Global Ekonomi`de Türkiye Perakendeciliği Konferansı`nda Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör`ün Yaptığı Açılış Konuşması

Dün, Perakendeciler Federasyonu tarafından gerçekleştirilen ve 1000`in üzerinde katılımcı tarafından izlenen GLOBAL EKONOMİDE TÜRKİYE PERAKENDECİLİĞİ adlı toplantıya, Sayın Bakanlar`ın yasaya destek sözü ve Perakendeciler Federasyonu`nun kuruluş deklarasyonu damgasını vurdu

Eklenme Tarihi : 18 Aralık 2007 Salı
global-ekonomide-turkiye-perakendeciligi-konferansinda-perakendeciler-federasyonu-baskani-seref-songorun-yaptigi-acilis-konusmasi
Açılış konuşmasını yapan Federasyon Başkanı Şeref Songör şunları söyledi. Günümüzde Sanayicisinden - Çiftçisine tüm Üreticileri, Kentlisinden - Köylüsüne tüm Tüketicileri ortak bir noktada buluşturan ve Ekonomik, Sosyal, Kültürel etkinliklerin anlamını bulduğu Perakendecilik, artık milli kültür ve ekonomilerin dışa açılımına ise doğrudan aracılık ediyor. İşte bu özellikleriyle perakendecilik sektörüne gelişmiş dünya ülkelerinin ekonomik, politik, sosyal ve kültürel ihracat sistemi olarak baktıklarını ve özel önem verdiklerini biliyoruz. Böylesine önemli bir sektörün temsilcileri olarak bizler de, ülkemizin ekonomik ve kültürel gelişiminde gereken aktif rolü üstlenmek üzere bir araya geldik. Başlangıçta İkili üçlü görüşmelerle dillendirdiğimiz sorun ve konularımızı konuştukça, birlik içinde olmanın ve istişarenin başarıdaki önemini kavradık. Önce Per-deri, sonra bölgesel Per-derleri derken, bugün Türkiye Perakendeciler Federasyonunu kurmuş olmanın kıvancı içindeyiz. Ve bu mutluluğu Ülkemizin dört bir yanından gelen siz Üretici, Distribütör ve Perakendeci dostlarımızla birlikte paylaşıyoruz. Federasyonumuz hepimize hayırlı olsun. Türkiye Perakendeciler Federasyonu; inşallah ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimi için önemli roller üstlenecektir. Biz; ülkemiz perakendeciliğinin rekabetçi ve kaliteli hizmet yapısının tekamülünde, el ele olmamızın ortak ve milli menfaatlerimiz gereği olduğunu düşünüyoruz. Bizlerin dayanışma içinde olması, bize hem güç verecek, hem de orta ve uzun vadede kalıcı başarılara vesile olacaktır. Ülkemizde bu günkü anlamıyla perakendecilik, 1980ler de küçük aile işletmeleri şeklinde iken, o günkü toplumsal gelişme ve arayışlara eş zamanlama ile değişime ihtiyaç duyan dönemin işletmeci ve yatırımcıları, 1990lar dan itibaren ise, patron ve aile şirket yapısını geliştirerek, yavaş yavaş kurumsallaşmaya yönelik adımlar attı. Sonrasında zincir mağazacılık derken, organize perakendeciliğe giden bir süreci adeta dikey bir trendle yaşadık. Aynı süreci bu günde daha rekabetçi, daha yaygın ve etkin hizmet anlayışı, daha ferah mekanlar, daha çok çeşitlilik gibi enlerin yakalanabilmesi azmiyle kıyasıya mücadele içinde yapılandırmaya ve geliştirmeye gayret ediyoruz. Ekonomimizin son 4-5 yıldır süren istikrarlı ve büyüyen gidişatı ise bizlere daha uzun vadeli düşünme ve yatırımlar yapma şansı vermiştir. Bu da, bizim geçmişteki enflasyonist ortamdaki işletme mantığını terk ederek, rekabetçi hizmet kalitesiyle, faaliyetinden karlılığa giden bir yapıya yönelmemizi sağladı. Doğru ve sürekliliği sağlayan bu sistem, sektörümüzü daha dinamik hale getirdi. Aynı zamanda bu istikrarlı ortam sektördeki yabancı oyuncuların da ülkemize, hem de kendi idarelerinden önemli teşvikler alarak gelme arzularını kamçıladı. Bu da, şimdi sektörün yeni bir sisteme adapte olması anlamına geliyor. Dolayısıyla bizlerin daha çok çalışarak, sektördeki gelişmelerin gerisinde kalmamak, hatta yeni tarzlar ve kendi coğrafyamıza özgü farklılıklar oluşturarak öne çıkmamızı gerektiriyor. Zaten bildiğiniz gibi tüm ekonomik, sosyal, yasal ve siyasi süreçlerde gelişmiş ekonomilerle aramızda açık olan makas aralığını kapatmak, daha hızlı ve dinamik hareket etmemizi gerektiriyor. İşte önümüzdeki dönemi de hızlı hareket edip, yeni bir sıçrama dönemi olarak görmeliyiz ve dayanışma içerisinde karşılamalıyız. Zira bu gün ülkemize gelen veya gelecek olan küresel oyuncular, alt yapı anlamında bütün süreçleri tamamlayıp hazmederek geliyorlar. Türkiye ise ne yasal düzenlemelerle bu oyuna hazır, ne de iş yapış anlayışıyla. Kendimizi yetişmiş insan kaynağı, sermaye gücü ve rekabet anlayışındaki farklılıklarımız gibi hayati unsurlarda sorgulayıp, geliştirerek bu yeni dönemde güçlü ve hazırlıklı olmalıyız. Öncelikle bizler mesleğimize sahip çıkacağız. Yerli perakendeciler olarak en önemli avantajımız olması gereken, İnsan kaynaklarından azami faydalanacak eğitim, pratik ve sosyal şartlar oluşturacak projelerimiz var. Özellikle eğitim konusunda M.E.B.lığımız, meslek liselerinin cazibesini artırarak ara meslek sahibi elemanların yetişmesine ortam sağlamalı ve kalifiye eleman yetiştirmelidir. Bu durum lise mezunu olanlar için, aynı zamanda verimli istihdam ortamı da oluşturacaktır. Üniversitelerimizle iş birliği içinde olup, perakendecilik bölümleri oluşturmakla beraber, hocalarımızdan destek alarak mevcut yönetici ve personelimize de hizmet içi eğitim sağlayıp verimliliği olabildiğince arttırmak hedeflerimizin içindedir. Rekabet anlayışı, işletme anlayışı gibi uzun vadeli düşünüp azim gerektiren konuları, böylesine birlikteliklerle dayanışma ve istişare içinde yerli yerinde çözümler üreterek aşmalıyız ve burada mutlaka kayıtlı, kurallı ve sistemli gelişmeyi hedef alıyoruz. Bilinsin ki; bir birimizin büyümesi, Bizler için, Sevinç ve Motivasyon kaynağıdır. Sermaye anlamında, yıllık ciroları milli hasılamıza yakın dünya devi oyuncularla rekabet etmek, tek başına hayal olacaktır. Esasen bu süreç, batı toplumlarında da yaşanmış ve bu küresel oyuncularla, ulusal ve yerel markalar arasında olası haksız ve yıkıcı rekabeti önlemek için gelişmiş ülkelerde, ya perakendecilik yasası ile veya rekabet yasası benzeri yasaların içine koydukları maddelerle kartelleşmeye mani olmuşlardır. Buna en çarpıcı örnek 1996 - 97 yıllarında Fransa da çıkarılan Raffarin ve Galland kanunlarıdır. Benzeri kanunlar aynı dönemde Almanyada ve diğer ülkelerde de uygulamaya konulmuştur Bu kanunlarda; mağazaların çalışma saatleri, hafta tatili, indirim günleri, zararına satışlarla haksız rekabet oluşturmak, gibi orta ve uzun vadede rekabetçi pazara darbe vuran konular disipline edilmiştir. Tam da burada Sanayi ve Ticaret Bakanlığımızın hazırlamış olduğu yasa tasarısından bahsedelim. Hepimizin yakından takip ettiği gibi bu yasa tasarısı ülkemizde de 1996lar da düşünülmüş, 2001 krizindeki esnaf yürüyüşleri ile gündeme taşınmıştır. Belki de kriz psikolojisiyle söylenen mevcut mağazaların mücavir alan dışına çıkması gibi anlamsız ve akıl dışı yanıyla anılmış ve Bakanlık tarafından sektör içindeki perakendecilerin görüşleri de alınarak defeatle tadil edilmiştir. Son haliyle asgari müşterekte buluşulacak bir tasarı haline gelmiş olmasına rağmen, hep mevcut mağazaların taşınacağı endişesi hafızalarda tazelenerek yasanın çıkması için gereken kamuoyu bir türlü oluşturulamamıştır. Bu tasarı yasalaşmalı, ama asla Kayırma yasası olmamalı, sektörün kalıcı olarak gelişmesi için sağlam bir temel oluşturmalıdır. Ayrıca kayıtlı, kurallı, sistemli ve rekabetçi bir sektör istiyor isek, bu hedeflere ancak sağlıklı bir yasal düzenlemeyle sahip olabiliriz. Mevcut tasarıya sadece bakkal ve küçük esnafı koruyor demek haksızlık olur, tam aksine başı ve sonu belirli kanunlara sahip ülkelerde hep organize ve kurumsal yapılar gelişmiştir. Buna en çarpıcı örnek; Ülkemiz en sıkıntılı zamanında bile dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında olmuştur. Halbuki perakendecilikte bırakın ilk 20yi, ilk 250 büyük perakendeci arasında bile bizim bir markamızın olmadığıdır. Perakendeciliğimizi büyütmek istiyorsak, öncelikle tüketici haklarına saygılı ticari ahlaka sahip olmamız gerekir. Yoksa aynı boyutlar da aynı görünüm de 1000 gr. olarak bilinen bir ambalaja, boyutlarını küçültmeden, 750 gr ürün koyarak ucuza satıyor görünümü vermek, gibi Aldatıcı, haksız uygulamalar Türkiye perakendeciliğini hiç büyütmeyecektir. Bu ürünü tek bir markaya üreten üreticide, tüketiciyi aldatan perakendeci de aslında Türkiye ekonomisine zarar verdiklerini bilmelidirler, bu tarz sıkıntı yapan veya yapabilecek kişi ve kuruluşlar içinde sağlıklı, yanlış yorumlara meydan vermeyecek yasal düzenlemeler olmalı, idareler de bu yanlışa müsaade etmemelidir. Kuralsızlığı kader olarak kabul edemeyiz. Güzellikleri yakalamak için bir yerden başlamak ve azimle çalışmak gerekir. Sanayicilerimiz, Üreticilerimiz ve distribütörlerimizle hep beraber bilmeliyiz ki; el ele verip, birbirimizi ticari sınırlar içerisinde desteklemek durumundayız. Aksi takdirde günü kurtarmak politikasıyla hareket edecek olursak, ürünlerimizi satacak raf bulamayabiliriz. Ülkemizdeki uluslararası mağazaların raflarındaki yerli ve ithal ürün oranlarına dikkatli bir şekilde bakıp incelediğimizde, burada ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Türkiye perakendeciler federasyonu olarak, hep müşahhas konularda net konuşacağız. Ne sektörden birtakım istatistikleri toplayıp birilerine servis yapacağız, ne de hep problemleri dile getirip, kriz çığırtkanlığı yaparak devlet çözsün mantığında olacağız. Biz; her zaman mevcut hali, objektif bakarak resmedip, tespitlerimizi net yapacağız. Aynı zamanda çözüm önerilerimizi sunduğumuz gibi, üzerimize düşen görevi de yerine getireceğiz. Gerektiğinde de risk alacağız, özveride bulunacağız. Firmalar arasındaki uyum ve güveni oluşturmak, tüketicilerin doğru alışveriş yapmalarını sağlamak için, hazırladığımız bir dizi projelerimiz de var. Gıda menşei takip sistemi, Kalite kontrol laboratuarları kurarak sertifikasyon hizmeti sağlamak gibi projeler, Türkiye Perakendeciliğini büyütecek ve güçlendirecektir. Federasyonumuzun aldığı kararların uygulamasını takip edecek denetim mekanizması oluşturmak, daha az hata ile gelişmek için önemlidir. Bunu da tarihimizde başarı ile uygulanmış ahilik anlayışı ile başaracağız. Biz; Türkiye perakendeciler federasyonu, temsil ettiğimiz 330 markamız, 5000 mağazamız ve 200 bin çalışanı olan bir grup olarak, hükümetimizden ve yüce meclisimizden talebimiz ise; bu yasama döneminde, Büyük mağazacılık yasa tasarısını gündemine alarak, adil ve milli menfaatler doğrultusunda yasalaşmasını sağlamalarıdır. Geciken adalet hiçbir zaman adalet olamaz. Bu gün bizim, yerlisinden, ulusalına ve uluslar arası tüm sektörümüzün sağlam ve yasal temeller üzerinde gelişsin gayesiyle istediğimiz yasayı, Biliniz ki bu gün, bu yasaya ihtiyaç yok diyenler, yarın arzu ettikleri yapıya ulaştıkları zaman, bu sefer aynı tasarıyı harfiyen, AB uyum yasaları diye dayatacaklardır. Öyleyse basiret gösterip bizler doğrusunu iş işten geçmeden zamanında yapmalıyız. Bunu, bugüne kadar milli menfaatlerimiz söz konusu olduğunda gerekli duyarlılığı gösteren hükümetimiz ve değerli üyelerinden hassaten talep ediyoruz. Sanayi ve Ticaret Bakanlığımızdan tasarının yasalaşması için daha aktif rol almasını bekliyoruz. Konuyla ilgili duyarlı ve basiretli tacirler olarak bizlerde gerekli kamuoyunu oluşturmalıyız. Ayrıca basın mensubu dostlarımızın da duyarlı davranmalarını rica ediyoruz. İnşallah yüce meclisimizin bu yasama döneminde, büyük mağazacılık yasa tasarısı, gündemine gelecektir ve hayırlısıyla yasalaşacaktır. Kıymetli meslektaşlarım sizlere sunduğumuz dosyalarda anket formları var. Lütfen bu anket formlarını dikkatle doldurun ve görüşlerinizi bizimle paylaşın. Biz, federasyonumuz ile ilgili görüşlerinizle faaliyetlerimize yön vereceğiz. Yasa tasarısı ile ilgili sonuçları ise, basında yayınladığımız gibi, bakanlığımıza da sektörün görüşü olarak sunacağız.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive