“Ekber Hoca”dan perakende notları

1982 yılından bu yana perakende sektörünün havasını yakından soluyan ve sektöre kendi kazanımlarından ve eğitimci kişiliğinden tecrübeler sunan Türkiye Perakendeciler Federasyonu Eğitim Danışmanı Ekber Işık, eğitimin her noktada herkes için şart olduğunu söylüyor. Türkiye’nin her noktasını karış karış gezen ve tüketiciyi tanımanın önemine vurgu yapan Işık, sektördeki açıklıklardan gerekliliklere kadar birçok konuyu bizim için yorumladı

Eklenme Tarihi : 24 Haziran 2015 Çarşamba
ekber-hocadan-perakende-notlari

Perakende sektöründe herkes “Ekber Hoca” diyince sizi tanıyor ama Ekber Hoca aslında kimdir, sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

1959 Sivas doğumluyum. Liseyi Sivas’ta okuduktan sonra İstanbul’a geldim. Burada üniversite öğrenimime başladım. Marmara Üniversitesini bitirdim ve önce Kahramanmaraşta daha sonra İstanbul’da öğretmen olarak görevimi sürdürdüm. Öğretmenliğime başlamadan önceki süreç dâhil olmak üzere, İstanbul’da perakende piyasasında ve toptan gıda piyasasında ek iş yapmak durumunda kaldım. Öğretmenliğimle beraber, yani 1982’den itibaren İstanbul piyasasında uzun yıllar toptan ve perakende sektöründe çalıştım. Bunu şu yüzden anlatıyorum. Perakendenin tozunu yutmak deyimi vardır ya, çıraklık döneminden başlayarak sektörde hep var oldum. 1990 yılında kendi marketimi açtım. Açtığım markette doğal olarak her işi yaptım. Bir dönem toptan üstü ürün dağıtımı yaptım. Daha sonra market açmak isteyen arkadaşlarımız oldu onlara yardımcı oldum, elimde olan bilgileri paylaştım. Bununla birlikte Siirt’ten Bitlis’ten İstanbul’a gelip market açmak isteyen arkadaşlara referans kaynağı oldum. Bu sürecin kısmen de olsa benim üzerimde dönmesinin nedeni bir yer bulabilirler mi market açmak için? Evet. Buldukları yerde marketi açabilirler mi? Evet. Ancak mal alım süreci bu işin en önemli kısmı oluşturmaktaydı. Ben o süreçte toptan üstü spotçu olarak çalışmaktaydım. Dolayısıyla satışa sunduğum ürünler fabrika fiyatının altında bir avantaj oluşturuyordu. Böyle bir rekabet şansından kaynaklı olarak onların benimle buluşmasındaki en büyük etkendi. Hikâyem böyle başladı ve yıllarca devam etti. Derken bir gün ticareti bırakmaya karar verdim. Öğretmenlik benim âşık olduğum bir meslekti. Ticaret benim vaktimi biraz fazla almaya başlayınca bir vicdan hesaplaşmasına gittim. Öğrencilerime karşı verimliliğimi tartıştım ve öğretmenliği seçtim. Marketimi sattım ve ticarete veda ettim. Eğitim olayı, bir aşk olayı.

Türkiye Perakendeciler Federasyonu’yla olan alakanız nasıl başladı?
2007’de öğretmenlikten emekli olduğumda İstanbul Perakendeciler Derneği (PERDER) bir eğitim danışmanı arayışı içerisindeydi. İstanbul PERDER yönetim kurulu tarafından görüşmeye çağrıldığımda dernek başkanımız Erdal Tüfekçi’nin büyük ilgi ve nezaketiyle karşılaştım. Bu görüşmedeki ilgnç olan yan, yönetim kurulu üyelerinin bir kısmının daha önce benim müşterim olmaları ve beni gördükleride yaşamış oldukları şaşkınlıktı. İstanbul PERDER’de eğitim danışmanı olarak sürdürdüğüm bir yıllık eğitim çalışmalarından sonra Türkiye Perakendeciler Federasyonu’na çağrılarak çalışmalarımı burada sürdürmeye devam etti. Dolayısıyla bütün eğitim projelerimizi Türkiye’yle buluşturmak adın 8 yıldır yolculuğumuz devam etmektedir.

Türkiye’deki eğitim konusuyla ilgili olarak neler söyleyebilirsiniz?
Türkiye’de itiraz ettiğimiz, rahatsız olduğumuz her konunun nedenine baktığımızda altında eğitimsizlik yatmaktadır. Değişim ve dönüşümün lokomotifi olan eğitimin yaşamın bütün dokularına nüfus etmesi gerekir. Her yere, herkese kesinlikle eğitim değmeli. Toplumsal gelişmeyi ancak böyle sağlayabiliriz. Etrafımızda her gün bir sürü suç işleniyor ve bu suçlar işlendikten sonra birçok cezai yaptırım uygulanıyor. Suç bir sonuçtur. Önemli olan o sonuca insanların gelmemesi. Yani önemli olan işlenen suça ceza vermek değil, suç işlememeyi öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Çocukları ele alırsak mesela, çocuklar suçsuzdur, günahsızdır. Çocuklar bir su gibidir ve hangi kaba koyarsanız o şekli alırlar. Yani çocuklar öğretilerle büyüyor. Öğretilerini de benden, annesinden ve çevresinden alıyor. . Benim çocuğum benim anadilimi, etnik kimliğimi, kültürümü ve de davranışlarımı alıyor. Dolayısıyla doğruyu da yanlışı da çocuklarımıza biz öğretiyoruz. Sonra biz kalkıyoruz ve bu insanları ırklarıyla, konuştukları dillerle ve dinleriyle ve de yanlışlarıyla değerlendiriyoruz ya da yargılıyoruz. Oysa herkes yeryüzünde kardeş olduğunun farkına varmalı ve de tüm çocuklar bu barış ve kardeşlik bilinciyle eğitilmeliler. Eğitim her yaşta gerçekleşir fakat çocukluktan başlayan eğitimler “Ağacın yaş iken eğilmesi”ni sağlar.

Perakende yolculuğuna çıkacak olursak sizinle, perakendenin gelişme sürecini bir eğitimci gözüyle değerlendirirseniz neler söyleyebilirsiniz?
Ben perakendenin bu uzun tarihi yolculuğuna tanıklık ettim. Bu açıdan baktığımda kendimi çok şanslı hissediyorum. Arkadaşlarıma bazen şu sözle takılıyorum, “Ben, İstanbul’da perakende mezarlarını çok iyi bilirim.” Maalesef bu sektörde şu ya da bu nedenden dolayı çekip giden, yok olan birçok perakendeci oldu. Ben, bunların sürecine hep tanıklık ettim. Bazen sektörün içinde oldum, bazen eğitimci gözüyle baktım ama hep içindeydim. 90’lı yıllarda başlayan perakendenin dönüşümüne baktığımızda ulusal firmalar yerellerin gelişmesinde çok önemli roller oynadı. Ancak biz maalesef yeniliği çok içimizden gelerek yapmıyoruz. Sektörde de bu böyle oldu. Koşulların bizleri zorlamasını bekliyoruz. Şartlar ağırlaşıp artık bizi değişime zorlamalı ki değişim gerçekleşsin. Bu yüzdendir ki ben, çoğu perakendecinin değişmeyi çok istekli bir şekilde yaptıklarını düşünmüyorum. Tabi ki istisnalar vardır fakat hep zorlamalarla karşılaştım ben sahada. Perakende sektörünün en büyük handikaplarından birisi de bu. Çoğu arkadaşımız öngörülü davranmadı. Bu değişime ve gelişime ayak uyduramadı. Perakendeciler çalışanlarıyla müşterilerinin karşısına çıkıyor fakat bu konu hep atlanıyor. Bir sürü yatırım yapıyor, yenilikleri takip ediyor, ekipmanlarını son teknolojiye uygu olarak alıyor ancak personel eğitimiyle ilgili olan konuyu atlıyor. Bu da büyük sorunları ortaya çıkarıyor. Kim ne derse desin perakendenin hammaddesi insandır. Bu da en başta çalışanınızdır. Çalışanınızı donanımlı, vasıflı ve nitelikli kılmak gibi bir sorumluluğunuz var. Örneğin, TPF’yle başladığım mesleki eğitimler sonucunda 9 bin 136 personelimiz mezun olarak kalfalık ve ustalık diplomalarını aldılar. Bu belge uluslar arası geçerliliği olan bir çalışma belgesidir. Eğer siz bir dernek kurduysanız ve Türkiye’nin dört bir yanından yüzlerce üyeniz varsa, sektörü geliştiriyor olmanız şarttır. Federasyon olarak eğer bunu yapabiliyorsak biz, sektörün büyümesine ön ayak oluruz, aynası oluruz. Biz bu bilincin farkındayız. Bu bilinçle de 8 yıldır eğitimlerimize aralıksız devam ediyoruz. Çünkü eğitim her konuda olmazsa olmazlardandır. Gelişim için şarttır. Ve sektör eğer gelişmeye devam ediyorsa emin olun bu eğitimle oluyor. 8 sene öncesine baktığınızda hiçbir yerel perakendecinin eğitim sınıfı yoktu. Ancak şimdi Milli Eğitim Bakanlığı’yla birlikte hareket ederek tüm sektöre gerekli olabilecek ne varsa o konuda eğitimler verdik. İşletmelerimizi bugün birer eğitim yuvası haline getiriyoruz. Yeni bir projeye daha başladık biz perakendeci arkadaşlarımızla. Eğitim öğretim projesi başlattık. Eğitime verdiğimiz öneme devam edelim ve eğitimsiz personellerimiz kalmasın dedik. Tüm çalışanlarımız bu konuya çok sıcak yaklaştı ve hemen ilkokul mezunu olmayanlar ilkokul mezunu olmak için, lise mezunu olmayan personelimiz lise mezunu olmak için başvuruda bulundu. Hatta müşterilerimizden bile bu eğitim projesin katılanlar oldu.

Bu konunun Anadolu’daki yansımaları nasıl?
Biz genelde batıya açılan kapımız olarak 3 büyük metropol şehrimizi referans olarak ele alırız. İstanbul, İzmir ve Ankara. Buradan bakarız konuya. Ancak bu Türkiye’nin büyük fotoğrafını görmek için maalesef yeterli olmamaktadır. Anadolu’da gerçekten geleneksel ticareti yürüten perakendecilerimiz de var ancak metropol şehirlerimizdeki gelişen organize perakendeciliği yürüten perakendecilerimiz de bulunmaktadır. Biz bilgi çağındayız ve bu çağ bilgiye ulaşımı o kadar çok kolaylaştırdı ki, global dünya giderek çok küçüldü. Maalesef bu durum beraberinde bir başka alışkanlığı da yarattı. Bazı perakendecilerimizin gelişim süreçlerini gördüğün her şeyi kopyala ve yapıştır olarak algıladı. Oysa bir şeyler katmak gerekiyordu bu fikre. Bu yöntem maalesef yararlı olmuyordu. Çünkü işletmeler bulundukları bölgelerindeki kendi müşterisini tanımak ve buna uygun gelişim süreçlerini uygulamaları gerekiyordu. Önemli bir sorun olarak bir doğruyu tutturduğumuzda her yörede ve her koşulda uygulanabileceğini düşünmekteyiz. Oysa doğrunun nerede, neye göre doğru olduğu araştırılmalı ve ona göre uygulanmalı ki işe yarasın. Aksi takdirde bu doku nakli beraberinde doku uyuşmazlığı getirir ki geride elimizde boşa giden emek, sermaye ve zaman kalır.

Bu konuya bir de eğitimci gözüyle bakalım. O konuda neler söyleyebilirsiniz?
Bu işin en önemli kıstası, uyguladığınız aşının tutup tutmayacağını önceden bilmekte. Yani şöyle ki, bir şirkete gidip orada bir araştırma yapmadan o şirkete yönelik reçete çıkaramazsınız. Aynı şekilde o işletmenin mutlaka müşteri segmentasyonunu ve profilini çıkarması ve ona uygun dil ve satış yöntemi geliştirmesi gerekmektedir. Müşterinin farklılıklarını ve alışkanlık tarzlarını analiz ederek doğru bir satış ve verimlilik sağlamak mümkündür. Maalesef bu konuda yerel marketler olarak yeterli bir gelişim düzeyini henüz tutturmuş değiliz.

Türkiye Perakendeciler Federasyonu’nun üyelerine sağladığı kolaylıklardan örnek verebileceğiniz bir hikâyeniz var mı?
Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) üyeleri bir kere sürdürülebilirlik açısından önemli bir yere sahip şirketler açısından. Çünkü birlikte hareket ediliyor ve olaylara, sorunlara anından müdahale ediliyor. Yakın bir örnek verebilirim size; 2014 yılının Temmuz ayında son olan bir hijyen eğitimi yönetmeliği vardı. Bu yönetmelik çıkar çıkmaz federasyon olarak konuyu gündemimize alarak projelendirdik. Söz konusu hijyen eğitimi bütün Türkiye genelinde üyelerimize buluşturularak hijyen eğitimi sertifikası alınması sağlanmıştır. Dolayısıyla hiçbir işletmemiz cezai bir yaptırımla karşı karşıya kalmamıştır. Bu gerçekten ancak örgütlü bir güçle gerçekleşebilecek bir konu ve federasyonumuz bunu elinden geldiğince iyi yürütüyor. Mesela federasyonumuza hala yeni üyeler kazandırıyoruz ve ben onları ziyarete giderek sohbet ediyorum. Onlara hijyen eğitimini söylediğimde öyle bir yasadan habersiz olduklarını iletiyorlar bana. Onlarda sektörün içinde aslında ancak, duymamışlar bile. Bu yüzden federasyonumuzun çalışmaları üyelere çok şey kazandırıyor. Mutlaka eksiklerimiz yahut yetişemediklerimiz var ancak, biz elimizden gelen her yere yetişmeye çalışıyoruz. Çıkan her yasayı takip ediyoruz. Üyelerimizi bilgilendirerek, onları daha etkin hale gelmelerini sağlıyoruz. Biz eğitimi sanıyoruz ki hayatımızın bir kısmında yer alan ve eksik bilgilerin verilip tamamlanmamızı sağlayan unsurdur. Oysa eğitim her yerde ve her konuyla ilgilidir. Yani beşikten mezara süren bitmez tükenmez bir yolculuktur. TPF olarak eğitime bu bakış açımızla üyelerimize yönelik çok sayıda eğitim projeleri yapmaktayız. İşkur’la işbirliği içerisinde yüzde 50 istihdam garantili proje ile işbaşı eğitim projesi verimli bir şekilde sürdürülmektedir. Bunun yanı sıra, eğitim öğretim projesiyle ve sosyal sorumluluk projelerimizle eğitim departmanımızın yürüttüğü projeler arasındadır. 

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive