Eklenme Tarihi : 22 Aralık 2011 Perşembe
Vedat Diriker

Kurum bağlamadan kurumsallaşmak

Yanlış kurumsallaşma süreçleri izlendiğinde yapılar öyle bir kurum bağlıyor ki geleneksel yöntemleri uygulayıp, boruları silkelemekten başka çare kalmıyor onca kurumu temizlemek için...


Talimatname, genelge, amir hüküm, yasak, direktif, müsaade, kaide... İş hayatımızı düzenleyen ya da düzenlemesi beklenen, belki de sadece düzenlediğini zannettiğimiz ne kadar çok kavram var. Şirketlerimizi, bu kavramlara ve onların düzenlemelerine göre yönetmeye çalışıyoruz. Bir talimatname yayınlıyor, sonra da şirket ve çalışanlardan o talimatnameden önce ve o talimatnameden sonra iki ayrı süreç varmış gibi davranmalarını istiyoruz. Üstelik bunun böyle olmayacağını pek açık bir şekilde biliyor olmamıza rağmen. Ya işimizi kolaylaştırdığı için, ya Ben emredersem herkes uyar şeklindeki gerçekdışı bir iktidar inancı yüzünden ya da mış gibi yapmak kanımıza işlediği için, yani yönetirmiş gibi yapmak hoşumuza gittiğinden... Oysa çok basit konularda bile insanın izlediği öğrenme süreçlerini düşünsek, yalnızca basit şartlanmalardaki ve basit ezberleme döngülerindeki yeteneklerimizi düşünsek, göreceğiz ki bırakın şirket yönetmeyi, bu şekilde çocuğumuzu bile eğitemeyiz. Çocuğu olanlara denemesi bedava... Kirli çamaşırlarını odasında oraya buraya değil de çamaşır sepetine atması gerektiğini ya da su içtiği bardağı mutfağa götürmesi gerektiğini öğretmek bile bir emek işidir değil mi? İçeriği pek çok farklı nedenle dolu reaksiyonlarla bizi reddeder. Biz, bu reaksiyonların içinde en az bizim aklımız kadar yetkin bir aklın olabileceği ihtimalini göz önüne almayız pek. O akıl ki öğrenmek ister, anlamak ister, ikna edilmek ister. Eğer ikna edilmeden yönetilirse, yönetim gücü sırtını döndüğü anda o kirli çamaşır yine kendini yerlerde bulur ve o bardak da yatak altlarında... O halde şirket yönetirken, muhatabımız belki de bizim kadar tecrübeye, bilgiye ve en az bizim kadar akla sahip kadrolarken, nasıl oluyor da bu öngörüsüzlüğe düşebiliyoruz? Üstelik bütün bu kavramlar, pek itibar gören kurumsallaşma modellerinin içinde önümüze geliyor. Kurumsallaşma süreçlerini yönetirken, prosedürlerden, talimatnamelerden, kaidelerden medet umuyoruz. Kurumsallaşmayı bir prosedürler bütünü olarak algılayıp, öyle anlatıyoruz. Oysa kurumsallaşma, bir akıl ve bilgi bütünüdür. Bir şirketi içinde bulunduğu açmazlardan, hantallıktan, beceriksizliklerden, işlevsiz yetki dağılımından, gerçekle örtüşmeyen delegasyon sisteminden kurtaracak bir kurumsallaşma, prosedürlerle ya da talimatnamelerle sağlanamaz. Sorun çözücü, becerikli, hızlı, doğru ve etkili yetkilendirmelerle donatılmış bir şirket yaratmak için gücü taşıdığı kelimelerle ve o kelimeleri üreten akılla sınırlı talimatnamelerden fazlasına ihtiyacımız var. En mükemmel şekilde yazılmış genelgeler, en etkili ve bilgili akıllardan çıkmış emirler bile herhangi bir şirketin sahip olduğu bilgi, tecrübe ve aklı bugünden geleceğe taşıyacak gerçek bir kurumsallaşmadan daha yararlı değildir. Şirket çalışanlarının akıllarını kullanmadan emir telakki ederek yerine getirdikleri her kurumsallaşma adımı, zaman içinde şirketin daha da yavaşlamasına, tıkanmasına ve giderek nefes alamamasına yol açacak şekilde kurum bağlamasına yol açar. Operasyonu kolaylaştırmak, şirketin çalışma şeklini günlük çözümlerin ötesine götürmek ve bir kurum kültürü oluşturmak attığınız adımlara bağlı. Adım atarken ürettiğiniz her prosedür şirketin ortak akıl süzgecinden geçirilmezse, bacayı giderek tıkayan kurum birikintileri yüzünden üşür de üşürsünüz. Yeni bir prosedür, yeni bir talimatname, yeni bir direktif, bir işin yapılmasını sağlayacak müsaade verme yöntemleri, bir imza yetkisi ya da her neyse işte, o şirketin aklına danışılmadan emanet elbise gibi- giydirilmek istenirse, sonuç gerçek bir kurum bağlamaya dönüşür. Kurumsallaşma, doğru şekilde hayata geçirilirse çok eğlenceli ve geliştirici olabilir, hem şirketi hem çalışanları daha ileri projelere götürecek bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Ancak yanlış uygulandığında, yapıyı giderek hantallaştıran ve tüm kadroları canından bezdiren, daha başlamadan biten bir hilkat garibesine de dönüşebilir. Bazı şirketlere, öyle hiyerarşik yapılar, öyle eşdüzlem yönetimler giydirilmeye çalışılıyor ki akıl alır gibi değil. Bakıyorum, ne şirket ihtiyaçları bunu gerektiriyor, ne yapı buna uygun ne de kadroların böyle bir zihinsel hazırlanmışlığı var. Hiyerarşi işi kolaylaştırabilecekken kilitlenmeye, gücü dağıtmaya yönelik yönetim tarzları da daha fazla kaosa yol açıyor bu durumda. Yanlış kurumsallaşma süreçleri izlendiğinde yapılar öyle bir kurum bağlıyor ki geleneksel yöntemleri uygulayıp, boruları silkelemekten başka çare kalmıyor onca kurumu temizlemek için...
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive