Eklenme Tarihi : 19 Ekim 2011 Çarşamba
Vedat Diriker

İyi danışman nasıl olur, benden neden danışman olmaz?

Benden danışman olmaz, çünkü çok kızgınım. Bazı perakendecilere, bazı Discounterlara, patronlara, kraldan fazla kralcı olanlara, kısa vadeli çıkarlar için bütün bir sektörün geleceğini heba edenlere, imkanları elverse dahi çalışanın hakkını alnının teri kuruduktan çok sonra bile vermekte zorlananlara, büyük tedarikçilerin küçük perakendeciler, büyük perakendecilerin de küçük tedarikçiler karşısında efelenmesine, burnu havada satın alma sorumlularına, egosu kendinden önce giden satışçılara, sektörün geleceğine yatırım yapmayanlara kızgınım


Uzun zamandır, bu sorunun cevabını arıyorum. Türkiyede, özellikle de perakende sektöründe iyi danışman nasıl olunur? Hele indirim mağazacılığı söz konusu ise var mıdır belli bir formülü? Ve tabii, benden niçin iyi danışman olmaz? Sorularım bunlar. Kendime bakıyorum. Son zamanlarda Türkiyenin Wal-Martlığıyla bile taltif edilecek hale gelmiş -ki bence çok abartılı- bir yapıda, kuruluş aşamasından itibaren her milimetreyi adım adım geçmiş bir discount tecrübesi yaşamışım. Kasiyerlikle başladığım kariyerimi, iyi bir yerlerde noktalamışım. Ortalama akıllı bir adamın bile -ki sanırım öyleyim- Dieter Brandes gibi guru sayılan Discounterların tedrisinden geçtikten sonra, bunun üzerine 10 yıllık saha ve kurumsallık tecrübesini de eklemesi halinde, söyleyecek birkaç sözü olabileceğini varsayalım. Sayarsınız, değil mi? Haydi, saydınız diyelim. Bu kurumsallığın dökümanter tarafında da epeyce bir okumuş yazmışlığınız olsun. Prosedürlerden görev tanımlarına, yönetmeliklerden kurum kimliği çalışmalarına kadar, pek çok tarakta da hasbelkader beziniz olsun. Hatta büyük bir kısmını siz yazmış olun. Bütün bu süreçlerle ilgili discount prensiplerini, mağaza personelinden satın alma elemanına, şoföründen icra kurulu üyesine kadar, her kademedeki kadroya benimsetmek gibi bir işi de kendiliğinden üstlenip yerine getirmiş olun. Sanmayın ki, şimdi kendi reklamımı yapıyorum. Çok şükür, nerede durması gerektiğini bilenlerden sayarım kendimi. Niyetim o değil. Sadece, kendimi Ben danışmanım diye ortaya atmamı getiren süreci samimi bir şekilde paylaşmaya çalışıyorum. Yaptığım o, başka bir şey değil... Zaten danışmanlığı bıraktım birkaç aydır. Bunda, danışmanlık sürecinde elde ettiğim başarılar etkili olmadı. Kendimi en iyi profesyonel hayatta ifade edebildiğimi fark ettim, geç de olsa. Ve yine o hayata geri döndüm. Hepsi bu. Ama asıl neden: fark ettim ki, benden danışman olmaz! Sorgulamam sırasında, çok sevdiğim Market dergisine yazdığım yazılar arasında yaptığım kısa bir yolculuk da etkili olmadı değil hani. Fark ettim ki, çok kızgınım. Herkese kızgınım. Bazı perakendecilere, bazı Discounterlara, patronlara, kraldan fazla kralcı olanlara, kısa vadeli çıkarlar için bütün bir sektörün geleceğini heba edenlere, imkanları elverse dahi çalışanın hakkını alnının teri kuruduktan çok sonra bile vermekte zorlananlara, kurumsallık, hak-hukuk, adalet, emeğe saygı, devletin bekası veya Türkiye dendiğinde mangalda kül bırakmadıkları halde, iş bu kavramlara gerçek anlamda değer vermeye geldiğinde hiç de oralı görünmeyenlere, büyük tedarikçilerin küçük perakendeciler karşısında, büyük perakendecilerin de küçük tedarikçiler karşısında efelenmesine, burnu büyük satın alma sorumlularına, egosu kendinden önce giden büyük satışçılara, geliştirici olmak yerine yıkıcı, ezici bir kıyıma dönüştürülen rekabet anlayışına, tutulmayan sözlere, henüz depodan bile çıkmamış kamyonların gecikmesi halinin kaza ile açıklanmasına ve bütün bunları ticaretin, perakendenin doğal süreci olarak kabullenmem gerektiğini söyleyenlere kızgınım, çok kızgınım.Kendimizi bunlara layık görmemiz, ne acı... Düşünün ki, Türkiyede bir şirket çıkıyor, -bir an için getirdiği bütün diğer yenilikleri yok sayalım- temel iki şey yapıyor: Tedarikçilerin parasını gününde ödüyor, çalışanlarının ve mal sahiplerinin ödemelerini ise bir gün dahi geciktirmiyor. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak da en ufak bir kayıt dışı uygulamaya geçit vermiyor. Tüm tedarikçi, personel ve müşteri ilişkilerini, sarsılmaz prensipler üzerine kuruyor. Ve dediğim gibi, bırakın diğer yenilikleri, sırf bu basit ve her şirket için olağan olması gereken, hatta olmazsa olmaz diye görülmesi gereken nitelikleri sayesinde yükselerek 1 numara oluyor. Yurtdışına bakalım, bunları yapmayan şirket var mı? Özellikle de temel iki konuyu kastediyorum. Yapmaması mümkün mü? Gelelim bana. Benden danışmanlık istiyorlar. Bir iş yapıyoruz, bu işi nasıl kurumsal, ilkesel, yapısal hale getirebiliriz? Nasıl düzgün çalışırız? diyorlar. İşte, ben, tam o anda şeytan oluyorum. Çünkü kızgınım. Kulaklarım uzuyor, dişlerim sivriliyor, yani sanırım beni öyle görmeye başlıyorlar. Çünkü yukarıda bahsettiğim ortalama akılla onlara akıl vermeye başlıyorum. Alıştıkları, doğru bildikleri bütün temelleri sarsıyorum. Onlara o güne kadar danışmanlık hizmeti verenlerin sözlerini de yerle bir ediyorum. Hatta daha ileri gidip, haklı olarak ciro... ciro... ciro diye atan kalplerine hitap ederek, Benden akıl alırsanız, cirolarınız bir süre için düşecek ve masraflarınız artacak bile diyorum. İstiyorum ki, cironun, işi doğru yapmaya bağlı olduğunu algılasınlar, ciroyu işi doğru yapmamak pahasına artırmak gibi geçici heveslere kapılmasınlar. Bana kızıyorlar, ben de onlara kızıyorum. Sonra bir de bakıyorum ki, benden danışman manışman olmaz. (Not: İşini gerçekten sarsılmaz ilkeler çerçevesinde yapan, danışmanlık verdiği şirketlerin uzun vadeli çıkarlarını her şeyin üstünde tutarak, evrensel doğrulardan şaşmadan hizmet vermeye devam eden bütün danışman arkadaşlarımı, bu yazıdan tenzih ederim.)
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive