Bakliyat Fiyatları Ramazanda Daha da Artacak

Dinçer Bakliyatın Yönetim Kurulu Başkanı, aynı zamanda Paketli Bakliyatçılar Derneği (PAKDER) Başkanı Tevfik Dinçer ile sektördeki gelişmeleri değerlendirmek üzere buluştuk. Son dönemde gündemden düşmeyen fiyat artışlarını değerlendiren Dinçer, perakende sektörü ve açık bakliyat satışı ile ilgili de mesajlar verdi

Eklenme Tarihi : 15 Nisan 2008 Salı
bakliyat-fiyatlari-ramazanda-daha-da-artacak
Emre Durdu 2008in ilk çeyreğini bakliyat sektörü açısından değerlendirerek başlayalım isterseniz...2008e fiyat artışlarıyla başladık. Uluslararası bakliyat piyasalarında, hasat döneminde belirlenen fiyatlarla sezon kapanıyor. 2007 yılında bu dönemin Ramazanla çakışmasından dolayı fiyatlarda bir artış başladı. Dolayısıyla o süreçten bugüne kadar fiyat artışları hala devam ediyor. Bununla birlikte kuraklık faktörü dünya gündemine yerleşti bildiğiniz gibi. Onun da bu fiyat artışlarıyla direkt olarak ilintisi var. Çünkü kuraklık faktörü içerisinde rekolte kayıpları ve yarattığı psikolojik baskıdan dolayı, arz-talep dengesinde mal arzının kısılmasına neden oldu. Bugün temel gıda maddelerinden genel enflasyona yansıyan yaklaşık yüzde 12-14 civarında bir baskı var. Geçtiğimiz yıllarda diğer ürünler zamlanırken temel gıda maddeleri, yani bakliyat, sebze meyve ucuzluğunu korurdu. Bu yıl ise enflasyonu artıran başlıca unsur temel gıda maddeleri oldu. Ramazanda beklenen talep artışıyla birlikte arzda sıkıntı yaşanacak gibi görünüyor. Bu fiyatları daha da artırır mı? Hasat dönemi çok önemli. Biliyorsunuz hasat dönemi haziran başında başlar, ki susuz tarım olan, özellikle buğday ve kırmızı mercimek piyasaya çıkıyor ama onun dışındaki ürünlerde, özellikle fasulye ve pirinç, bunlar genelde eylüle sarkan bir durumda. Bu riski gören paketli bakliyattaki ciddi firmalar, Ramazan için bir ön pozisyon alıyor. Stok ve çeşitli tedbirlerle sektör, o dönem piyasaya bir sıkıntı yaşatmamak adına elinden geleni yapacaktır. Ayrıca perakende satışlarının artmasının yanında Ramazanda son yıllarda bir de kumanyacılık kavramı gelişti. Ramazanlarda özellikle belediyeler, özel şirketler, şahıslar, kimsesiz, yoksul insanlara kumanya dağıtıyorlar. Özetle fiyatlar tabi ki artacaktır ama sektör konunun farkında ve tedbirlerini de şimdiden alıyor. Küresel ısınmaya bağlı olarak rekolte sıkıntısı hangi ürün gruplarında var? Zaten Türkiye, sektördeki insanların bildiği gibi; kırmızı mercimek ve nohutun dışında diğer ürünlerin çoğunu ürettiği miktarda ithal eder duruma geldi. Türkiyede kırmızı mercimek üretimimiz yaklaşık olarak 500 bin tonlar civarında, pirinç üretimimiz 400 bin ton civarında... Tüketimlere baktığımız zaman, pirinçte yaklaşık 550-600 bin ton civarında tüketim var, kırmızı mercimekte de yaklaşık 350-400 bin ton civarında bir tüketim var. Ürünün bol olması aynı zamanda tüketimi de artırıyor. Çünkü tüketim, fiyata da endeksli. Yani satın alma gücüyle direkt ilgili olduğu için bugün çalışan kesimin ayırdığı bir bütçe var. Dolayısıyla fiyat artışlarının yaşandığı ürünlerden ucuz ürünlere bir yönelme oluyor. Üretimi de bu anlamda önemsiyoruz. Yeşil mercimek, barbunya gibi ürünlerde maalesef üretimler yetersiz. Bu ürünleri biz Kanada, Çin, Kırgızistan gibi ülkelerden karşılıyoruz. Peki bu ne kadar kötü bir şeydir? İthalatın bu ölçüde artmış olması, ne ölçüde karamsarlık getirmeli sizce?Geçmiş yıllarda Türkiyenin bakliyatta, tarımsal anlamda bu kadar kısırlığa düşmesi çok kötü sonuçlara yol açardı. Ancak perakende ve paketli bakliyat geliştiği için, halkımız hala ucuz ve kaliteli ürün yiyebiliyor. Paketli bakliyatçılar eksiklerini ithalatla tamamlayarak halkın bakliyat ihtiyacına cevap veriyor. İthalat bu anlamda iyi. Ancak ülkesini seven her Türk girişimci gibi, tabi ki bu ürünlerimizin Türkiyemizin topraklarında üretilebilmesini isterim. Fiyatlar oynamasa da, yerli üreticiler para kazansa da, olan bu defa çiftçimize oluyor. Bu konuda son yıllarda çok ciddi çalışmalar da var. Umarım başarılı olur ve Türkiye, bakliyatta kendi kendine yeten ve hatta ihracat yapan bir konuma gelir. Bu projeleri sizden dinleyebilir miyiz? Neler yapılıyor bakliyatta güçlü bir üretici ülke konumuna gelebilmek adına?Geçtiğimiz günlerde Tarım Bakanlığının bir resepsiyonu vardı, özellikle orada dün, bugün ve yarınla ilgili bir projeksiyon çizildi. Önümüzdeki dönemler için anlatıldığı kadarıyla çok iyi çalışmalar var. Burada her şeyden önemlisi, tarımsal ürünler artık stratejik bir konuma taşındı. Nasıl stratejik bir konuma taşındı? Küreselleşme dediğimiz zaman, sanayi ülkeleri bile artık tarıma çok önem veriyor. Bir ülkenin gıda sanayisinin gelişmesi direkt tarıma dayalı. Türkiye de özellikle coğrafyası, iklim koşulları ve su olanaklarından dolayı bu ürünleri üretebilmeye elverişli bir konumda. Dolayısıyla burada eğer çiftçiye ciddi bir bilgi desteği, ciddi bir planlama yapılırsa, özellikle bu miras yoluyla bölünen parçalı arazi sorunu miras hukukunda bir düzenleme yapılırsa, kooperatifçilik teşvik edilirse bir şeyler değişecektir. Toprak reformu gerçekleşmek zorunda Senelerdir konuşulan toprak reformu bu... Öte yandan biraz da oy kaygılarıyla hep erteleniyor. Sizce gerçekleştirilir mi?Böyle gitmez, gidemez, dolayısıyla toprak reformunun gerçekleştirilmesi gerek. Gerçekleştirecek biri varsa o da bu bakanımız ve bu hükümettir çünkü gerçekten önceki yıllarda görmediğimiz kadar ciddi projeler var, bu işe eğiliyorlar. Tabi ülkede bir siyasi istikrarsızlık yaşanmaz ve bu çalışmalar bölünmezse bunlar olacaktır, diliyorum ki de olmaz öyle bir şey... Ayrıca toprak reformu sadece miras hukuku ile sınırlı değil çiftçiye kredi sağlamak da gerekli. Daha önce biliyorsunuz, tarımsal alanda üretim yapan herkesi biz üretici olarak algılıyorduk. Ama şimdi Tarım Bakanlığı artık çiftçi-köylü ayrımını gündeme getirdi. Yani kırsal kesimde yaşayan insan köylü, ama üreten insan çiftçi anlamındaki tanımlaması çok doğru bir tanımlama. Dolayısıyla çiftçiye de ürettiği ürün bazında destek vermesi, üretkenliği tetikleyecek diye düşünüyoruz. Bakliyat sektörü için önemli kalemlerden kırmızı mercimek, yeşil mercimek, nohut, fasulye, barbunyada bu prim desteği maalesef uygulanmıyor. Bu ürünlerde KDV yüzde 1 olmasına rağmen, bu ürünlerde prim desteğinin uygulanmaması, katma değer vergisinin azlığına rağmen kaçak oluşturuyor. Yani ana sorun çiftçilerimizi üretkenliğe yönlendirebilmekte yatıyor. Kanada, yeşil mercimek tüketicisi olmadığı halde yeşil mercimek üretiyor ve dünyaya satıyor. Onlar bu işleri nasıl halletmiş, biz iklim ve topraklarımız müsait olduğu halde niye bu noktaya gelmişiz sizce?Biliyorsunuz bizim miras hukukumuz İsviçreden alındı. Biz bunu aldıktan sonra, 1930larda İsviçre, kendi miras hukukundaki tarıma ve üretime sekte vuran maddelerin yanlışlığını görmüş ve hemen ilgili düzenlemeleri yapmış. Ancak İsviçrenin yaptığı düzenlemeleri biz fark edememişiz ve aynen o şekilde bırakmış, o miras hukukuyla devam etmişiz.Dolayısıyla dünyanın hiçbir yerinde Türkiyedeki gibi tarım alanları, mirasçının insiyatifine insafına bırakılmıyor, konut ya da sanayi alanları olarak kullanılmıyor. Yani tarımsal alan parçalanamıyor. Geniş bir alanda üretim yaptığınız zaman standart ürün elde edebilme olanağınız fazla olur. Üretimin standartının sağlanması maliyetin azalması, üreticinin gelirinin artması demektir. Üreticinin gelirinin artması, işine yatırım yapması ve kalitenin artması demektir. Yani aslında Tarımdaki güçlü ülkeler bunun için çok özel şeyler yapmamış. Kuralları doğru koymuş, kanunu doğru koymuş, sonrasını üreticiler kendisi sağlamış. Ancak biz de kurallar yanlış olduğu ve yıllardır yanlış uygulandığı için bu noktaya gelmişiz. Standartlaşmış ihracat politikamız yokİhracatta ne noktadayız. Bu konuyu bizim için değerlendirir misiniz?Ortadoğu coğrafyasında baklagiller beslenme kültürü anlamında çok önemli bir yere sahip, beslenmemizin temelinde baklagiller var. Beslenme alışkanlıklarımıza baktığımız zaman özellikle bu ürünleri bu coğrafyada üretmemiz gerekiyor. İhracatta Ortadoğu ülkelerinde bir pazarımız var. Ayrıca Almanya başta olmak üzere Türk ve Orta Doğulu vatandaşların yaşadığı ülkelere ihracat yapan markalarımız var. Bugün Almanyada yaşayan 3 buçuk, 4 milyon civarında bir nüfus var, o nüfusun bir beslenme alışkanlığı var, ondan kopamıyor, o alışkanlıklarından vazgeçemiyor, restoranlar açıyor, dolayısıyla kendi ülkesindeki farklı lezzetleri Avrupa coğrafyasına da taşıyor. Zaman içinde beslenmeyle ilgili yabancılar da gelip onu tattığı zaman, o lezzeti yakaladığı zaman alışabiliyor. Bu çerçevede paketli bakliyat markaları olarak ihracatlarımız var. Bunlar güzel gelişmeler ama paketli bakliyat markalarımızın kendi çabalarıyla yakaladığı gelişmeler tabi ki. Ülke çapında bir ihracat politikamız yok. Örneğin az önce verdiğiniz örnekten yola çıkarsak Kanada yeşil mercimek tohumunu bizden aldı, kendi tüketmediği halde uluslar arası piyasalarda yeşil mercimek fiyatını belirler hale geldi. Bizim bu tip bir ihracat anlayışımız yok. Paketli bakliyat kullanımı. Türkiyede hangi noktaya geldi?Biliyorsunuz, bitkisel protein, karbonhidrat bakımından çok zengin ürünler. Bu ürünlerin özellikle beslenmede insanı çok yormadığı ve insanların günlük yaşamında daha enerjik olduklarını görüyoruz. Yani biz mesela Güneydoğu coğrafyasında büyüdük, bulgurla beslendik. Tabi bu tarımsal ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini gıdayla ilgili bilim adamlarımız sürekli gündeme getiriyor. Türkiyede paketli bakliyat kullanımı açık bakliyata göre yüzde 25, yüzde 30lar civarında. Biliyorsunuz daha önce makarna dökme olarak satılıyordu, normal pazar tezgahlarında 10 kiloluk, 5 kiloluk makarnalar açılır, dökülürdü ve orada kepçelerle tüketiciye verilirdi, pirinçte de aynı şekildeydi, diğer tarımsal ürünlerin tamamında bu şekildeydi. Ama 1980lerden sonra barkodlanmış, ambalajlanmış ürünler raflarda yerini almaya başladı. Dolayısıyla burada belli bir sistem dahilinde çalışan bu marketlerde artık daha önce 120 kiloluk çuvallardan 50 kiloluk, 25 kiloluk çuvallara bir yönelme oldu. Yani ambalaj gitgide düştü. Dolayısıyla raflardaki küçük ambalaj, paket bakliyat sanayisinin gelişmesine neden oldu. Perakendeci de açık ürün istemiyorBugün paketli bakliyatçılar ve perakendeciler arasında nasıl bir ilişki, nasıl bir sinerji var? Sektörün geliştiren kesinlikle organize perakendedir. Ancak bugün organize perakende içinde de dökme halinde, eski düzen, eski mantıkla çuvalla alınıp kepçeyle satılan ürünler de var. Tabi bu bir süreçtir. Ama uzun vadede biz açık bakliyat satışının yasaklanmasının ve paketli ambalaja yönelimin gerektiğini söylüyoruz. Bunların artısı nedir, eksisi nedir? Biliyorsunuz, tarımsal ürünler, sanayi ürünü değil. Topraktan üretilip metropollere taşınıyor. Perakende noktasında bir disiplin sağlanması, tarımsal disiplinin sağlanmasına da yardımcı olacaktır. Böylece birkaç sektörün birden çıtası yukarılara taşınacaktır. Perakende ve üretim açısından getireceği yararların yanı sıra tüketici sağlığı ve hijyen açısından da konuyu ele aldığımızda bunun böyle olması gerektiğini görüyoruz. Paketli bakliyata geçiş yapılması konusunda bakanlığımız da hassas ve bunu istiyorlar ancak yıllar yılı oluşan satın alma alışkanlıklarından dolayı bu geçiş sürecini yaşayacağız. Tüketici profilinin değişmesiyle birlikte sektör de değişiyor, değişmeye devam edecek. Perakendecilere buradan mesaj iletmek ister misiniz? Özellikle de açık bakliyat satan perakendecileri paketli bakliyata teşvik edecek bir mesaj olabilir...PERDER yöneticisi arkadaşlarımızla konuşuyoruz. Esasında çoğu, açık ürün satılmasından yana değil. Ancak kararın herkes tarafından alınıp uygulanması gerekiyor, rekabet şartları gereği... Tabi bu kararın uygulanması için semt pazarları ve diğer mecralarda açık bakliyat satışının da daha iyi denetlenmesi gerekli. Bunlar yapılırsa, perakendecilerin açık bakliyat ve baharatı tamamen kaldırmak konusunda istekli olduğunu ben zannediyorum. 5179 sayılı yasa gereği artık Tarım Bakanlığından izin almadan bu ürünleri üretemiyorsunuz. Bu ürünler için öncelikle ürettiğiniz yere bir çalışma izni alıyorsunuz, daha sonra ürettiğiniz her ürün için üretim sertifikası alıyorsunuz. Ürettiğiniz bu ürünü de Türk Gıda Kodeksi ya da Türk Standartları Enstitüsünün belirlediği birtakım kriterlere göre paketlemeniz gerekiyor. Bu paketlenme, tüketici için bir denetleme görevi de İl Tarım Müdürlüklerinde. Üretilen bu ürünlerin üzerinde üretim tarihleri, son kullanma tarihleri, hangi bölgede yetiştiği, menşei, bütün detaylı etiketleme bilgileri zaten mevcut. Markalı ürün olduğu için satın aldığı ürünün kime ait olduğunu tüketici biliyor, karşısında direkt muhatap var. Bu perakendeci için de çok büyük bir avantaj tabi ki. Buradan perakendecilere mesajım imkanlarını yaratıp mutlaka paketli ürünlere tamamen geçişi yapsınlar, açık ürünle hem kendilerini riske atmasınlar, hem de ülkemizin gıda sektörünün doğru gelişimine katkıda bulunsunlar.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive