AMPD Başkanı ve YKM Yönetim Kurulu Üyesi Nuşin Oral

Türk Perakende Sektörünün en önemli isimlerinden olan, Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD) Başkanı Nuşin Oral, AMPD Başkanlık Seçiminden birkaç gün önce kendi ofisinde gerçekleştirdiğimiz sohbetimizde; AMPDnin yeni dönemde yapacağı çalışmaları, Perakende.org okurlarıyla paylaştı

Eklenme Tarihi : 11 Kasım 2007 Pazar
ampd-baskani-ve-ykm-yonetim-kurulu-uyesi-nusin-oral
YKM'de Yatırım, AMPD'de Atılım ZamanıAlışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneğinin çiçeği burnuda başkanı ve YKMnin üçüncü kuşak yöneticilerinden, Yönetim Kurulu Üyesi Nuşin Oralla; kendi ofisinde, çok uzun ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. AMPD Başkanı seçilmeden bir kaç gün önce yaptığımız röportajda, kendisi temkinli konuşmak istese de, ikimiz de seçimleri kimin kazanacağını biliyorduk. Perakende sektörü için çok önemli bir isim olan Nuşin Oralın, AMPD Başkanı olarak yaptığı, sektöre yönelik çok önemli açıklamaları okuma ayrıcalığına Market okurları erişmiş oluyor. Çocuklarının işine etkisinden YKMdeki geçmişine, YKMnin yatırım planlarından AMPDnin yeni dönem atılımlarına kadar bir çok konuda sorularımızı yanıtlayan Oralla sohbetimizi; üç bölümde sınıflandırdık: Kendisi, AMPD ve YKM. Klasik bir başlangıç yapıp; öncelikle sizi tanımaya yönelik sorular soracağım. Çalışma hayatınıza nasıl başladınız? Şu anki konumunuza nasıl geldiniz? Çalışma hayatıma, 1993 yılının başında, masterımı bitirdikten hemen sonra, YKMde başladım. Aslında ilk düşüncem bu yönde değildi. Masterımı yaptığım dönemlerde, Sovyetlerin açılması ve yeni bir hareket kazanmasından dolayı o bölgeyle ilgili bir iş yapmak istiyordum. Zaten okulda da o bölgeyle ilgili bazı çalışmalarım olmuştu. Rusça öğrenmek de buna dahil. Hatta bu konuda işe başlamak üzereyken, özellikle dedemin ciddi etkilemeleri sonucu, YKMde çalışmaya başladım. 12 senedir de burada çalışıyorum. Aldığımız eğitim ne olursa olsun, şirkette çalışan tüm aile fertleri işin her kademesinden geçmiştir. Şirketin ilk önce satın alma bölümünde, arkasından mağazalarda birkaç sene geçirdikten sonra merkeze geldim. 1996-2000 döneminde YKMnin Atılım 2000 adı altında şimdiye kadar ki en büyük yeniden yapılanma projesi vardı. O dönemde bu projeyi ben yönettim. 2000den sonra da Yönetim Kurulu Üyesi olarak; daha fazla yeni iş geliştirmeye, şirketin ana stratejileri doğrultusunda çalışmaya kanalize oldum. O zamandan beri de kapsam olarak bu konularda çalışmaya devam ediyorum. YKM bir aile şirketi. Siz küçüklüğünüzden beri, ilerde bu şirketin bir parçası olacağınızı hissediyor muydunuz? Biz aslında ilkokuldan beri şirkette çalışmaya başladık. Özellikle bayramlarda satışa, paketlemeye, kasaya yardım ederdik. Bizim için çok heyecanlı bir dünyaydı; çünkü perakendecilik sektörü çok dinamik bir sektör. Küçüklüğümüzden beri hem personellerle, hem de müşterilerle bir aile gibiydik. Personelimizle uzun süre çalışırdık. Tüm personeli tek tek bilirdik. Aynı şekilde müşterilerimizi de... Hatta 1 numaralı müşterimiz, iki sene önce vefat etti. Yani bütün müşterilerimiz çok uzun zaman geçirirlerdi mağazalarımızda. Bu personellerimiz ve müşterilerimizle olan aile yapımız bizim için çok ciddi bir güçtü. Bir çekim gücü. Bir dönem, babamın mimar olması dolayısıyla, iç mimariye kaymıştım; ama sonradan iş hayatının dinamikliği ağır bastı. Perakende ilk başta, alışverişle ilgili olduğu için, çok eğlenceli bir sektör havasını verse de; çok zor bir sektör. Çünkü hem insan, hem finans, hem işletme, hem üretim vb bütün bunları, her şeyin günden güne değiştiği bir ortamda; çok ciddi ve dinamik bir şekilde yönetmeniz gerekiyor. Özellikle iş idaresi eğitiminden geliyorsanız, sizi gerçek anlamada zorluyor. Ama daha ileriye gitmenizi de sağlıyor. Her zaman canlı tutuyor ilginizi bu sektör. O yüzden çok ilginç geldi bana perakende sektörü. İçinde büyümemiz ve beraber yaşamamızdan dolayı da bizim için gerçek bir okul oldu ve olmaya da devam ediyor. Peki şu anda, İyi ki bu işi seçmişim diyor musunuz? Kesinlikle diyorum. Hatta ilk başladığım güne nazaran daha çok söylüyorum. Çünkü geçen 12 sene içinde, gerek yurtiçi gerekse yurtdışında bir çok perakende sektörünün içine girme olanağım oldu. Bunun, ilk başta gördüğümden çok daha fazla heyecan verici bir dünya olduğunu gördüm. Ve İyi ki bu sektördeyim diyorum. Zor ama güzel. Evli ve 2 çocuk annesisiniz. Bu durum iş yaşamınıza nasıl yansıdı, yansıyor? Kimi zaman çok, kimi zaman az yansıyor. Ama çocuk sahibi olduktan sonra katkı sağladığını düşünüyorum. İki çocuğum da küçük. Biri 4 buçuk diğeri, 2 yaşında. Şunu söyleyebilirim; sizi hem yönetim konusunda, hem de yaratıcılık konusunda o kadar zorlamaya başlıyor ki... Çocuklarım da çalışıyor olmamı çok çabuk kabullendiler. Anlayış gösteriyorlar çok küçük olmalarına rağmen. Kızım sabaları bay bay diyerek yolcu ediyor beni. Oğlum okuldan çıkınca sık sık ofisime gelir. Biz de öyle büyüdük. İşle beraber büyüdük. Bu durumun çocuklara küçük yaşta belirli anlayışlar kazandırdığını düşünüyorum. Bugün oğlum, işe gitmek, belli sorumlulukları almak ne demek; hem benden hem de babasından görüyor. Kendince o da iş yapıyor, çalışıyorum diyor. (Gülüyor) Ben pozitif olarak görüyorum. Evet zaman yönetiminizi daha iyi yapmanız gerekiyor, daha iyi organize olmanız gerekiyor. Ama zaten iş yaşamında bunu doğal bir süreç olarak görüyorum. Sadece pozitif olduğunu düşünüyorum. Bu soruyu sormadaki amacım, kadınlar için, çocuk sahibi olmakla kariyer yapmak arasında bir seçim yapma zorunluluğu olduğuna dair genel bir kanıya; Nuşin Oral örneğiyle cevap vermekti. Birinin alternatifi öteki değil bana göre. İkisinin de birbirine kazandıracağı çok şey var. Son senelerde duygusal zeka diye bir kavram öne çıktı. Anne olmak duygusal zekanıza çok ciddi etkiler yapıyor, bir adım daha öne götürüyor. Bu da insan yönetiminde, iş yaşamında çok önemli. Ben çok üzülüyorum baktığım zaman; çünkü çevremdeki çok eğitimli arkadaşlarım bile, çocuk sahibi olduktan sonra, bunu iş yaşamına bir alternatif olarak görüyorlar. Bu sadece Türkiyede olan bir şey değil. Dünyada da bu böyle. Yurtdışında perakende sektörü ile ilgili bir organizasyona katılıyorum, bir çok derneğin üyesiyim. Büyük Mağazacılık Derneğinde 25 üyenin içindeki şirketi temsil eden tek kadın benim. Çok daha fazla kadın olmalı diye düşünüyorum. Dolayısıyla kadınlar ikisini birlikte yürütmenin bir yolunu bulmalı. AMPD tüm sektörü kucaklayacakKuruluşundan beri AMPDde görev yapıyorsunuz. Son 5 yıldır da Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyorsunuz. Size artık AMPD Başkanı olarak hitap etmemde bir sakınca var mı? 1994ten beri derneklerle işbirliği içerisindeyim. AMPDde de, 1994te kurucu üyesi olarak başladım. O zamandan beri de bütün yönetimlerde yer aldım. Bugün gelinen noktada AMPDnin hakikaten çok ciddi gelişmeler gösterdiğini düşünüyorum. Önümüzdeki hafta Çarşamba Genel Kurul var. Şuna inanıyoruz: Gerçekten çok başarılı bir Yönetim Kurulu yapısı oluşturduk ve seçimlerde de, şu ana kadar ki tüm görüşmelerden aldığın sonuca göre, sektörümüz bizi destekliyor. Öncü pozisyonda bir göreve soyunuyorum. Elimizden geleni yapacağız. Ben dernekçilikte çok şey öğrendim ve çalışmalarımızın sektöre geri verilmesi gerektiğine inanıyorum. Yalnızca kendi şirketimizi değil; sektörü de ileri taşımak için gerekli bu. Çarşamba günü genel kurulda yolumuza devam edeceğiz ve 2 yıl daha bir sürü şey yapacağız. AMPDnin nasıl bir yönetim yapısı var? Siz bu yapıda bir değişiklik düşünüyor musunuz? AMPD sektörün çok çeşitli yönlerini temsil ediyor. Yüzde 20si alışveriş merkezleri, yüzde 38i perakende ve zincir mağazalar, yüzde16sı danışmanlık şirketleri, yüzde10u gıda şirketleri, süper marketler ve geriye kalanı diğer olarak adlandırdığımız alt bölümlerden oluşuyor. Aşağı yukarı 15 kişilik bir Yönetim Kurulu yapısı var. Gıda sektörü, alışveriş merkezleri, zincir mağazalar ve danışmanlık şirketleri... Bu bölümlerin temsilcileri oluşturuyor bu yapıyı. Ve bu alt grupların temsil heyeti de, başkan yardımcısı tarafından takip ediliyor. Yeni yapı da, çalışmalar doğrultusunda bu alt gruplara göre organize ediliyor.Yeni dönemde 3-4 alt bölüme hizmet edecek şekilde başkan yardımcılığı olacak. Yönetim Kurulu yapısı aynı şekilde devam edecek. Sizce AMPD tüm perakendecileri temsil eden bir kurum mu? Böyle bir iddiası var mı? AMPDnin, sektörün çatı örgütü olduğu gibi bir iddiası var. Bugün sektördeki herkesi temsil etmiyor; ama yarın ediyor olacak. 1994ten beri hep ileri giden bir çizgi izlediğini gördük. Son bir ay içinde üyelerin büyük bir kısmıyla görüş alışverişinde bulunduk ve çok pozitif geçti. Gittikçe artan bir üye ilgisi de var. 2-3 sene sonra bir adım önde olduğumuzu göreceğiz. Evet bu dönemde çok agresif bir üye çalışması olacak. Bu yönde ciddi talepler de var. Sizinle birlikte yeni dönemde AMPDnin çalışmaları ne olacak? Yeni dönemdeki çalışmaların en önemlisi, eğitim konusunda olacak. Hem sektöre hizmet eden sertifika programları olacak; hem de perakendecilik konusunun meslek liselerine girmesi konusunda çalışmalar yapılıyor. Artı; Perakendecilik Okulu kurulması ile ilgili çalışma başlamış durumda. Bunları gerçekleştirmek için çok ciddi atılımlar yapacağız. İkinci önemli konu ise, sektörün rakamlarının büyüklüğü ile ilgili bilgi eksikliği... Bu konuda; sektör bir araya getirerek ve bazı rakamlar paylaştırılarak bir platform oluşturulacak. Dünyaya baktığımızda birçok ülkede; ABDde, Avrupada, ekonomideki hareketlilik perakende sektöründeki hareketlilikle ölçülüyor. Türkiyede de perakendenin gücü rakamlarla gösterilmeli. İşin kalbi orada yatıyor. AB süreci sektörü nasıl etkileyecek? Bu süreçte AMPD nasıl bir rol oynayacak? İki yönden etkileyecek. İlk olarak rekabeti daha da arttıracak. İkincisi ve en önemlisi ise organize perakendeyi büyüteceğini düşünüyoruz. Organize perakende, Türkiyede hala yüzde10-15 rakamları temsil ediyor. Yurtdışında bu yüzde 70 civarında. Tüccar kültüründen geliyoruz ve bu konuda bir hayli başarılıyız; ama organize olmaya ihtiyacımız var. AMPD olarak da bunun tam ortasında oturuyoruz. Çünkü bugüne kadar AMPD, diğer derneklerden farklı olarak sektörde şöyle bir yapılanma gözetti: Gerek yurtdışındaki alışveriş merkezleri, perakendeciler; gerekse geçtiğimiz sene Anadoludaki perakendeciler olsun; tüm bunlarla iş birliği yaptı. Hem üyelik açısından, hem de temsilci olması açısından... Bugün bunların meyvelerini kat kat daha fazla toplamayı düşünüyoruz. Çünkü çok ciddi deneyimler, birikimler var. Bu deneyimleri Türkiyeye transfer etmek için çok iyi bir alt yapı olduğunu düşünüyoruz. Rekabet sürecinde, onlardan öğrendiklerimizin çok faydalı olacağını düşünüyoruz. AMPDnin, Çin tehdidi konusunda çalışmaları ne durumda? Bu çalışmaları sektördeki diğer derneklerle ortak olarak yapıyoruz; çünkü şu anda Türkiyenin Çine koyduğu kotalarla ilgili çeşitli görüşler var. AMPD olarak da duruşumuz şu yönde: 2-3 sene daha hakkımız olan bu kotaları korumak, bir açıdan baktığımızda piyasayı koruyor gibi gözüküyor. Diğer bir açıdan baktığımızda ise, piyasaya ciddi zararlar veriyor gibi gözüküyor. Bazı üreticilerimizi koruyor. Türkiyede perakendecilik yapan, hem ulusal hem de uluslararası zincirlerin ciddi bir mal kullanımı var Çinden. Müşteriye daha iyi hizmeti daha ucuza satmak açısından baktığımızda da zararları var. Tamamen önlenemez. Bu kotalar geçici çözümler. Adetsel kısıtlamalardan ziyade belirli fiyat kontrolleri yapmak lazım. Minimum düzeyde rakamlarla bu ithalatları yapabilmek. Çin tehditini o şekilde regile etmenin daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Yabancı yatırımın Türkiyeye gelmesine bakışınız? Pozitif. Çünkü bugün dünyada rekabet global. Gerek ticaret birliği, gerekse AB dolayısıyla ülkeler arası sınırlar kalkmış durumda. Önemli olan doğru malı doğru zamanda müşteriye sunabilmek. Hangi ülkeden geldiğiniz hiç önemli değil. Dünyada genel kurallar geçerli olmaya başladı. Dolayısıyla rekabetin; daha iyi, daha verimli olmaya; bunun sonucunda da hizmetin kalitesini arttırmaya faydası olduğunu düşünüyorum. Yabancı yatırımı teşvik edici çalışmalar olacak mı? Yurtdışından piyasaya girmek isteyen bir sürü firma var. Onlar AMPD ile ilişkiye geçerek araştırmalar yapıyorlar. Piyasa ile ilgili bilgi alıyorlar. Dolayısıyla AMPD onlara yol açıyor. Bu bir şirket politikası. Dolayısıyla bunu özellikle özendirecek şeyleri yapmayı çok da doğru bulmuyorum. Sonuçta Türkiyede sektörünüzü geliştirmeye çalışıyorsunuz. Hem faydalanmak lazım, hem de buradaki sektörü canlı tutmak lazım diye düşünüyorum. YKM, büyük yatırım hamlesine hazırlanıyorYKM nin öyküsü 1950de başlıyor ve bir çok açıdan Türkiyenin en büyük mağazalar zinciri olduğu günümüze dek uzanıyor. Sizce YKM tarihçesindeki önemli dönüm noktaları nelerdir? Bence, YKMnin tarihçesinde sürekli bir dönüşüm var. 55 sene önce, dünyadaki bir çok mağazanın başladığı noktadan, kumaştan başlıyor. Bu 55 sene içinde Türkiyedeki perakende sektörünün neredeyse bütün ilklerine imza atmış bir durumda. Bugüne kadar, gerek Türkiye şartlarının bize açtığı yollardan geçerek; gerekse yurtdışındaki en iyi örnekleri zamanında getirerek geldik. Bugün de buna aynı şekilde devam ediyoruz. Geçmişte neler yaptığımıza bakacak olursak; ilk büyük mağazacılıktan tutun ilk taksitli satışa, ilk bayilik sistemine geçişe kadar bir sürü ilkleri var YKMnin. Müşteriye sunduğumuz ilkleri, servis anlamında, sayarak bitiremeyiz. Beş sene önce başladığımız Bonus Kart programı bile taksit ve kart olayını bir adım öteye götürmekti. Kart piyasasının ne kadar renklendiğini görüyoruz bugün. Kısacası sektörde öncü olmuş bir programdı. Müşteriyi kredi kartıyla buluşturması açısından çok verimli sonuçlarını görüyoruz. Sadece ilk olmak değil; doğru şeyleri vermek de önemli müşteriye. Bugün çok daha fazla müşteri odaklı bir yapıya geçtik. Türkiyede perakende sektörü üretici odaklı bir yapıdan rekabetin çok daha fazla hızlandığı, müşterinin ne istediğine yönelik şirketlerin kendilerini yeniden organize ettikleri bir yapıya geçiyor. Biz de yaptığımız çeşitli araştırmalarla, müşteriyi işin tam ortasına oturtmuş durumdayız. Birkaç sene de bir kendimizi kapsamlı bir şekilde, nereye gittiğimize dair ölçtürüyoruz. 4-5 yıl öncesine göre bugün müşteri kitlemizin 18-25 yaşa oturduğunu gördük. Müşteri potföyümüzde ciddi şekilde bir gençleşme var. Zaten bunu ürün satışı ve ürün çeşitlendirmede de gözlemliyoruz. 18-25 yaş kitlesinin YKMyi destekliyor olması ayrıca bizim için çok sevindirici oldu. Beş yıl önce, sizin başında olduğunuz bir yeniden yapılanma süreci vardı. Buradaki amaç neydi? Özellikle mi böyle bir projeye ihtiyaç duyuldu? Kendiliğinden bu yenilenme gerçekleşmiyor muydu? Bugün baktığımızda sürekli bir yenilenme içinde olduğumuzu görüyoruz. 1996-2000 yılında niye böyle bir şeye ihtiyaç duyduk? Çünkü YKM çok uzun geçmişi olan bir şirketti ve gerçekten dramatik bir değişikliğe ihtiyacı vardı. Organize perakendenin tüm gereklerini yerine getirebilmek için... Çünkü çok hızlı büyümüş, 33 ilde mağazası olan, hem mağaza hem de bayilik yapısında olan, 180 bin kalem mal satan, o zaman 2 bin 500 üreticiyle çalışan (şimdi 1000) bir yapısı vardı. Bunları hem teknolojik alt yapılara, hem belirli sistemlere geçirmek için bir çalışma gerekiyordu. Bu büyüklükleri tam anlamıyla organize ve teknolojik olarak desteklemek için... O yüzden orada çok dramatik bir çalışma yapıldı. O dönem yeniden yapılanma dünyada da çok modaydı. Orada çok önemli bir şey öğrendim; yeniden yapılanma aslında, iki sene yeniden yapılanıp; sonra birkaç sene ara vereyim demek değil. O zaman ağırlıklı olarak teknolojik ve sistemsel çalışmalardı... Bugün büyük bir yeniden yapılanma projesi gündemde değil artık. Her sene, en az bir iki projeyle, sürekli ve çok daha küçük yenilenen bir yapıya geçtik. Yani sürekli kendini yenileyen bir yapıya... Artık yenilenme sürecini de öyle görüyoruz. Örneğin 2005-2010 arası için bir proje yapmak yerine, sürekli bir yenileme süreci halindeyiz. Her sene bu sürecin içine yeni uygulamalar katıyoruz. Kendi içimizde bir sürü şeyi yenileyebiliyoruz artık ve bu sürecin de böyle çalışması gerektiğini düşünüyoruz. YKMnin gündeminde bir imaj yenileme çalışması var mı? YKMnin aslında sürekli kendini yenileyen bir yüzü var. Dediğimiz gibi perakende sektörünün dinamizmini yansıtmak için. Bundan 5 sene öncesinde müşterilerimiz 25-35 yaş grubuymuş, bugün 18-25 yaş. İmaj yenilemeden ziyade müşteriye göre hafif yön ayarlamaları yapıyoruz. Bugün daha dinamik, genç bir yöne doğru gidiyoruz. Mağazalarımızın formatlarını da değiştiriyoruz. Çizimleri bitmiş durumda. Normalde yurtdışında bir mağazanın yaşama süreci 7 senedir. Türkiyede bu süre çok daha kısa. Sürekli mağazanın içini yenilemeniz, genç müşterinin dinamizmini takip eden bir yapı izlemeniz gerekiyor. Bu konuda çalışmalarımız da başlamış durumda. YKMnin yakın gelecekteki planları neler? Büyüme ve yatırım olacak mı? Olacak. 1998-2000 döneminde 8 tane kadar mağaza açtık. 2000 yılı bizim için çok ciddi bir yatırım dönemiydi. 2002-2004 arasında da, bu yatırımları şirketin normal süreçler haline dönüştürmesini bekledik. 2005ten itibaren, hem mağaza, hem bayii olarak ciddi sayı arttırmalarımız olacak. Artı; biri yurtdışı, biri yurtiçi olmak suretiyle, iki tane yeni mağaza formatı açmayı düşünüyoruz grup olarak.. Şu anda 7-8 ülkede, oralarda mağaza açmanın verimlilikleri üzerine çalışmalar yapıyoruz. Şuna çok dikkat ediyoruz; yurtdışında da doğru iş ortakları ile çalışmak çok önemli. Şunu gördük; hem yerli firmaların oralardaki temsilcilerinin, hem de yabancı firmaların oralarda açtıkları mağazaların çok değişik başarı hikayeleri var. Kimi çok başarılı olmuş, kimi hiç olamamış. Dolayısıyla doğru iş ortakları ile doğru yerdeyseniz; o noktada para kazanıyorsunuz. 7-8 ülkenin 2-3 tanesi pozitif gözüküyor. Yakın zamanda da oralara yöneliyor olacağız. Bize yakın ülkeler olacak. Peki Çinde yatırım hakkında ne düşünüyorsunuz? Hem şirket, hem de sektör bazında değerlendirirmisiniz? Üretici firmalar için anlamlı olduğunu düşünsemde; perakendeciler açısından biraz daha beklenmeli diye düşünüyorum. Bugün geldiğimiz noktada Çinin pozitif bir etkisi de var. Şu anda belli kısıtlamalar var; ama 2-3 sene sonra onlar da kalkmış olacak. Çinin çok büyüdüğü söyleniyor. Yani Çine karşı bu kısıtlamalarla, geçici bir süre kazanıyorsunuz. Ama üreticiler açısından oradaki düşük maliyetten faydalanıp, biraz daha Çinin üretimini kaliteli hale getirmek lazım. Çünkü Türkiyede son 3 senedir, perakende sektöründe fiyatlar düşüyor. 2 nedeni var: Birincisi, kriz sonrası verimliliği arttırmak için şirketlerin gösterdiği olağanüstü çabalar. İkincisi ise, Üretim maliyeti fiyatlarının, gerek faizler gerekse Çin gibi ülkelerden gelen ürünlerden dolayı aşağı çekilmesi. Bu yüzden Çini dışarıda tutmak değil; ondan en iyi nasıl faydalanabiliriz diye düşünmek lazım. Dünyayla rekabet etmemizde bize çok iyi bir antreman sahası olduğunu düşünüyorum. Bu konuda öncü olmanız bakımından görüşünüz önemli. Daha önce görüştüğüm zincir mağaza sahipleri, ikiye ayrılmış durumda. Kredi kartına, vade farksız taksit uygulaması konusunda... Kimi memnunken; kimisi de rekabetten dolayı mecbur kaldığını söylüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Taksit konusunda serbest piyasanın kendini zaten regile ettiğini düşünüyoruz. 35-40 senedir taksit yapan bir firmayız. Defterle bile taksit yaptığımız dönemden bu zamana geldik. Bugün gelinen noktada piyasa öyle hızlı değişiyor ki; zaten kendi kendini terbiye ediyor. Özellikle 2004ün ikinci yarısında yapılan bazı özel promosyonların regilasyonu tetikleyici bir şey yaratmasını birazcık üzücü buluyorum. Krizin en yoğun olduğu dönemlerde, çok çeşitli finansal araçlar kullanıldı. Taksitler, indirimler... Firmalarda, duruma göre bunlar farklılıklar gösterdi. Gıdaya dahi taksit yapılıyor; ama bugün, 3 ay önce yapılan taksitler yok. Biz de 12 taksit yapıyorduk kasım ayında. Belki yarın yine yapacağız, belki de yapmayacağız. Piyasa oluşturuyor tüm bunları. Hiç kimse para kaybetmek için yapmıyor. Banka istatistiklerine baktığımızda kredi kartları harcamaları içinde gıdada uygulanan taksitlerin yüzde olarak çok düşük olduğunu görebiliyoruz. Yüzde 5... Dolayısıyla bunun için bir kanuna ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Zaten müşteri bunun artısını eksisini görerek tercihini kullanıyor. YKM ile ilgili son soru. YKMyi gelecekte (örneğin 10 yıl sonra) nerede görüyorsunuz? Çok iyi yerlerde görüyorum. Büyük mağazacılık, tüm dünyada tekrar bir canlanma geçiriyor. 5-10 sene önce büyük mağazacılığın dinazor olduğu, piyasanın hızına cevap veremediği gibi eleştiriler vardı. Ama dünyadaki birçok büyük mağaza değişim rüzgarını yakalayarak, kendi lehine çevirmeyi başardı. Biz de, YKM olarak, geçtiğimiz sene boyunca müşterilerimize bir life style ürün gruplaması sunmak için çalışmalar yaptık. Bu ne demek? Bugün artık tek bir markanın ne olduğu müşterinin alışverişini tetiklemiyor. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki müşteri çok pahalı bir marka ile çok ucuz bir markayı bir arada kullanabiliyor. Tamamen bir markaya bağımlılık geçti. Bugün önemli olan insanların nasıl yaşadıkları. Seyahat çok arttı. İnsanlar çok fazla şeyi medyadan, internetten öğrenebiliyorlar. Ülkelerin farklılıkları git gide daha az önemli olmaya başladı. Türkiye deki birçok genç; yurtdışındaki şeyleri takip ediyor, uyguluyor. Dolayısıyla, yaşam tarzı önemli. Örneğin spor yapıyorsa, daha fazla spora önem veriyorsa, o tip bir hayat tarzını tercih ediyor. Hayat tarzına özel giyinmek ve buna göre bazı mal gruplarını çalıştırmak daha verimli. Örneğin siz klasik bir hayat tarzı sürüyorsanız ve tercihleriniz klasik ürünlerse mağazaya geldiğinizde bir marka bunu tamamen yansıtamayabiliyor. Ama siz tüm markalardan bir sentez yapabiliyorsanız, hayat tarzını besleyecek biçimde bunu müşteriye sunabiliyorsanız, müşteri hemen kendi kişiliğiyle bunları birleştirip çok ciddi ölçüde alışveriş alışkanlıklarında pozitif etkiler yaratabiliyor. Bu konuda biz geçen seneden beri ABDde bir grupla çalışmalar yapıyoruz. Müşteriye sunacağımız ürün gruplarını life stylee çevirmek için. Şu anda satın almamız ciddi ölçüde değişmiş durumda. Mağazada da bunun yeni formatlarla daha da iyi yansıtıyor olacağız.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive