BMD Başkanı Hüseyin Doğan

“Ayak basmadığımız ülke kalmayacak, dünyada 20 milyar dolarlık Türk markası kullanılacak” diyen Birleşik Markalar Derneği (BMD)’nin yeni başkanı Hüseyin Doğan, önümüzdeki 10 yılda çok büyük değişim ve dönüşümlerin yaşanacağına dikkat çekiyor. Doğan, Türk perakende sektörünü alışveriş merkezleri ve markaların birlikte büyüteceğini anlatıyor

Eklenme Tarihi : 18 Haziran 2013 Salı
bmd-baskani-huseyin-dogan

Fulya B. ÖZTÜRK

BMD’nin 10 yıllık projeksiyonunu anlatırken “Ayak basmadığımız ülke kalmayacak, dünyada 20 milyar dolarlık Türk markası kullanılacak” ifadesinde bulundunuz. Türk markalarının bu hedefe ulaşması için neler yapması gerekiyor?
Türk markaları sahip oldukları tasarım ve inovasyon gücü, insan kaynağı, iş modelleriyle örnek haline geldi.  Markalarımızın farkındalığını artırmaya yönelik adımların başında odaklanılacak hedeflerin netleştirilmesi gerekiyor. Ürüne değil, marka kültürünü yaygınlaştırmaya yönelik adımlar atılmalı. Faaliyet gösterilen pazarın yerel beklentilerinin bilincinde ama sahip olduğumuz başarılı ve güçlü yönleri ön plana alarak yatırımlar gerçekleştirilmeli. Marka bilinirliği, farkındalık oluşturmak uzun soluklu bir süreç, bu yüzden markaların sabırlı olması, sahip olduğu kaynakları verimli kullanması, doğru strateji oluşturup bu stratejinin de arkasında durması gerekiyor.

Perakende sektörü, Türkiye’nin parlayan yıldızı haline geldi. Siz, yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Perakende sektörü 280 milyar dolar ciro, 365 bin mağaza ve 3.8 milyon kişilik istihdamıyla Türkiye ekonomisinin en dinamik yapı taşı durumunda. Devrim niteliğinde hızlı bir dönüşüm yaşanıyor. 3 yıl önce bin 175 olan yurt dışı mağaza sayımızı yüzde 300’e yakın artırarak 3 bine çıkardık. Bunu yaparken gittiğimiz ülkelere know how’ımızı, insan kaynağımızı ve kültürümüzü transfer ettik. Yeni hedefimiz, Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkede en az bir Türk markasının mağaza açmasını sağlayarak 20 milyar dolarlık markalı ihracat gerçekleştirmek. 2023’e giden 10 yılda çok büyük değişim ve dönüşümlerin yaşanacağını ön görüyoruz.

Türk tekstil sektörü uzun yıllar fason üretimle varlığını sürdürdü. Son yıllarda pek çok başarılı Türk markasını da görüyoruz. Ama hâlâ istenen düzeyde değil. Türk tekstil sektörünün marka haline gelebilmesi için neler yapılabilir?
Türkiye’de emek yoğun ve sermaye yoğun sektörler ve bu sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin üretim maliyetleri kaynaklı bir rekabet ile karşı karşıya kaldıkları görülüyor. Bu rekabetin aşılması için sektörlerin önünde iki dönüşüm seçeneği bulunuyor. İlki daha yüksek katma değerli ürün gruplarında üretim ve satış yapılması, ikincisi ise bu sektörlerde markalaşma ve markalı ürünlerin yurt içi ve yurt dışında doğrudan tüketiciye satışı ile elde edilecek ilave katma değerden yararlanılması. Türkiye’de özellikle hazır giyim, ayakkabı, deri, kişisel bakım ürünleri, aksesuar gibi moda perakendesi sektörleri ve şirketleri bu dönüşüm baskısını daha yoğun hissediyor. Markalaşmanın özellikle başta finansman olmak üzere koşulları ile şirketlerin markalaşma sürecini motive edecek destekler de gelişme aşamasında. Markaların getirisi ve yabancı rekabeti ise kuvvetli yaşanıyor. Türkiye’de tekstil sektöründeki markalaşmanın daha güçlü yaşanması için öncelikli 5 hedef bulunuyor. İlki, Turquality ve marka destek programları geliştirilip yaygınlaştırılarak bölgesel ve küresel ölçekte tercih edilen Türk markaları yaratılması, markalı ihracatın artırılmasıdır. İkincisi,  “Türk Malı” (Made in Turkey) yerine “Türk Markası” (Turkish Brands) kavramının yaygınlaştırılması, üçüncüsü İstanbul’un bölgesinde bir moda merkezi ve moda perakendesinin alışveriş merkezi haline getirilmesi; İstanbul Alışveriş Festivali’nin güçlendirilmesi ve benzer organizasyonlar ile  “Marka – Şehir“ hedefine ulaşılmasıdır. Dördüncüsü Türkiye’nin bölgesinde piyasa yapıcı hale gelmesi ve yeni nesil serbest bölgeler kurulması, beşincisi ise tasarım faaliyetlerinin markalı ekonomiye destek verecek şekilde devlet tarafından desteklenmesidir.

Ucuz iş gücü nedeniyle fason üretiminin Çin’e kayması, Türk tekstilcilerini daha çok markalaştırma çalışmalarına mı itecek sizce?
Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünün bu rekabetten başarıyla çıkması öncelikle moda perakendesi içinde yer alan hazır giyim, ayakkabı, deri, ev tekstili, aksesuar takı, mücevherat, kişisel bakım ürünleri, ev ve mutfak eşyaları, ev aksesuarları gibi ürünlerde yabancı markalara üretim yerine kendi markaları ile dış pazarlarda doğrudan tüketiciye satış yapılmasına bağlı. Bu sektörler daha çok moda markalı ürünlere sahip olup mevcut hali ile de markalı yurt dışı satışları başlayan ilk sektörler. Komşu ve bölge ülke pazarları mevcut potansiyel ve eğilimleri ile piyasa yapıcılığı için öncelikli pazarlar. Bu çerçevede özellikle dış ticaret ve ithalat serbestisi büyük önem taşıyor. Dış ticaret düzenlemelerinde liberal yaklaşım uygulanmalı.

Alışveriş merkezleri Türk perakendesini de ne yönde etkiliyor? Yanlış AVM yatırımları Türk perakendesine ne kadar zarar veriyor?
Türkiye’de gıda dışı modern perakende pazarın en önemli kanalını alışveriş merkezleri oluşturuyor. İlk alışveriş merkezi 1988 yılında açıldıktan sonra 2000 yılında sayı 46’ya, toplam kiralanabilir alan büyüklüğü 1 milyon 185 bin metrekareye ulaştı. İzleyen yıllarda alışveriş merkezleri sayısında artış hızlandı. 2011 yılı sonu itibariyle Türkiye genelinde 302 AVM bulunurken, Haziran 2012 itibariyle AVM sayısı 313’e ulaşmış durumda. Bu AVM’ler de 8 milyon metrekare kiralanabilir alan yaratıyor. 2013 yılı sonuna kadar gerçekleşecek 53 proje ile toplam kiralanabilir alan 9,9 milyon metrekareye ulaşacak. Perakende sektöründe kayıtlı ekonominin ve istihdamın gelişiminde AVM yatırımlarının rolü büyük. Türkiye’de alışveriş merkezleri organize perakende pazarın gelişimine katkı sağlıyor. Alışveriş merkezleri öncelikle büyük illerde kurulmaya başladıktan sonra diğer illerde de yaygınlaşıyor.  2011 itibari ile Türkiye genelinde 50 ilde alışveriş merkezi bulunuyor. Türkiye’de özellikle 2001 yılından sonra modern perakende pazarların niteliksel ve niceliksel hızlı gelişimi, buna bağlı olarak AVM’lerin gelişmesi ve artması, marka ekonomisinin gelişimini destekliyor ve tetikliyor. Moda markaları ve markalı ürünler için satış kanalları oluşuyor, satış kanalları genişledikçe moda markalarına ve markalı ürünlere ihtiyaç artıyor,  yabancı markaların katılımı ile de rekabet zenginleşiyor. Bu kapsamda, “yanlış AVM yatırımı” olarak tanımlanan olgunun daha çok rekabetten kaynaklandığına inanıyoruz. Markaların birbirlerini takip ederek ve rekabetten uzaklaşmamak adına, açılan her yeni AVM’de yer alma arzusu, kimi zaman verilen bu kararların olumlu sonuçlanmadığı durumları da ortaya çıkarıyor. Bu durumda, bazı bölgelerdeki veya kentlerdeki doğru yatırım fırsatları biraz ötelenmiş oluyor.


Türk tekstil perakendecilerinin gelişmesinde AVM’ler önemli roller oynadı ama Türk perakende markalarının AVM’lerle ilgili yaşadığı sıkıntılar oluyor mu?
Az önce de belirttiğim gibi Türk perakende sektörünü alışveriş merkezleri ve markalar birlikte büyütecek. Sektör içinde yaşanılan sorunların ve aksayan yönlerin ise dünyada uygulanan modeller çerçevesinde çözümlenebileceğine inanıyoruz. Örneğin AVM’lerdeki genel giderler konusunda adil ve şeffaf paylaşımı daha doğru buluyoruz ve bu çerçevede bir çözümün herkesin yararına olacağına inanıyoruz.

BMD’nin İstanbul’u “markalar merkezi” haline getirmekle ilgili amaçları bulunuyor. Bu konudaki çalışmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?
Son dönemde İstanbul gerek Fashion Week, Shopping Fest gibi organizasyon gerekse uluslararası dev markaların yatırımlarıyla dünyanın gündemine girmiş durumda. İstanbul artık bambaşka bir kimliğe büründü. Uluslararası dev markalar da İstanbul’da mağaza açmak için âdeta yarışıyor. İstanbul; Londra, Milano, Paris, New York gibi merkezlerle birlikte akla gelen merkezler arasında yer almaya başladı. İstanbul, bulunduğu coğrafya, markalara sunduğu alt yapı olanakları, insan kaynağı, gelişen ekonomisiyle âdeta bir vitrin konumunda...  Ayrıca son dönemde özellikle Batı Avrupa ülkelerinde yaşanan ekonomik sıkıntılarla birlikte yeni pazarlara açılan uluslararası alıcılar ve markalar için çok gözde bir lokasyon. İstanbul,  aynı zamanda yepyeni ülkelere, kıtalara açılımda kilit noktası konumunda... Ancak İstanbul’un kısa ve orta vadede daha fazla tanıtıma ihtiyacı var. Ülkenin olumlu imajı, Batı Avrupa ülkelerindeki krize rağmen yükselen ekonomik performansın oluşturduğu ivme İstanbul’u daha da gözde hale getirecek. Bunu destekleyecek uluslararası organizasyonlar, Olimpiyat gibi dünyanın gündeminde yer alan etkinliklere ev sahipliği yapılması, moda ve tasarım odaklı etkinliklerin sahiplenilmesi, İstanbul’u daha da üst sıralara taşıyacak. Bu tür projeler her zaman destekleyeceğimiz alanlar olacak.

Son olarak sektörle ilgili öngörülerinizi öğrenebilir miyiz?
2013 yılı itibarıyla yurtiçinde 55 bin, yurtdışında 3 bin mağaza, 33 milyar dolar ciro ve 3.3 milyon metrekarelik satış büyüklüğünü temsil eden aynı zamanda 315 bin kişiye istihdam oluşturan Birleşmiş Markalar Derneği’nin üyeleri tam anlamıyla bir “Yıldızlar Topluluğu”… Hedefimiz;  marka ekonomisini ön plana çıkararak sektörümüzü daha da ileri taşıyan yeni projelere imza atarken özellikle ‘Türk Markası’ kavramını yurtdışına taşımak ve yerleştirmek. 2023’te 193 ülkede 20 bin mağaza ve 20 milyar dolarlık Türk markası kullanılması hedefini destekleyecek altyapıyı kurmak. Birleşmiş Markalar Derneği içinde yer alan komitelerin küçük birer dernek gibi çalışmalarını sağlayacak modeli hayata geçireceğimizi, bu sayede derneği çok daha üretken ve aktif hale getireceğimizi öngörüyoruz.  Türk markalarının yıldızını daha da parlatacağımıza inanıyoruz.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive