Et Fiyatları Tekrar Yükseliyor

Et ve Balık Kurumunun et fiyatlarını düşürmek için yaptığı ihale çerçevesinde yurt dışından getirilen canlı hayvanların kesimi sürüyor. İthal etin piyasaya arzıyla gerileyen et fiyatları, tüketicinin ithal ete rağbet göstermemesi sebebiyle yeniden yükselişe geçti

Eklenme Tarihi : 29 Haziran 2010 Salı
et-fiyatlari-tekrar-yukseliyor
Et Balık Kurumunun (EBK) 13 ülkeden getirdiği ithal hayvanların kesimi sürüyor. EBK Sakarya Et Kombinası tarafından yapılan açıklamaya göre, kombinaya gelen 2 bin ithal hayvandan bin 600'ünün kesimi yapıldı, piyasaya 100 ton civarında et satıldı. Kombinaya 7 bin ithal hayvan daha gelecek.İthal hayvanların dışında piyasadan canlı hayvan almadıklarını söyleyen EBK Sakarya Et Kombinası Müdürü Muharrem Uçar, satış yaptıkları market ve kasaplarda kıyma fiyatlarının 15 liraya kadar gerilediğini ifade etti.Uçar, Kesimi yapılan hayvanların etlerini market ve kasapların dışında kimseye vermiyoruz. Bunun da tek amacı tüketiciye ulaşmak. Araya aracı koymadan direk tüketiciye ulaştırmayı amaçlıyoruz. Halkımız ithal hayvanların etini güvenle tüketebilirler. Kesim yapıldıktan sonra etler BSE hastalığı yönünden kontrolleri yapılarak satışı yapılıyor dedi.Yurt dışından getirilen hayvanların besi için özel yetiştirildiklerini belirten Uçar, Türkiye'de bulunmayan bu hayvanların buzağılarını da getirerek besicilere dağıtılacağını vurguladı. 20 bin ithal buzağının besicilere dağıtılacağını dile getiren Uçar, şunları söyledi: Bu hayvanlar yüksek kalitede hayvanlar. Birim maliyetinde en fazla kar elde edilebilecek hayvanlar. Bunların kemik oranı yüzde 14 civarında. Bizim ülkemizdeki hayvanlarda bu yüzde 14'ü tutturmak için 2 ya da 3 yıl beslemeniz gerekiyor. Yoğun besiye tabi tutmanız gerekiyor. Fakat getirilen bu hayvanların çoğu 1 yaşında. Hemen kısa sürede ekonomiye kazandırılıyor. Kurum olarak buzağılarını da getirip besicilere vereceğiz. Böylece besiciler kısa sürede yüksek karlar elde edecek. Sakarya Kasaplar Odası Başkanı Nihat Kobal ise ithal etin piyasaya arz edilmesiyle birlikte et fiyatlarının gerilediğini söyledi. Hükümetin aldığı tedbirin çok yerinde olduğunu ifade eden Kobal, şunları söyledi: İthal etin piyasaya arzıyla birlikte et fiyatları düştü. Eğer tedbir alınmasıydı bugün kıymanın kilosu 30 lirayı geçecekti. Biz ithal et satmıyoruz. Buna rağmen fiyatlarımız 7-8 lira geriledi.Vatandaşların ithal ete rağbet göstermediğini savunan Kobal, Müşteri alış veriş yapmadan önce etin ithal olup olmadığını soruyor. Ona göre alıyor. Herkes ithal et satamıyor. Bu nedenle et fiyatları yeniden yükselişe geçti. Karkas etin fiyatı 1-2 lira yükseldi. Vatandaşlarımız ithal eti güvenle tüketebilirler. EBK yurt dışından et ithal etmiyor. Canlı hayvan ithal ediyor. Burada İslami usullere göre kesiliyor hayvanlar. Bu nedenle halkımız ithal hayvanların etini güvenle tüketebilirler. şeklinde konuştu. ETBİR: EBK piyasada ticari bir aktör olarak yer almamalıİthal et gündeme ilk geldiğinde, sektör aktörlerinden konuyla ilgili görüşler aldık. İlk değerlendirmeyi 1998 yılında kurulan, halka sağlıklı, hijyenik koşullarda, besin değeri yüksek et ve et ürünleri sunmayı görev edinen derneğin 70 üyeli Et Üreticileri Birliği (ETBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Kayardan aldıkTürk kırmızı et sektörünün büyüklüğü hakkında bilgi verebilir misiniz? Sektörün 2007 yılı cirosu 7 milyon 574 bin TL, üretimi ise 890 bin 400 ton. Kırmızı et sektörü gıda içersinde hane içi tüketimde yaklaşık yüzde 25 paya sahip. Hammadde girdilerinde tabldotlarda yüzde 35, marketlerde yüzde 15, lokantalarda yüzde 40 gibi bir payı var. AB ülkelerinde 70-80 kişi başına et tüketimi yılda 15-16 kilogram, ABDde 120 kilogram, Türkiyede ise 15-16 kilogram. Yıllık kişi başı tüketim miktarı nedir?2008 yılına ait kişi başına kırmızı et tüketimi 12,73 kilogram. AB ülkelerinde 70-80 kişi başına et tüketimi yılda 15-16 kilogram, ABDde 120 kilogram, Türkiyede ise 12-15 kilogram.Kırmızı et sektörünün en önemli sorunları nelerdir?Ülkemizde hayvan varlığını ve et verimin artırmak için besi hayvanlarının kalitesini yükseltmek gerek. Bu da ırk ıslahı ile mümkün olur. Et verimi yüksek kültür ve melez ırklar ülkemizde yaygınlaştırılmalı. Devlet destekleri hayvan başına kilogram artışına verilmeli. Et Balık Kurumu piyasada ticari bir aktör olarak yer almamalı. Sektörün kayıt altına alınması, kaçak girişlerin engellenmesi devlet politikası olarak artık sağlanmalı. Bu noktada uygulanan KDV oranının tekrar eski seviyelerine çekilmesi, yüzde 1 ile 3 arası olmasının kayıt dışılığı engelleyici bir unsur olacağı ve fiyatları aşağı çekmeye yardımcı olacağı inancındayız. Hayvancılığımızda entegre besiciliğe doğru bir yöneliş var. Kaliteli ve kayıtlı üretim için yararlı olacak büyük ölçekli işletmecilikte tekelleşme olmaması, köylü ve küçük besicinin de korunması önemli. Yemciliğe destek verilerek, otlak ve meralar korunup tekrar hayvancılığın hizmetine verilmesi, yetiştiricilik maliyetlerini aşağı çeker. Dış piyasada değer bulan ve rekabet eden bir ürün olan küçükbaş hayvancılığın iç piyasaya yetecek hale getirilmesi için önlemler alınmalı. Bu önlemler arasında süt kuzusu kesimlerine miktar sınırı getirilmesi mutlaka olmalı.BESD-BİR: Maliyeti artıran gümrük vergisi kaldırılmalı1992 yılında kurulan Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliğinin (BESD-BİR) piliç ve hindi eti üreten entegre firmalar ile et yönlü civciv ve hindi civcivi üreten damızlıkçı firmalardan oluşan üyeleri, Türkiye'nin toplam kanatlı eti, kuluçkalık yumurta ve civciv üretiminin yaklaşık yüzde 90'ını karşılıyor. 2010 yılı itibarıyla BESD-BİR'e kayıtlı 29 üye firma bulunuyor. Dernekte bu firmaları 113 üye temsil ediyor. Beyaz et sektörüyle ilgili bilgileri BESD-BİR Genel Sekreteri Yüce Canolerden aldıkTürkiye'de beyaz et sektörünün büyüklüğü ve yarattığı istihdam hakkında bilgi alabilir miyiz?1990 yılında 217 bin ton üretim seviyesinde olan kanatlı eti sektörü, 2000 yılında 752 bin ton, 2009 yılında 1 milyon 345 bin ton üretim düzeyine ulaştı. 2009 yılı tahmini kanatlı eti üretimi 1 milyon 250 bin ton piliç eti, 35 bin ton hindi eti, 60 bin ton çıkma tavuk ve diğer kanatlı etleri olmak üzere toplam 1 milyon 345 bin ton seviyesinde olduğu kabul ediliyor. Sektörde yaklaşık 11 bin 20 adet etlik piliç kümesi, 3 bin 284 adet ticari yumurta üretimi yapan kümes mevcut. Yumurta üretimi dâhil yaklaşık 500 bin kişinin (üretici çiftçi, sektörle ilgili esnaf, yem, ilaç, yan sanayi, nakliye, pazarlama dâhil) istihdam edildiği sektörden geçimini sağlayan insan sayısı (bu kişilerin ortalama 4 kişilik bir aile sahibi oldukları varsayıldığında) yaklaşık 2 milyon kişi. Sektörün yıllık cirosu ise 3,5 milyar dolar civarında.Beyaz et tüketimi Türkiyede diğer ülkelere göre hangi düzeyde?Piliç eti tüketimi dünya sıralamasında Türkiye, 2005 yılı verilerine göre yılda 13,2 kilogram tüketimle 75inci sırada yer alıyor. İsrail ve Bahamalar yılda 54,5 kilogram, ABD 44,3 kilogram, Birleşik Arap Emirlikleri 42,6 kilogram piliç eti tüketimiyle ilk sıraları alıyor. Tahminlere göre 2009 yılı kişi başına toplam kanatlı eti tüketimimiz 17,40 kilograma ulaştı.Peki, Türkiye tavuk eti üretiminde dünyada kaçıncı sırada?2006 yılı verilerine göre Türkiye tavuk eti üretiminde dünyada 17nci sırada.Sektörde son dönemde ne gibi sorunlar yaşanıyor? Bunlara yönelik çözüm önerileriniz nedir?Dışa bağımlı olduğumuz damızlık ve yem hammaddeleri (soya fasulyesi, vitamin ve mineraller) sektörün zayıf noktasını oluşturuyor. Damızlıkların yurt içinde üretilmesi çok zor ve uzun vadeye bağlı olduğu için dışa bağımlılığın daha uzun yıllar devam etmesi söz konusu. Ama soya fasulyesinin ülkemizde üretilmesi bir ölçüde mümkün ve çok önemli. Mısırda olduğu gibi soya fasulyesinin de iyi bir fiyat ve destekleme alım politikası uygulanması halinde üretimini artırmak mümkün. Ayrıca, yüksek üretim maliyetlerimizi aşağıya çekmemiz ihracatın geliştirilmesi için şart. Bu nedenle soya fasulyesi-soya küspesine ithalatta uygulanan gümrük vergileri, fasulyede yüzde 8, küspede yüzde 13 oranında. Maliyeti artıran bir unsur olarak gümrük vergisinin kaldırılması veya sadece yem üretimi yapanların gümrük vergisinden muaf tutulmasının sağlanması etkili bir çözüm olacak. Son aylarda dünya mısır fiyatları ile iç piyasa pazar fiyatları arasındaki fark her ne kadar azalmış olsa da limanlarımıza maliyeti yaklaşık 210 dolar/ton olan mısırın iç piyasada bizlere maliyeti yaklaşık 380 dolar/tonu buluyor. Destekleme politikalarının dış pazarla iç pazar arasındaki fiyat farkını ortadan kaldıracak şekilde belirlenmesi halinde bizim yabancı ülkelerle rekabet edebilmemiz daha kolaylaşır. Enerji maliyetleri her sene artıyor. Sektöre imtiyazlı tarife uygulanması gerekli... KDVsi yüzde 8 olan canlı tavuk, hindi, civciv, yumurta ve kanatlı etleri, karma yem ve yem hammaddelerinde oran yüzde 1e düşürülmesinin maliyetler üzerinde olumlu etkisi olacak. İhracat destekleri yetersiz... Piliç etine ihracat iadesinden ele geçen net miktarın 26 dolar/ton olması, ihracatın önündeki en büyük engellerden biri. ABD piliç eti ihracatına 600 dolar/ton, AB ise 300-550 euro/ton destek uyguluyor. Bu yüksek destekler himayesindeki ülkelerle Türkiye kanatlı sektörünün rekabet etmesi ve ihracatını geliştirmesi mümkün değil. Kanatlı eti ihracat desteğinin yeterli ve güvenilir hale getirilmesi için, 5 yıl içinde her yıl azaltılarak verilmesi ve 5 yılın sonunda desteğin sıfırlanmasını temin eden yeni bir sistemin uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Sektörün diğer zayıf noktası, ülkemizin kuşların göç yolu üzerinde olması. Bu durum her sene kuş gribi olaylarını gündeme getiriyor ve serbest köy tavuklarında ortaya çıkan her kuş gribi vakası ihracat kapısının 3 ay ile 1 yıl arasında kapanmasına sebep oluyor. Bu durumun önlenebilmesi için ülkemizde Bölümlendirme uygulanması çalışmaları yapıldı, hatta yönetmelik yayınlandı. Bu sistemde, bir veya birkaç firmanın üretim alanları devamlı devlet kontrolünde tutularak, bu firma/firmaların ürünlerinin hastalık taşımadığı garantisi devlet tarafından verilerek, ülkede salgın hastalık çıksa bile bölümlendirme kapsamındaki firmaların ihracata devam etmeleri mümkün oluyor. Bakanlık Bölümlendirmeyi öncelikle uygulamak üzere çalışmalar yaptı ve yönetmeliği Mart 2009da yayımladı. Henüz dünyada örneği bulunmayan bu sistemin ithalatçı ülkeler tarafından kabul görüp görmeyeceği henüz tam olarak bilinmiyor. Bu bakımdan sektörümüz Bakanlığın Bölgelendirme üzerinde de çalışmalar yapmasını istiyor.SGP: EBKye verilen yetki, gecikmiş ama yerinde bir karar2005 yılında 27 sivil toplum kuruluşu ile birlikte yola çıkan Sağlıklı Gıda Platformu (SGP), bugün 60a yakın bileşeniyle devam ediyor. Sektörde yaşanan gelişmeleri bir de SGPnin Yürütme Kurulu Üyesi Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Denizle değerlendirdikHükümetin kırmızı et ithalatı için Et ve Balık Kurumuna yetki vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz? SGP olarak ilk günden bu yana, et fiyatlarındaki artışın önüne geçilmesi için kısa vadede canlı hayvan ithalatı yapılmasının zorunlu hale geldiğini ve bu ithalatın da bilimsel dayanakları oluşturularak yapılması gerektiğini belirttik. Aksi takdirde ithalat da geçici bir çözüm olmaktan öteye gidemeyeceği yönünde uyarılarda bulunduk. Et ve Balık Kurumuna canlı hayvan ve et ithalatı yetkisinin verilmesi gecikmiş ama yerinde bir karar. İthalat yetkisinin verilmesi haberi piyasada olumlu karşılandı. Fiyatlarda düşüş bekleniyor. Bunun yanı sıra et ithalatı konusunda alınması gereken çok önemli önlemler var. ABde zaten çok sıkı bir denetim uygulanıyor. Asıl sıkıntı AB dışındaki ülkelerden alınacak etlerde. Bu konuda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı alarmda olmalı. Helal sertifikası, sertifika satan firmalardan değil, vakıf ve kuruluşlardan alınmalı.Fiyatların ithalat sonrasında ne kadar düşeceğini tahmin ediyorsunuz?İthalatın sözünün edilmesi ile birlikte fiyatlarda yüzde 10-20 aralığında düşler kaydedildi. İthalat gerçekleştiğinde yüzde 25-30 civarında düşüş muhtemel görünüyor.Bu fiyat düşüşü ülkemizdeki hayvancılığı etkiler mi?Kısa vadede olumsuzluk hissedilse de, damızlık canlı hayvan ithalatı, üreticiye verilecek teşviklerle fiyatlar kendi dengesini oluşturacaktır. Burada unutulmaması gereken nokta, et fiyatlarının son 18 aylık dönemde, enflasyon ve diğer harcama kalemlerinin çok üzerinde artmış olduğudur. Bu sapmanın olması gereken seviyeye çekilmesi 70 milyon için gerekli.İthalat, uzun vadede hayvancılığı baltalayacakSektörde yaşanan çalkantılı dönemi, -birçok kırmızı et üreten firma görüş vermek istemese de- Aytaç, Banvit, Bolca Hindi, Erpiliç ve İkbalin yöneticileriyle masaya yatırdık. Firmalar genel olarak ithalat kararını desteklese de, uzun vadede çeşitli olumsuzlukları da beraberinde getireceği görüşünde...Aytaç Genel Müdürü Ahmet TektenYaklaşık 10 aydır et sektörünü etkileyen fiyat istikrarsızlığı ve yüksek fiyat oluşumları sektörü zor duruma soktu. Serbest piyasa ekonomisi şartlarında et fiyatlarında yaşanan artışlar, firmaları hayvan bulma noktasında da dar boğazla karşı karşıya getirdi. Et sektörünün acilen hayvancılık politikalarında iyileştirmelere ihtiyacı var. Canlı hayvanda hayvan başına verim (canlı kilogram ağırlığında artış) AB standartlarına getirilmesi gerekiyor. Et Konseyinin oluşturulması için adımlar atılması lazım. Hayvancılıkla ilgili tüm adımlar, konular, sorunlar bu konseyde konuşulmalı ve çözümlenmeli. Sektör organize hale getirilmeli. Bu kapsamda atılması gereken adımlar şunlar: Mera disiplini sağlanmalı. Meralar ıslah edilerek verimli hale getirilmeli. Hayvan ırkları geliştirilmeli ve yeni verimli ırklar yetiştirilmeli. Hayvancılık politikaları acilen gözden geçirilmeli ve güncel hale getirilmeli. Devlet hayvancılıkla ilgili teşvik uygulamaları yapıyor ancak bu teşvikler yetersiz. Teşviklerin uygulama alanlarının genişletilmesi gerekiyor. Fiyatların oluşmasında en önemli unsur yem maliyetleri... Yem maliyetlerini düzenleyici tedbirlerin alınması gerekiyor. Canlı hayvan varlığımız gün geçtikçe azalıyor. Yüksek bir genç nüfusa sahip ülkemizin protein ihtiyacı fazla... Karşılanamayan et talebi bizi dışarı bağımlı hale getirecek, hayvancılık için uygun olan Doğu Anadolu Bölgesindeki meralar atıl duruma düşecek. Hem işsizliğin önüne geçmek hem de topluma sağlıklı ürünler üretebilmek için devletin bir an önce teşvik programlarını gündeme alması ve yukarıdaki adımları atması, hayvan sayısının artırılması, hayvan ırklarının iyileştirilmesi elzem. Sektördeki dernekler (SETBİR ETBİR gibi) hükümetin Et ve Balık Kurumu'na canlı hayvan ve et ithalatı için yetki vermesini devletle birlikte yakından istişare ediyor ve inceliyor. Biz de gelişmeleri takip ediyoruz. Ayrıca son dönemde oluşan fiyatlar, spekülatif (suni) artışlarla oluşmuş fiyatlardır. Devletin Et ve Balık Kurumunu devreye sokmasının, fiyatlarda bir nebze de olsa düşüşü getireceğinizi düşünüyoruz. Bu kapsamda Et Balık Kurumu ile piyasayı regüle etmesini, ithalat yaparak sektörü rahatlatmaya çalışmasını olumlu buluyoruz. Ancak bu geçici bir önlem olarak alınmalı. Sürekli hale gelmesi, hayvancılığımızın gelişmesini olumsuz etkileyecek ve hayvan varlığımız azalacak. Bu nedenle fiyatlarda istenen istikrar sağlanınca bu uygulama kaldırılmalı. Sonrasında atılacak en önemli adım ise Türkiyedeki hayvancılığın desteklenmesi, kendi kendini regüle edecek bir sistem oluşturulması olmalı. Devlet, iyileştirme yönünde adımlar atarak hayvancılığı geliştirmeli. Banvit A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ömer GörenerŞu an kırmızı et sektörünün en büyük sorun gündemine et ithalatının oturduğunu düşünüyorum. Et ithalatı kararı piyasadaki fiyatları hızlıca aşağı çekiyor, çekmeye de devam edebilir. Ancak bunun sağlıklı bir durum olmadığı bilinmeli. Süt fiyatlarından umduğunu bulamayan çiftçiler, etten para kazanmak için hayvanlarını mezbahaya gönderiyor. Besi hayvancılığı yapan çiftçiler de et fiyatları daha düşer endişesi ile elindeki hayvanları gözden çıkartıyor. Fiyatlar suni olarak gerileyebilir, ithalat sürecinde de bu seyir devam edebilir, ancak ithalat sona erdiğinde zaten çok büyük sıkıntılar içindeki hayvancılığımız da bitmiş, bitirilmiş olacak. Et ithalatı bugünü kurtarır ama ülkemizin kırmızı et sorununa çözüm olmaz. İthalat sona erdiğinde, zaten ülke hayvancılığı da çok büyük darbe alacağından, bugünkü fiyatları mumla arıyor olabiliriz. Yani bu meselenin çıkışı ithalat değil, bu kesinlikle bilinmeli! Kaş yapalım derken göz çıkartır bir konuma geleceğimizden ciddi olarak endişe ediyorum. İthalatın ana nedeni olarak fiyatlarda anormal görülen artışlar ve diğer ülkeler ile ülkemizdeki et fiyatları arasındaki farklılık gösteriliyor. Dünya fiyatları ülkemizin çok altında... Ancak burada elmayla armudu da karşılaştırmamak lazım... Çünkü ülkemizle karşılaştırma yapılan ülkelerin hayvancılık ve tarım destekleri, hayvan varlıkları, tarımsal ithalat rejimleri, yani fiyatı oluşturan kriterleri Türkiyeden çok daha farklı boyutlarda. Doğru sonuca ulaşabilmek için et fiyatlarının ülkemizde neden pahalı olduğuna bakmamız lazım. Et fiyatlarının yükselmesindeki ana nedenlerini şöyle sıralayabiliriz; ülkemize uzun bir müddettir İran ve Irakdan giren kaçak sığırların yaklaşık 2 yıldır durdurulması, süt fiyatlarının uzun bir süre yatay seyrinden ama yem maliyetlerinin artmasından dolayı süt damızlıkların kesime yollanması sebebiyle besiye çekilecek buzağı arzının da azalmış olması ve uzun süredir düşük satış fiyatları ile zarar eden küçükbaş sektörünün artan TL/dolar paritesi ile ihracatının cazip hale gelerek bir müddet evvel 7 TL/kilogramdan 18 TLye kadar yükselmiş olması. Bizim önerimiz et ithalatı yerine canlı ithalatının yakın ama güvenli yerlerden yapılması. Canlı ithalatı derken süt damızlığı ve besi danasını kastediyorum. Ama bunun için öncelikle tüm ilgili resmi makamların ve derneklerin beraberce bir konsensüsü ile Türkiye Büyükbaş ve Küçükbaş Envanterinin tam ve doğru olarak çıkartılması gerekiyor. Daha sonra ülkenin ihtiyacına göre olması gereken hedef envanteri belirlenerek, aradaki fark belirli bir program içerisinde ülkeye sokulmalı. Fakat ithalat yapılırken içerideki üretici fiyatları düşünülerek, üreticilerin zarar etmelerine kesinlikle müsaade edilmeden ithalat yapılmalı. Önemli bir nokta da deniz aşırı ülkelerden büyükbaş damızlık getirmenin zor, komplike ve çok para bağlanan bir işlem olduğu. Bu nedenle ülkemize daha yakın olan ABden damızlık ithal edilmeli. Ancak ABde deli dana vakaları görüldüğü için tüm ülkeler yasaklı konumda bulunuyor. Burada izlenen strateji, örneğin İsveçin bir köyünde bir vaka görülüyor ise bütün İsveç yasaklı listesine dâhil ediliyor. Oysa o ülkenin bölgelendirme veya bölümlendirme uygulamalarına göre vereceği sağlık sertifikasını kabul etmeli ve sadece risk altındaki bölgelerden ithalata yasak getirilmeli. İthalat yapılırsa da biyogüvenlik konusu göz ardı ediliyor olarak gösterilmemeli. Daha önce AB ile imzalamış olduğumuz et ithalatı anlaşması ise damızlık gebe düveye ve besi buzağısına kaydırılabilir. Hatta şu an için kanatlı ihracatımızı tıkamış olan ABye karşı bu canlı ithalatlarında pazarlık konusu olabilir. Kesinlikle, kesimlik besi hayvanı ithal edilmemeli. Besi büyükbaş ithali uygun bulunursa muhakkak 200, azami 250 kilogram canlı ağırlığın altında buzağı ithal edilerek, bunların büyümesinden elde edilecek katma değer ülkemizde kalmalı. Sonuçta iç piyasada üreticilerimizin kârlılığı muhakkak gözetilerek kontrollü ve bir master plan çerçevesinde, ülkemizin ihtiyacı kadar damızlık hayvan veya besi için buzağı getirilmesine müsaade edilmeli. Kesinlikle süt tozu ve et ithalatına müsaade edilmemeli.Bolca Hindi Canlı Üretim Müdürü Veteriner Hekim Orhan BulutHayvan yetiştiriciliğinin Türkiye ekonomisinde özel bir önemi var. Toplam et üretiminin yüzde 24.75i, süt üretiminin yüzde 12.35i, deri üretiminin yüzde 63.18i koyun ve keçiden sağlanır. Türkiyede toplam hayvansal üretim değeri içinde küçükbaş hayvanlardan sağlanan üretim değeri yaklaşık yüzde 19. Bu durum, Türkiyede hayvancılığın büyük ölçüde büyükbaş hayvancılığa dayandığını gösteriyor. Diğer yandan, süt üretim değeri içinde küçükbaş hayvancılığın payı yüzde 12,1, kırmızı et üretim değeri içindeki payı yüzde 23,8, deri üretim değeri içindeki payı ise yüzde 55,5 (DİE,2001). 1980 yılından sonra sayıca giderek azalan küçükbaş hayvan varlığına bağlı olarak, küçükbaş hayvanlardan elde edilen üretim değeri de azalma sürecine girdi. Türkiyede tarımsal işletmelerin yaklaşık yüzde 66sında (2.67 milyon işletme) büyükbaş hayvan yetiştiriciliği, yüzde 29,5inde (1,2 milyon işletme) küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılıyor. Bölgelere göre koyun yetiştiriciliği yapan işletme sayısı incelendiğinde, tarımsal bölgeler açısından, işletmelerin yüzde 22,4ünün Güneydoğu Bölgesinde olduğu ortaya çıkıyor. Yine, koyun varlığının da yüzde 26,3ü bu bölgede. Tarım bölgelerine göre kıl keçisi yetiştiren işletmelerin sayısı incelendiğinde de ilk sırayı yüzde 25,3 ile Güneydoğu Bölgesi, tiftik keçisinde ise yine ilk sırayı yüzde 26,9 ile Güneydoğu Bölgesi alıyor. Hayvan varlığı açısından ise kıl keçisi varlığında ilk iki sırayı yüzde 27,6 ile Akdeniz Bölgesi ve yüzde 21,9 ile Güneydoğu Bölgesi alıyor. Tiftik keçisi varlığında ise yüzde 26,9 ile Güneydoğu Bölgesi ilk sırada yer alıyor (DİE,1991). Özellikle kırsal alanda yoksulluğun azaltılmasında, istihdama katkı, zayıf meraların değerlendirilmesi, düşük üretim maliyeti gibi nedenlerden dolayı küçükbaş hayvan yetiştiriciliği Türkiye açısından önemli. Fakat Türkiyede küçükbaş hayvancılık geriliyor. Bunun başlıca nedenleri; kente göç, işletmelerin küçük, dağınık ve örgütsüz olması, ürün pazarlamasının yetersiz olması, koyun ve keçi ırklarının çoğunlukla düşük verimli olması ve uygulanan tarım politikaları. Koyun yetiştiriciliği, keçi yetiştiriciliğine alternatif olarak düşünülmemeli. İsteyen istediği yetiştiriciliği kurallarına ve bu konudaki yasa, yönetmelik, kanunlarına uyarak yapmalı. Bölge ve ihtiyaçlara göre et ve süt verimi yüksek ırklar teşvik edilmeli, özellikle süt üretiminde sözleşmeli yetiştiricilik modelleri geliştirilmeli. Süt veren keçi ve koyunun aynı zamanda doğum yapan ve et veren kaynak olduğu ve vakti geldiğinde kendisinin de et olarak sofralarımızda değerleneceği gerçeği unutulmamalı. Bir müddetten beri gündemimizi işgal eden kırmızı et fiyatlarındaki artış ve buna çözüm olarak sunulan et-canlı hayvan ithali ülke tarımını-hayvancılığını hem kanatlı hem büyükbaş hem de küçükbaş hayvan yetiştiriciliğini olumsuz etkileyeceğini düşünüyoruz. Bu konuda ithalatla ilgili alınacak karar kısa süreli etkili olacak fakat gelecekte Türk tarımına ve hayvancılığına telafisi zor derin yaralar açacak. Yurt dışından yapılacak et ithalatı kesildikleri hayvanların cinsleri, yetiştirilme ve beslenme şekilleri, kesim usulleri, zoonoz hastalıklar ve hijyenle ilgili halkımız tarafından kabul edilemez olumsuzluklar içerecek. Yaşanan sıkıntının uzun vadeli ve köklü çözümü için besiciliğin ana giderlerinden olan yem maliyetlerinin düşürülmesine yönelik tedbir ve teşvikler getirilmeli. Yine besi materyalinin kaynağı olan dişi materyallerin erken ve gereğinden fazla, zamansız kesimi önlenmeli ve bu kapsamda çiğ süt fiyatlarında kalıcı ve uzun süreli istikrar sağlanmalı. Önümüzdeki günlerde bu konuda alınacak kararlar ülke ekonomimizi, halk sağlığımızı, ülke hayvancılığımızı ilgilendiriyor. İthalat kararının alınması telafisi güç, derin yaralar oluşturacak.Erpiliç Genel Müdür Yardımcısı Mustafa EricekÜlkemizde et üretimi her yıl artarak devam ediyor. 1996 yılında 600 bin ton olan kanatlı eti üretimi, 2009 yılı sonunda bir milyon 250 bin ton seviyesine çıktı. Bu da üretimin her yıl yüzde 10 15 civarında arttığını gösteriyor. 2009 yılı sonu itibarıyla 131 bin 953 ton tavuk eti üretimi yapan Erpiliç, Türkiye kanatlı eti üretiminin yüzde 11ini karşılıyor. Kanatlı sektörü, kırsal alanda yüzde 100 kayıt altına alarak sözleşmeli üretim yapan ve kırsal alandan kente göçü engelleyen yegâne sektörlerden biri. Ülkemizde üretilen 4,5 milyon ton mısırın takribi 2,5 milyon tonu piliç yemi üretiminde kullanılarak tarıma ciddi destek sağlıyor. İşletmelerinde yaklaşık 20 bin kişi çalıştıran, 9 bine yakın sözleşmeli çiftçisiyle üretim yapan kanatlı sektörü, bin 800 canlı hayvan ve yem nakliyecisi ile beraber ciddi bir istihdam sağlıyor. Bu, teknolojiyi çok yakından takip eden, AB standartlarında üretim yapan bir sektör... Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap ülkeleri ve Rusya, yıllık 2,5 milyon / ton tavuk ithal ediyor. Bizim ise yıllık üretimimiz bir milyon 250 bin ton. Biz, tavuk eti ithal eden sınır komşusu ülkelerinin ithalatlarının yüzde 20 - 25ini karşılayacak konumda olabilirsek, Türkiyenin kırsal alandaki üretimi çok daha artacak. Ayrıca tarıma çok büyük destek sağlanmış olacak. Amacımız, kırsal alanda üretimi artırarak kente göçü engellemek. Böylece çiftçilerimize ve üreticilerimize de gelir kaynağı sağlamış oluyoruz. Bana göre şu an sektörün en büyük sorunu ihracat desteğimizin olmaması. Üreticilere AB ülkeleri 450 euro/ton, ABDde ülkeleri ise 400 dolar/ton destek verirken; bizim ülkemizde bu destek sadece 26 dolar/ton. Ayrıca ülkemizde enerji fiyatlarının yüksek olması, üretim maliyetlerimizi olumsuz yönde etkiliyor. Şu anda ağırlıklı olarak Orta Doğu ve Türk Cumhuriyetlerine ihracat yapıyoruz. Hedef pazarlarımızdan biri Rusya... Rusyadaki kota sorunu çözülür ve devlet ihracat desteği verirse, sektör hızlı bir gelişim sağlayacak. Kırmızı et fiyatlarının yükselmesi, beyaz et tüketiminin de artmasını sağladı. Havaların ısınmasıyla beraber piknik sezonu açılmaya başladı. Piliç eti fiyatlarında kırmızı ete oranla ciddi bir artış olmadı. Kırmızı etin az olduğu zamanda piliç eti ekonomik açıdan iyi bir alternatif olduğunu gösterdi. 2009 yılında yapılan beyaz et ihracatı diğer yıllara oranla artış gösterdi. 2008 yılında 4 bin 344 ton piliç eti ve ürünleri satışı, 2009 yılında artış göstererek 5 bin 856 tona ulaştı. 2008 yılında ihracat rakamı 7 milyon 338 bin 797 dolarken, 2009 yılında 10 milyon 473 bin 956 dolara ulaştı. Bunun başında da Iraka yapılan tavuk eti ihracatı geliyor. 2010 yılında bu yükseliş devam edecek. 2010 yılı için 13 bin ton piliç eti ve ürünleri, 20 milyon dolar ciro hedefliyoruz.İkbal Genel Koordinatörü Sedat PatlarEn önemli hayvansal gıdalardan biri olan kırmızı et, ülkemizde son iki yılda ciddi spekülasyonlara hedef oldu ve sürekli yükselen fiyat trendiyle insanların bu mükemmel protein kaynağını tüketmeleri giderek zorlaştı. Bir buçuk, iki yıl öncesine kadar etin kasapta kilogram fiyatı 12 -14 TL iken şimdilerde 22-28 TL arasında. Sorunların bu denli büyümesini birkaç ana başlıkta toparlayacak olursak; özellikle süt inekçiliğine verilen önemin azalması ve dişi hayvan kesilmesinin önüne geçilememesi birincil etken. Bu durum arkadan yetişecek ve neslin devamını getirecek olan hayvan sayısında azalmaya neden olacak. Bu azalma sonucunda başta süt fiyatları olmak üzere kırmızı et fiyatları da hızla yükselişe geçecek. Bu noktada Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve diğer programlar tarafından verilecek desteklerin sadece bir veya iki kez değil; her yıl, belli bir oranı hibe şeklinde, önceden planlanmış bir sistemde uygulamaya konulması gerekiyor. Ayrıca gebe düve ithalatı yerine kendi modern üretme çiftliklerimizi kurmak, hem süt hem de et için dışa bağımlı olmayan ve yüksek verimli ırklarımızı yetiştirme olanağına kavuşmak sorunun en önemli çözümlerinden birisi. Bir diğer başlık ise küçük yetiştiricilerin birlikte hareket edememesi, kooperatifleşememesi ve dalgalanan fiyatlar karşısında duramayarak üretimi bırakmaları. Kırmızı et üretiminin Türkiyede genel olarak küçük işletmelerde yapılıyor olması da sektör için dağınık bir yapı oluşturuyor. Buna rağmen et üretiminin oldukça ciddi bir bölümü geleneksel tarzda üretimle ayakta duruyor. Bu üreticilerin en büyük sorunları özellikle yem fiyatlarının yüksek oluşu, kayıt dışılık ve sıklıkla değişebilen karkas fiyatları karşısında kestirdiği malının yerine yenisini koyamaması ve hayvan sayısının hızla azalması olarak ifade edilebilir. Bu durumda özellikle bu gruba giren yetiştiricilerimize verilecek eğitim, kredi destekleri ve kooperatifleştirilebilmeleri, daha sağlıklı ve kaliteli üretimin yapılması için en önemli etkenler. Diğer bir başlık ise mera ve otlakların etkin kullanılamaması... Kırmızı et üretiminde ihtiyaç olan temel hammadde yemdir. Yem fiyatlarındaki yükselme, besiciliğin ve süt inekçiliğinin karşısındaki en büyük engeldir. Bunu daha net açıklayabilmek için Ziraat Odaları Birliğinin açıklamalarını dikkate almak gerekir. Birliğin Kırmızı Et Sektör Değerlendirme Raporuna göre dünyada kırmızı et üretimi 15 yılda yüzde 16 artarken, Türkiyede yüzde 13,7 azalmış. Ortaya çıkan rakamlar Türkiye için yeni bir tehlikeyi de açığa çıkarıyor. Eğer üretim böyle giderse, ülkemizde et açığı olması gayet normal. Koyun ve sığır sayısı her yıl yüzde 2 -4 artırılmazsa ve hayvan başına verim yükseltilmezse ülkemizde 2013 yılında kırmızı ette 164 bin ton et açığının olacağı raporda belirtilmiş. Raporda, çözümün de meraların ve otlakların etkin kullanılmasından geçtiği, bununla birlikte hayvancılıkta kullanılan yemlerin fiyatlarının da düşürülmesinin bir an önce gerçekleştirilmesi gerektiği kaydedilmiş. Bu sonuç titizlikle ele alınmalı. Aksi takdirde uzun bir zaman et ithal etmek zorunda kalabiliriz.Canlı hayvan ve et ithalatı gerçek anlamda piyasaları biraz olsun sakinleştirmek ve spekülatörleri biraz rahatsız etmek adına alınmış bir karar. Kısa vadede halkımızın daha fazla ve ekonomik et yemesini sağlasa da esas çözüm yukarıda bahsetmiş olduğum konularda atılacak olan adımlarla alınacaktır. Sürekli bir ithalat kendi içimizde 3-5 sene sonra bizi oldukça sıkıntıya sokacak bir hayvancılık politikası oluşmasına zemin hazırlar. Bizler entegre tesisler olarak daha yüksek kalitedeki ürünleri daha ekonomik olarak üreterek halkımıza sunmak zorundayız. Bakanlığın önümüzdeki 10 yılı kapsayacak tarım ve hayvancılık politikaları ile geleneksel besicilik yapanlar başta olmak üzere, hayvancılıkla uğraşanlara maddi ve manevi destek vererek ciddi eğitim stratejilerinden oluşan besicilik ve süt inekçiliği projelerini en kısa zamana hayata geçirerek birkaç sene içerisinde meyvelerini alacağı bir sistemi hayata sokacağından kuşkumuz yok.İstikrarsız fiyat artışı satışları düşürdü Son dönemlerde kırmızı et fiyatlarında meydana gelen artış hakkında Türkiye Perakendeciler Federasyonunun yaptığı kamuoyu açıklamasının yanı sıra Fon Gıda, Grup Hatipoğlu, Hadim ve Makromarket yetkililerinin görüşlerine de yer veriyoruz. Perakendeci cenahında en çok fiyat istikrarsızlığından yakınılıyor... Türkiye Perakendeciler Federasyonu2010 yılı itibarıyla et fiyatları, perakendecileri de, tüketicileri de rahatsız edecek bir seviyeye çıkmış; bu durum tüketicileri ve sektör temsilcilerini olumsuz yönde etkilemiştir. Mağazalarımızda, kırmızı et ve et mamullerinde istikrarsız fiyat artışıyla orantılı olarak, yüzde 30-35lere varan oranda satış kaybı oluşmuştur. Bu süre içinde konu üzerinde paydaşlarla yapılan çalışmalardan da sonuç almak mümkün olmamıştır. Başbakanın konu ile ilgili yaptığı açıklamalar ise, et piyasası için bir milat oluşturmuş, Tarım ve Köy işleri Bakanlığının aldığı önlemler ve federasyonumuzun konu üzerinde gösterdiği hassasiyet sonucunda, kırmızı et fiyatları bu tarihten itibaren TPF üyesi zincir mağazalarda ortalama yüzde 20-25 oranında düşmüştür. Bu fiyat düşüşü sonrasında ise kırmızı ete olan talep yüzde 25-30 oranında artmıştır. Et fiyatlarındaki düşüş, tüketicilerimizi oldukça memnun etmekte ve kendilerinden olumlu tepkiler alınmaktadır. Bu sonucu doğru bulduklarını ve nispeten memnun olduklarını belirten tüketicilerimiz, et fiyatlarının bütçelerine uygun hale gelmesinin tüketime olumlu katkı sağlayacağını da ifade etmektedir. Kırmızı et talebindeki bu artışın önümüzdeki haftadan itibaren daha da artacağını tahmin etmekteyiz. İthal et konusunda ise sağlığa uygunluk ve helal kesim ile ilgili bakanlık denetimlerinin titizlikle devam edeceğinden şüphemiz yok. Ancak her şeye rağmen spekülatif tavırlara girişmemeleri kaydıyla yerli üreticilerimizin de korunması gerektiğine inanmaktayız.Fon Veteriner Hekim Serhat BasmazŞirketimiz bünyesinde bulunan kasap reyonlarında kırmızı et ve et ürünleri ile beyaz et ve et ürünlerinin tamamı, cironun yüzde 11,91i. Reyonlarımızda kırmızı et olarak kendi markamız olan Fonem Eti bulunduruyoruz. Beyaz ette ise üç firmayla çalışıyoruz. Yine spesiyal çeşitlerimizi bu firmaların açık tavuklarından parçalayıp Fonem markamızı oluşturuyoruz. Fiyat istikrarsızlığı sektörde kanayan yara haline geldi. Son 10 aydır yaşanan bu fiyat artışları hem tüketicileri hem yetiştiricileri hem de tüccarları olumsuz yönde etkiliyor. Marketlerimizde kırmızı et satışları son zamanlarda oldukça düştü. Medyada oluşan at, eşek gibi olumsuz haberler de satışları aşağı çekti. Müşteri eti artık isterken kilogramı kullanmıyor, miktarı TL üzerinden belirtiyor. Son dönemlerde artan et fiyatları biz başta olmak üzere birçok perakendecinin kâr payından fedakârlık etmesine neden oldu. Aslında sorunu bu noktalara getiren de yine fedakârlık... Karkas kemikli etin fiyatı Eylül 2009da 12 TL, Nisan 2010da ise 17,75 TLye kadar yükseldi. Nisan fiyatlarına göre yükseliş 2009un Eylül ayına göre yüzde 47,9dur. Şirketimizin maalesef bu oranda bir atış yapmadı, kendi kâr payından ödün verdi. Yurdumuzda belli başlı bölgelerde yaşanan kuraklık, yem fiyatlarında ki artış gibi sorunlar nedeni ile maliyetler arttı fakat karkas fiyatları o zaman da çiftçinin maliyetini karşılamadı. Yine o dönemlerde süt fiyatlarındaki durağanlık maliyeti karşılamaz hale geldi. Bizim çiftçimiz bu olumsuz durumdan kurtulmak için süt sığırlarını kesime gönderdi. Bu da kanayan yaranın artmasına, damızlık olarak da kullanılan ineklerin sayısında azalmaya neden oldu. Süt fiyatlarına zamanında yapılacak küçük bütçeli desteklerle bu facianın önüne geçilebilirdi. 300-400 bin arasında olduğu tahmin edilen damızlık materyal kesimi ülke ekonomisine milyonlarca TLlik telafisi zor zararlar açtı. Targem kapsamında kimi köylere bir Veteriner Hekim ve Ziraat Mühendisi gönderiliyor. Köylü hem damızlık için doğru ırkı seçiyor hem de yem bitkilerini doğru yetiştiriyor. Hayvancılığın en önemli girdisi olan yemle ilgili olarak, kaliteli kaba yem açığının giderilmesi için ekim alanlarının genişletilmesi, meraların ıslahı yapılmalı. Bu çalışmalar sonucunda maliyet azalacak, verimli et ve süt hayvanları sayısı artacaktır. Bu sorun, küçük çaplı üreticilerin bilinçlendirilmesi ve desteklendirilmesi, büyük çaplı işletmelerin de yaygınlaştırılması, üretime katkılarının artırılmasıyla çözülür ancak. Son günlerde et fiyatlarının artışını durdurmak için et ithalatı yapılması gündeme geldi. İthalat kısa dönem için rahatlama sağlayabilir, ancak çözüm değil. Çözüm, hayvansal üretimi artırmak ve verimli hale getirmektir. Türkiyede son yıllarda büyük ölçekli ve ekonomik hayvancılık işletmeleri kurulmaya başlanması sevindiricidir. Bir diğer konu da ithal et karkas halde gelecekse nasıl gelecek? Şoklu, yani dondurulmuş halde gelecekse, bunun mutlaka devlet garantisi altında, soğuk zincirin kırılmadan gelmesi gerekiyor. Bilindiği gibi hayvansal proteinler insan yaşamı için olmazsa olmaz. Bu proteinleri de yoğunlukla kırmızı etten alıyoruz. Bu arada korunması gereken hem insan sağlığı hem de etin kalitesi. Türk halkının parlak renkli, pembe görünüşlü ete aşinalığı nedeniyle şoklu ete rağbet etmeyeceğini düşünüyorum. Benim tek korkum, ithal et ile yıllar önce yaşanan deli dana sorununun tekrarlanması. Türkiye, hayvan hastalıklarından arınmış dünyanın beş ülkesinden biri. Canlı hayvan ithaliyle yurdumuza çeşitli hayvan hastalıklarının girmesi olası... Tabii ki zoonoz hastalıkların da (hayvandan insana geçen) bundan sonraki dönemlerde gündeme gelmemesini temenni ediyorum. Grup Hatipoğlu Marketler Zinciri Kasap Koordinatörü Muktedir KökGrup Hatipoğlu Marketler Zinciri olarak 26 şubemizle aylık yaklaşık 1 milyon müşterimize hizmet veriyoruz. Et reyonlarındaki ciromuz, bugünkü şartlarda genel cironun yüzde 12sine tekabül ediyor. Bu ciro payının yüzde 16larda olması gerekirken, kırmızı etteki aşırı fiyat yükselişiyle maalesef yüzde 12lere geriledi. Önümüzdeki aylarda et fiyatlarının aşağıya çekilmesiyle yüzde 16lık ciro payını yakalayacağımıza inanıyorum. Bünyemizde bulunan gıda mühendislerimiz ve veteriner hekimlerimizle et entegre sürecine son derece önem veriyoruz. Raflarımızda piyasadaki marka ürünlerin hepsi mevcut... Müşterilerimizin yüzde 80i markalı ürünleri tercih ediyor. Geriye kalan yüzde 20lik müşteri portföyünü ise genelde fiyatlar ilgilendiriyor. Biz her iki kesime de hitap edebilmek için kaliteden taviz vermeksizin ünlü markaları ve az tanınan diğer markaları fiyat unsuru sebebiyle reyonlarımızda bulundurmak zorundayız. Marka ile ilgili bir sıkıntımız yok. Kırmızı et sektöründe yaşanan gelişmeleri ilgiyle takip ediyoruz. Son günlerde medyaya yansıyan olaylar halkımızın kafasını karıştırıyor. Sağlığımızla oynanıyor endişesine kapılmalarına sebep oluyor. Müşterilerimiz reyonlara yaklaşırken helal kesim olup olmaması konusunda endişeleniyorlar. Halkımızın bu konuda duyarlı olması çalışmamızı biraz daha güçlendiriyor. Bazı münferit olaylardan dolayı piyasanın olumsuz etkilenmemesi gerekir. Çünkü İlçe Tarım Müdürlükleri tüm ilçelerde görevlerini ve denetimlerini sıkı bir şekilde yapıyor. 2000li yılından günümüze kadar kırmızı etteki istikrarsızlığın başlıca sebeplerinden biri de Et ve Balık Kurumunun izole edilmesiydi. Sektörün denge görevini yürüten ve piyasada son derece önemli olan bu kurumun izole edilmesine sebep olan rant çevreleri, servetlerine servet katma uğruna kırmızı etteki afaki yükselişi tetikledi. Neticede geçmişte olduğu gibi sektördeki denge görevini sağlamak amacıyla tekrar devreye sokulmuştur. Sektörün böyle bir denge unsuruna ne kadar ihtiyacı olduğu ve kurumun önem ve ehemmiyeti tekrar anlaşıldı. Et ve Balık Kurumu varlığını devam ettirseydi bugünkü istikrarsız ortam olmazdı. Bugün yapılmaya çalışılan ithalatı dönem dönem gerçekleştirseydi sektör bu duruma gelmezdi. Yine de çok geç kalınmış değil. Hadim Yönetim ve Pazarlama Danışmanı Necmettin KuruBulunduğumuz bölgede çoğu müşteri kırmızı et başta olmak üzere et ve et ürünlerini geçmişten gelen alışkanlıkla, hala kasaplardan almayı tercih ediyor. Biz bu alışkanlığı değiştirmek adına geçen sene başlattığımız bir çalışmayla uygun olan kimi mağazalarımızda kasap reyonları faaliyete geçirdik. Bu anlamda et ürünlerinden beyaz, kırmızı ve işlenmiş et ürünleri her mağazamızda olmamasına rağmen ciromuzun yaklaşık yüzde 3-4ünü teşkil ediyor. Raflarımızda 13 marka olmak üzere toplam da 121 SKU et ve et ürünü çeşidi bulunuyor. Türkiye genelinde son 6 ay içerisinde hayvancılık sektöründe önemli sıkıntılar yaşanıyor. Bunun sebepleri besi yapan köylü kesimin yeterince desteklenmemesi, yem fiyatlarının yükselmesi, süt fiyatlarının düşük tutulması ve benzeri... Ama en önemlisi, büyük firmalar, Türkiye genelindeki kesimlik ve körpe danaları tekelinde toplatıp ülkede hayvan sıkıntısını suni olarak dillendirdi ve fiyatların artmasına neden oldu. Bu sayede ellerinde bulunan hayvanları piyasaya sürerek çok ciddi rant sağladılar. Hanlı hayvan ve et ithalatının önünün açılacağı söylentisi bile fiyatların yükselişini durdurdu, hatta geriletmeye başladı. İyi de hani sıkıntı vardı hayvancılıkta? Ne oldu da bir anda fiyatlargerilemeye başladı? İthalat başlamadı bile henüz. Bu gelişme bile yukarıda bahsi geçen konuyu destekliyor. İthal et ve canlı hayvan çözüm mü? Tabii ilk etapta piyasayı çok rahatlatacağı kesin. Özal hükümeti zamanında da aynı şekilde fahiş et fiyatları ithal etin girmesiyle bir anda gerilemiş ve yaklaşık 5-8 yıl arası et fiyatları sabit kalmıştı. Yine aynı şeyler olur ve sektörde rahatlama sağlanır. Ancak sadece ithal etmek değil yerli hayvancılığı da önemli şekilde desteklemek koşuluyla ülkemiz dünyanın en pahalı etini yemekten kurtulabilir. Makromarket Satın Alma Grup Müdürü Ertuğrul Gülhan Makromarket olarak taze et ve et ürünleri ciromuzda yüzde 12lik bir pay kaplıyor. Et reyonumuzda, kırmızı ette bir, beyaz ette ise farklı illerde farklı üreticilerimiz olduğu için dokuz marka bulunuyor. Ülkemiz dünyada en pahalı eti yiyen ülkelerden biri. Bu bakımdan hayvan yetiştiriciliği konusunda ciddi çalışmalar ve projeler yapılması gerekiyor. Et sektörü son aylarda çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bu sıkıntıları çözmek için hükümet son zamanlarda canlı hayvan ve et ithalatı için Et ve Balık Kurumuna yetki verdi. Bu atılım sektörü kısa vadede rahatlatacak ancak uzun vadede daha büyük atılımlar yapılması gerekiyor. Hayvan yetiştiriciliği ülkemizde yeterince desteklenmiyor. Bu desteğin bir an önce sağlanması ve özellikle KOBİlerin ihtiyaçlarının araştırılıp giderilmesi, et sektörü için çok önemli bir adım olacaktır. Et sektörü için kısa vadeli değil uzun vadeli çözümler üretilmesi gerekli. Bu haber ve röportajlar Market dergisinden alınmıştır.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive