınıf ve kast sistemi modernize olmuş. Patronlar beyaz, okumayanlar, okuyup tahsil yapmayan siyahlar ise işçi. İçlerinden sivrilip bu hayata isyan edenler, çok çalışarak yılmayanlar ünlü basketbolcu ya da star olabiliyor.

 

Ülkede metrolarda İngilizce, Çince ve İspanyolca 3 dilde bilgilendirme yapılıyor. Yüzü gülen bir Çinli göremedim, mutsuz ve gariban. Ev sahibimiz Çinli kadın hariç. Kadın Roosvelt Island denilen yerde 1 milyon dolara 1+1 ev almış, haftalık bin dolara kiraya veriyorsa mutlu olur tabi…

 

New Orleans, bin 800 kişinin ölümüne yol açan Katrina kasırgasının izlerini silebilmiş değil. İçi boş oteller, azalan turist sayısı ile eskisi gibi değil sanki. Viskinin atası olan Burbon caddesi hariç, yollarda şarkı söyleyen, cazın her köşe başında söylendiği, çalındığı Missisippi... Plakasında gitar ve müziğin olduğu şehir. Bizde neden trafik plakalarımızda şehri simgeleyen bir ibare olmaz?



 

Amerikalılara başkentlerini ülkenin kurucusunun ismiyle Washington olarak anılmasını düşünecek kadar “vefa”lılar diyebiliriz. Portakalla da hiçbir ilgi alakası olmayan bir şehirdir Washington. Dahası California Üniversitesi dünyanın en lezzetli portakalının “Finike” portakalı olduğunu tescil etmiştir. Bu bize yeter de artar bile…