Perakende Hizmetleri (PH) Ortaklarından Yılmaz Başkır ve Vedat Diriker

Metro, BİM, Continent, For You, EGS Nokta gibi Türkiyede bir devir kapatıp bir devir başlatan şirketlerde üst düzey yöneticilik yapmış dört profesyonel, şimdi de sektörün pH dengesini korumaya aday... Yılmaz Başkır, Vedat Diriker, Sami Evren ve Erkan Sancaktaroğlunu aynı çatı altında buluşturan Perakende Hizmetleri (PH), eğitimli personel ile operasyonel danışmanlık konularında önemli bir boşluğu dolduruyor. Merak ettiğiniz her şey, hatta çok daha fazlası, Diriker ve Başkırla paylaştığımız bu keyifli söyleşide saklı...

Eklenme Tarihi : 25 Kasım 2009 Çarşamba
perakende-hizmetleri-ph-ortaklarindan-yilmaz-baskir-ve-vedat-diriker
Berrak COŞKUN Perakendenin mutfağında siz kimsiniz, röportajımızın başında hatırlayalım/hatırlatalım isterseniz... VD: Geçmişe uzaktan baktığımda, pek çok dönüm noktası geçirdiğimizi görüyorum. Bunca yıl sonra, bunca şey yaşandıktan sonra herkese kolay görünen, neredeyse sektörün değişmez kuralları haline gelen birçok uygulama, o zaman için biraz da tepkiyle karşılanan, bugünlerin yaygın deyimiyle ezber bozan çıkışlardı. BİM mesela... Bilgiişlem merkezi miydi? Depo muydu? Bir türlü açılamayan, açılsa dahi hiçbir şeye benzemeyen, eski demirperde ülkelerine özgü sevimsiz yüzlü marketlerden biri miydi yoksa? Soru soru üstüne... Fakat hiçbiri değildi. Tamamen başka bir şey sunmuştuk sektöre. Satış sistemi dışında, satın alma ve personel politikalarıyla da yeni şeyler söylüyorduk. Başlıbaşına bir fenomendi BİM. Biliyorsunuz, perakende pazarlama müfredatında ders olarak okutuyorlar artık. Tabii, teori ile pratik zamanla ayrılabiliyor birbirinden. For You ise bir başka dönüm noktasıydı. Evet, drugstorelar vardı pazarda. Ama bizim yaptığımız farklıydı; BİMden gelen hard discount tecrübesiyle discount drugstore diye tanımlanabilecek yepyeni bir konsept kurguladık çünkü. Almanya ve İngilteredeki benzer mağazaları gezerek, sağlıklı bir büyümeye model olabilecek tüm yapıları inceledik önce. Ardından, kendi formülümüzü çıkardık. Böylece Türkiyeyi yeni bir konseptle daha tanıştırdık. İlerleyen süreçte, sektörün biraz dışına çıktım. Ülkemizin gerçek anlamda- ilk ücretsiz şehir gazetesini yaptık o ara. 500 bin tirajı ve bin 100 dağıtıcısıyla; müthiş bir ekiple gazetemizi İstanbulda üretip, dağıtmaya başladık. Otobüste, vapurda, herkes Gasteyi konuşuyordu. Yarattığı trendle o da bir dönüm noktasıydı. Şimdiki ekibimize gelince... BİM, For You veya Gastede, hatta en az ikisinde birlikte çalıştığımız arkadaşlardan kurulu. Gelecek geçmişin köklerinden besleniyor Ya siz Yılmaz Bey, siz kimin yol arkadaşısınız? Nereden nereye yolculuğunuz?.. YB: Sanırım, epey renkli bir kariyer hikayem var. Önce Metro Grosmarket... Türkiyenin grosmarket ile tanışması, sosyolojik perspektifleri değiştiren izleğin başlangıcıydı bir bakıma. Eskiyen alışkanlıkların yerini yenileri alırken, en yakın tanıklarıydık dönüşümün. Yolculuğun devamında, şimdi CarrefourSA olan Continent Hipermarkete geçtim. Açılış günü yaşanan kargaşayı, o muazzam kalabalığı unutmam mümkün değil. Her iki yapıda da satın alma ve mağaza müdürlüğü görevlerini yürüttüm. BİMin kurucu ekibinde yer aldım, gerçekten özel bir deneyimdi benim için. Hemen ardından, EGS tarafından hayata geçirilen Nokta marketlerinde genel müdür yardımcılığı yaptım. Yeditepe Üniversitesi Perakendecilik ve Mağaza Yönetimi Bölümünde üstlendiğim kurucu bölüm başkanlığı görevi ise iş hayatım boyunca karşıma çıkan en heyecanlı, en keyifli projelerden biriydi. Sahip olduğumuz tecrübe ve bilgi birikimini başkalarına aktarma ihtiyacı da galiba o ara girdi kanıma. Ve PERDER... Kuruluş döneminde, PERDER Genel Sekreterliğini sürdürdüm. Derken, kendi şirketim Pro Projeyi açtım. Sektörün ihtiyaçlarına göre genişleyen bir yelpazede gerçekleştirdik çalışmalarımızı. Araştırmadan eğitime, gizli müşteri uygulamalarından franchise bölge etkinlik ölçümlerine kadar, birçok hizmet sunduk firmalara. Sonra, çocukların eğitimi nedeniyle Kanada macerasına atıldık. Bu 3 yıllık dönemde, Kuzey Amerikadaki değişik henüz bizde bulunmayan- perakende formatlarını gözlemleme, inceleme ve okuma fırsatım oldu. Hizmette farklılaşma, fiyattan daha etkilidir anlayışının olumlu sonuçlarını, formatlara uygun eğitimli personelin nasıl fark yarattığını görmemek imkansızdı. Hiç boş durmadım ki... Mortgage konusundaki öğrenimimi tamamlayıp, agent olarak çalıştım. Evde bakım, dil veya lise-üniversite eğitimine başvurmak isteyenlere kolaylık sağlayacak kontak merkezleri kurdum. Top sahada oynanır!Perakende Hizmetleri (PH), nasıl bir fikrin serüveni? Nasıl bir gereklilikten doğdu ve ne zamandan beri faaliyette? VD: Biraz Türkiyenin kriz toprağından, biraz da kendi kişisel krizlerimizden doğdu galiba. Farklı dönüm noktaları yaşamakla birlikte, hep başkalarının önümüze koyduğu serüvenlere atılmıştık. Bu serüvenler güzel hikayelerle dolu olduğu kadar, bugünkü tecrübelerimizi zenginleştiren hikayelerle de dolu. O hikayelerdir ki biri sonlandığında, motosikletle 30 günlük Avrupa turuna çıktım. Bir diğeri, yine motosiklet üzerinde geçen 68 günlük Katmandu yolculuğuna sürükledi beni. Son yolculuktan sonra bir yanım İş dünyasına veda et, kişisel gelişimine ağırlık ver ve -belki erken ama- elini eteğini çek derken, bir yanım da iş yapma enerjisini hiç kaybetmeyen Yılmazın ve diğer arkadaşlarımın neredeyse zorlamaya varan teklifleriyle işe geri dönmemi söylüyordu. Biriktirdiğimiz onca bilgi ve tecrübeden sonra, kendi enerjimizi kendimiz için kullanma zamanının geldiğine karar verdik. Bir işe başlarken, ihtiyaç duyulan tek şey enerji değil tabii. O enerjiyi gerçekten değerlendirebileceğiniz bir saha olup olmadığını da iyi analiz etmelisiniz. Böyle bir yapılanmaya gitsek mi acaba? sorusuna yanıt aradığımız süreçte, öyle büyük bir açıkla ve öyle ilginç tekliflerle karşılaştık ki, hiç vakit kaybetmeden kolları sıvamamız gerektiğini anladık. Her türlü krize, rekabete, hatta bel altı rekabete rağmen, sektör hâlâ cazip. Pasta büyümeye elverişli. Bize sahada ihtiyaç var diye düşündük. Bırakın küçük ama heyecanlı yerel zincirleri; büyük zincirlerin bile satın alma stratejilerinden mağaza lokasyonlarına, personel tedariki ile eğitiminden yönetim ve satış taktiklerini iyileştirip geliştirmeye kadar, pek çok konuda desteğe ihtiyaç duyduğu ortada. Bizden beklenen, güçlerimizi birleştirip PHı hayata geçirmekti. Onu yaptık, eylül ayı başında start verdik. Tecrübe konuşacak o halde. Öyle bir sonuç çıkıyor anlattıklarınızdan. Peki, doğru zaman mı sizce?.. YB: Kesinlikle doğru zaman. Vedatla çeyrek asırlık bir dostluğu paylaşıyoruz. Birlikte bir şeyler üretmeyi de epeydir istiyorduk. Fakat o, profesyonel hayattan bir türlü yakasını kurtaramadığı için daha önce fırsat bulamamıştık. Kısmet bugüneymiş... Sektörde neredeyse tüm formatlarda fiilen çalışmış veya hizmet sunmuş güçlü bir ekibimiz var. Uzun yıllar boyunca yaşadığımız yönetim sorunlarını da dikkate alarak; mevcut iş körlüğünden ötürü kaybedilen fırsat ve kârları sistem içerisinde tutmakta geciken, yeni imkanları araştıracak vakti olmayan, toplantılardan başını kaldıramayan yöneticilere katkıda bulunmak amacıyla tüm hizmetleri tek çatı altında vermek üzere harekete geçtik. İş ortaklarımızı önceden seçerek tamamladık organizasyonu, her konuda hizmet verebilecek duruma geldik. Evet, tam demidir şimdi... İş körlüğüne bağlı kayıplardan kârlılık problemlerine... Kriz döneminde ağır yara alan markalar için çok çeşitli alanlarda çözüm üreten PH, sektör oyuncularına ne vaat ediyor? Sunduğunuz hizmetler hakkında bilgi verir misiniz? YB: Yönetici ve işverenlerin hangi konularda sesli-sessiz (!) şikayet biriktirdiğini, kendi deneyimlerimizden biliyoruz. Hap çözümlerimiz yok elbette. Şirketin yapısına, felsefesine, hedef ve çalışanlarına göre çözüm önerilerimiz de değişiyor. Yönetim danışmanlığı, başlıca uzmanlık alanımız. İşverenin kendi firmasıyla ilgili düşüncelerini, beklentilerini, sorunlarını dinliyoruz ilk etapta. İş analizi yaparken, durumun fotoğrafını çekiyoruz. Sonraki adımlar, perakende yapısının oluşturulması ve sağlamlaştırılmasına yönelik... Kişilik analizi ile çalışanların mevcut pozisyonlara uygun olup olmadığına bile bakıyoruz. Kârlılık problemlerinin aşılmasında, iş körlüğüne bağlı kayıpların giderilmesinde, büyümeyle ilgili açmazların ortadan kaldırılmasında ve işin kalitesine uygun personel seçimlerinde yardımcı oluyor, yol gösteriyor, istendiği takdirde de fiilen yürütmeyi bir süreliğine üstlenebiliyoruz. Kâr odaklı yönetimi her zaman esas alıyoruz. Ayrıca eğitim programları hazırlayıp, uyguluyoruz. Verdiğimiz eğitimler, salt teorik bilgiden ibaret değil. Reyon görevlisine, hangi ürünün hangi rafa nasıl dizileceğini gösterecek kadar derinleştiriyoruz çalışmayı. Perakendeciliğe giriş, çapraz satış, sipariş, merchandising, plan-bütçe-kontrol, yönetim ve organizasyon, müşteri memnuniyeti, ürün grup yönetimi, lojistik depolama, raf yönetimi, iletişim, satış teknikleri, liderlik, motivasyon, stresle başa çıkma, verdiğimiz eğitimin ana başlıkları arasında... Açılacak yeni mağazaların konsepti belirlenmiş ise ona uygun ekipman ve elemanlarla en kısa zamanda donanıma hazır veya donanımlı hale getiren anahtar teslimi çalışmalar da yürütüyoruz. Personel kıyafetinden temizliğe, çalışanların bordro işlemlerinden nakliyeye, işverenin asli işi olmayan tüm konularda, yine profesyonel outsourcing çözümlerimiz mevcut. Komşu komşunun perakendesine muhtaçBir kimya terimi olarak sık sık karşımıza çıkan pH, vücut sağlığı açısından sürekli dengede tutulması gereken bir değeri temsil ediyor. Şirket isminizi seçerken, bunu düşünmüş müydünüz? Perakendenin pHı olmak gibi bir iddianız var mı? YB: Birlikte yaptığımız uzun görüşmelerden sonra, Perakende Hizmetleri adında karar kıldık. Daha çok butik hizmet vereceğimiz, firmalarla uzun soluklu çalışmalar yürüteceğimiz ve ihtiyaçların da günden güne değişebileceğini bildiğimiz için -hepsini tek çatı altında toplayan bir firma olarak- bu ismi uygun bulduk. Sektöre sunduğumuz/sunacağımız hizmetlerin listesi uzun çünkü. VD: Tabii, düşündüğümüz diğer adlar yerine Perakende Hizmetlerini tercih etmemizin bir nedeni de bahsettiğiniz pH vurgusu oldu. Perakende sektörü o kadar çok detay içeriyor ki aynen suyun bileşenleri ve pHı gibi- herhangi birinin eksikliği ya da fazlalığı yüzünden lezzetsiz hale gelebiliyor. Üzerimize aldığımız işlerde, ilk buna dikkat ediyoruz. Söz konusu yapı, neyi olmazsa eksilmez?.. Soru, burada neyin fazla olduğu sorusu değil tam olarak. Genellikle çok kolay sorulur, çok kolay cevaplanır bu soru. Ama bize göre doğru soru değil. Çok daha ince dengeler, detaylar gizli sektörün içinde. Biz o dengelerin sağlanmasında ne derece etkili olacağız, zaman gösterecek. Ama böyle anılmak güzel olur.YB: Denge hakikaten önemli. Hem çalışan ve yöneticilerin neler düşündüğünü biliyoruz hem işveren pozisyonlarının gereklerini, amaçlarını... Sektörü tanıyoruz. Bu şartlarda, denge kendiliğinden kuruluyor zaten. Yine aynı nedenle terazi sembolünü kullanıyoruz logomuzda. Yurtdışındaki projelerde de yer alacak mısınız? YB: Evet, elbette. Özellikle çevre ülkelerin yoğun talebiyle karşı karşıyayız. Çok çabuk harekete geçip, deneyim sahibi arkadaşlarımızı sistemi oturtmak için buralara belirli sürelerle gönderebilme imkanı, başlıca avantajlarımızdan biri.VD: Bilmem neden, Yılmaz gitmeye çok istekli. Şaka bir yana; Rusya, Azerbaycan, İran ve Kuzey Irak gibi gelişmekte olan bölgeler, yeni fırsatlarla dolu. Daha önceden, kısa süreliğine içinde olduğumuz bir başka danışmanlık organizasyonundan edindiğimiz tecrübeye göre, Güney Amerika ve Uzakdoğuda da ilginç fırsatlar ortaya çıkabiliyor. Bir hayalin peşinde... Türk perakende sektörü açısından milat sayılan BİM, ortak geçmişinizin de önemli bir parçası aynı zamanda. Neydi orada bildik kalıpların dışına çıkan, projeyi başarıya taşıyan? YB: İnanç, sabır, doğru insan seçimi ve çok çalışmak! Devamı senindir Vedat... VD: Çok doğru, yeni bir anlayışa işarettir BİM. Koliden ürün satmak, onbinlerce çeşidin bulunduğu bir pazarda ürün miktarını 600 ile sınırlamak, personel sayısını alışılmadık derecede minimuma çekmek, hiçbir albenisi olmayan mağaza dekorasyonları, ilk günden itibaren ayda 10 mağaza açabilecek altyapıyı hazırlamak... Sonra o kadar mağazaya personel, ürün ve mimari hizmet sağlamak... Bunlar, hayal dahi edilemezdi BİMe kadar. Hepsi yine olabilirdi ama Yılmazın işaret ettiği faktörler olmasa, BİM olmazdı. BİM, -bizim dönemimizin sonuna kadar- çok özel formasyon gerektiren birkaç kadro dışında, tüm yöneticilerini kendi içinden çıkarmıştır. Öte yandan, şirketinizin gelişimi sizin de gelişiminizi sağlar. Karşılıklı bir kariyer geliştirme imkanı doğar. Hakkaniyet ilkesini doğru uygular ve doğru tercihler yaparak ilerlerseniz, -ki en doğru seçim, tek tek karar vericiler yerine sistemin kendisinin yaptığıdır- müthiş bir sadakat ortaya çıkar. BİMin sihri, buradan gelir. Yılmaz, 1995 senesinin bir sonbahar günü beni arayıp, Kasiyer lazım dediğinde ve o koşullar altında başka hiçbir şey vaat etmediğinde dahi, iki gün sonra üzerimde mavi bir önlükle kasada bulmuştum kendimi. Önüme konan, yalnızca Aziz Zapsunun hayalleriydi. 1 yılda en az 100 mağaza... Böyle bir hayalde yer almak istersiniz. Hepimiz istedik. Ve hayalleri gerçekleştirdik. Mağaza geliştirme operasyonu sırasında neye/nelere dikkat edersiniz en çok? YB: Lokasyon, konsepte uygunluk ve ucuzluğa... VD: Sistem hızlı büyümeye endeksli olduğundan, çabuk karar vermek durumundasınız. Ama bu discounta özgü bir yöntem. Daha geniş çaplı bir market, giyim veya gıda mağazası açacaksanız, başka kriterlere de bakmak gerekiyor. Mağaza yatırımı büyüdükçe, üstlendiğiniz risk artıyor doğal olarak. O doğrultuda geliştirilmiş farklı sorular sormanız icap ediyor. Herkes uzman, herkes rekortmen(!)Sizce sektörün önündeki engeller neler? Neler yapılabilir aşmak adına? YB: Eğitimli personel eksikliği, kurumsal yapılanmanın olmayışı, konsepti destekler nitelikte adımların atılmayışı, dışarıdan destek almayı zayıflık olarak gören işveren veya yönetim anlayışı, akrabalardan oluşan kadroların başına buyruk tavrı, perde arkasındaki çeşitli ilişkilerin satın almaya verdiği zarar ve sektördeki dağınıklık... VD: Genel olarak profesyonelleşme eksik diyebiliriz. Herkesin her şeyi bildiği bir toplumda böyle aksaklıkların yaşanması normal. Herkes antrenör, herkes hakem, herkes doktor, herkes mühendis(!).. Herkesin perakende uzmanı geçinmesi de şaşırtıcı değil o yüzden. Hemen her konuda uzman olanlarla çevrili etrafımız. Hem kendi yatırımlarına hem sektöre büyük zarar veriyorlar. Biri eline para geçirince, birdenbire kendini dünyanın en iyi her şeyi sayabiliyor. En iyi gazeteci olabiliyor mesela. Bu durum, işinde uzmanlaşmaya inanan bizim gibilerine çok garip görünüyor. O insanlar da komik vaziyete düşüyor. Herkes çok şey kaybediyor neticede. Organize perakendenin ülkemizdeki seyriyle ilgili öngörüleriniz neler? Yeni oyuncular gelir mi, hazır mıyız? YB: 1990da, Metronun gelişiyle birlikte, sektörün organize kanadında hızla yol alındı. Ancak hukuki düzenlemelerin yetersiz kalması, metrekare alan fiyatlarının özellikle İstanbulda çok yüksek olması, genişlemeye elverişli boş alanların zor bulunması, Türk ticaret hayatının neredeyse yarısının İstanbulda gerçekleşmesi, lojistik sorunları ve Anadoludaki yetişmiş eleman eksikliği, yurtdışındaki örneklere kıyasla büyümeyi yavaşlatıyor. Sektör, yine de cazip yeni yabancı yatırımcılar açısından. Türkiyede doğru yapılan bir yatırım, Avrupadaki eşdeğerlerinin yarısı kadar bir zamanda amorti edebiliyor kendini. Genç ve harcamaya eğilimli nüfus ile yenilikleri kolayca benimsemeye meyilli tüketici, ivmenin en temel nedeni burada. Yakın zamanda mevcutlara eklenecek yeni ve güçlü oyuncuların ülkemize gelmesi, hem sektörü büyütecek hem de disipline etme yolunda kalıcı adımların atılmasını sağlayacak.VD: Aynı fikirdeyim. Ülkemiz, yeni oyuncular için çok cazip bir pazar. Önümüzdeki süreçte ayaklarımızın yere daha sağlam basacağına inanıyorum. Her kriz, sektörlerin kendine çekidüzen vermesini sağlıyor. Krizin iyi bir şey olduğunu söylemiyorum, hayatta her zorluğu tecrübeye dönüştürmekten bahsediyorum. 1994, 2001, 2008... Türkiye ekonomisi, 5-6 yılda bir sarsılıyor maalesef. Ama global kriz, ama başka finansal faktörler, hiçbiri teğet geçmiyor. Ortadan giriyor, kırıyor, yıkıyor, işsiz ve ümitsiz bırakıp gidiyor. Yakın geçmişimde, buna iki kez tanıklık ettim. Yatırımcısının, yöneticisinin, tüm çalışanlarının yürekten inandığı iki proje, yerle bir oldu. Gel de öngörüde bulun bu topraklarda... Normal koşullarda, kârlı ve dayanıklı bir sektör. Her zaman ilgi odağı olmaya devam edecek. Aziz Zapsu müfredatında çalışanın rolüZapsuya ait bütün mağazaların ofisinde, Almanca Neden? anlamına gelen warum kelimesinin yazdığını okumuştuk bir yerlerde. Şimdi biz size soralım, neden?.. VD: Doğru, mağazaların duvarında, kocaman harflerle warum yazardı. Benim de kişisel olarak onayladığım bir çalışma yöntemi. Hatta yaşam kılavuzuna dönüştürülebilir. BİM ve For Youda, çalışanlara aşılamaya çalıştığımız bir prensip daha vardı: ANKASİBESA. Anlamak, kabul etmek, sindirmek, benimsemek ve savunmak... Hiçbir çalışan, kendini emir-komuta zinciri içinde görmesin istedik. Bu, tek bir yöneticinin ağzından çıkan sözün emir telakki edilmesini engelleyen hata önleme sigortasıdır. Çalışana sorumluluk verir, bağlılığı artırır, kararların ortak akılla alınmasını sağlar aynı zamanda. Ben bile icra kurulu üyesi olarak bir mağazaya gidip, Şunu yapın, bunu yapmayın demedim hiçbir çalışana. Söylediğim şey aklına yatmazsa, bana Neden? diye sorma hakkı vardı. Benim de onu söylediğimin doğruluğuna ikna etme mecburiyetim... İkna ile yetinmez, problemin ANKASİBESA edilmesini sağlamaya çalışırdım. ANKASİBESA, BİMin halka açılma sürecinde, şirket özel raporlarında dahi yer almıştı. Bizden sonra, hepsi romantik hayaller rafına kaldırıldı herhalde. İnanmadığınız şeyi yapmayın! şiarı her yerde ve herkes için geçerli olabilseydi, politikadan futbola ne çok şey değişirdi. Daha dürüst bir sosyal hayatımız olurdu. Buyuranlar ve itaat edenler, amirler ve emir alanlar yerine aynı ruhla işine sahip çıkan iş arkadaşları kazanırdık. Ama bizim patronaj anlayışımız, çalışanları eşit görme prensibine dayanmıyor ne yazık ki. Gelişmiş ülkelerin çoğunda kabul gören iş arkadaşı ilkesi, henüz bize uzak. Aziz Zapsu müfredatından geçen ekipler içinse işyerlerinin asıl sahibi, yatırımcılardan çok çalışanlar... Neden? diye sorma hakkı, hep saklı. Niçin Türkçe değil de Almanca yazılı olduğu konusuna gelince, fikirlerinden yararlandığımız Aldi eski Genel Müdürü Dieter Brandesin öğretisine gönderme yapmaktı niyetimiz. Çalışanların dikkatini çekme ve akılda kalma arzusu, bir başka etken. Gazetecilik ateşten gömlek Vedat Bey, ücretsiz gazete trendini İstanbula taşıyan Gastede de yayın yönetmenliği yaptınız. O nasıl bir deneyimdi? Sevdiniz mi yayıncılığı? Tekrar denemeyi düşünür müsünüz mesela? VD: Gazetecilik benim ilk aşkım. 80lerin başında, sektörün okulu olarak görüldüğü yıllarda, Cumhuriyet gazetesinde başladım mesleğe. Yalçın Bayer, haber müdürüydü; onun yanında. Hasan Cemaller, Cengiz Çandarlar, Ali Sirmenler... Tam bir okul! Kristal İş Sendikasının işçilere dağıttığı gazeteyi çıkardım sonra. Gaste ise kadro kuruluşundan yayın ilkelerine, her şeyini belirleme şansı bulduğum muazzam bir deneyimdi. Yayın yönetmenliğinin ardından, kurucu Pelle Andersonun desteğiyle genel müdürlük görevlerini üstlendim. Sanırım en önemli özelliğim, bir işi yapacak doğru kadroları bir araya getirip, onlardan en yüksek verimi alacak altyapıyı oluşturmak. Genel anlayışın dışında kalıyorum biraz, yani her şeyi bilen mucize adam olmak anlayışının... Gastede de yaptığım buydu. Güçlü bir ekip kurduk. Müthiş bir hızla müthiş bir operasyon gerçekleştirdik. Asla ucuzluğa düşmeyen bir gazeteyi parasız yaptık. Hâlâ övgüler alıyoruz sektörden, okuyucudan. Çok şey öğrendik, çok şey de öğrettik bence. Fakat krize ve finansal zorluklara büyüme çağında yakalandığımız için dayanamadık. Tamamen tarafsız bir duruşu koruduğumuz halde, bazen belediyenin, bazen bir partinin gazetesi olmakla bazen de aynı partiyi rahatsız eden haberler yapmakla suçlandık. Gazeteciliğin nasıl bir ateşten gömlek olduğunu yana yana öğrendim diyebilirim. Aynı ekiple aynı operasyonu kaldığı yerden sürdürmek, en büyük hayalim. Nerede bir ateş var, orada olmak istiyorum galiba. Dirikerin iki tekerli özgürlüğü Motosikletle Katmanduya kadar gittiğinizi biliyoruz. Nasıl bir heves, nasıl bir tutku bu? Nasıl vakit ayırıyorsunuz? VD: Motosiklet hobim. Bir yaşam şekli olacak kadar günlük hayatıma girmiş durumda. BİMdeki yönetimin alıştığımız ilkelere aykırı bir yönde akacağını gördüğüm anda, hiçbir pazarlığa girmeden odamdan çıktım. Birkaç hafta sonra, motosikletle Barselonaya uzanan yollardaydım! Yunanistan, İtalya, Monaco, Fransa ve İspanya; 28 gün süren ve Akdeniz kıyısından 10 bin kilometreyi aşan bir Avrupa turu... Gastede de aynısı oldu. Gazete bugün konumuz olmayacak şekilde beni rahatsız eden bir noktaya sürüklendiğinde, nicedir ertelediğim bir başka rotada buldum kendimi: İran, Pakistan, Hindistan, Nepal-Katmandu. İki ayı geçen, muazzam bir turdu. Bir yanda havasına, suyuna, insanına dokunarak yepyeni coğrafyaları tanımanın heyecanı, diğer yanda yaşadığınız toprakların kıymetini tekrar tekrar idrak edeceğiniz bir yoksulluk ve yoksunlukla yüz yüze gelme... Dünyanın zannettiğiniz kadar küçülmediğini anlıyor, günümüz teknolojisiyle sadece birkaç saat uzaklıktaki toprakların neredeyse bir çağ öncesini yaşadığını görüyorsunuz. Kendinizi Avrupa ülkeleriyle kıyaslayıp kötü hissederken, biraz doğuya gidince defalarca şükrediyorsunuz imkanlarınıza. Çok severek tekrarladığım bir dua vardır: Allah, kimseyi gördüğünden mahrum etmesin. Nasıl vakit buluyorum?.. Bir şeyi yapmayı gerçekten istiyorsanız, vakti de mutlaka bulursunuz. Bazı pişmanlıklar için Vakit bulamadım mazeretine hiç inanmamışımdır. Bunun bendeki cevabı, Demek ki gerçekten istememişsin şeklindedir. Yapmak bir inanç işidir. İstemek ve odaklanmakla insanın yapamayacağı şey yok.Zapsunun motosikletli prensi diyorlar sizin için. Rahatsız oluyor musunuz böyle anılmaktan?.. VD: Motosikletli veya motosikletsiz, prens diye anılmak, beni fazlasıyla rahatsız eder. Bir ara da Aziz Zapsunun sağ kolu diyorlardı. Birlikte çalıştığımız her anı, sevgi ve saygıyla hatırlarım. Ama sanırım, ne sağ kolu oldum ne prensi. Aynı heyecan ve şevkle ortak hedeflere yürüdüğümüzü zannettiğim bir işverendir kendisi. Çalışma hayatım içinde apayrı bir yeri vardır. Bu röportaj Mağaza ve Market dergilerinde yayınlanmıştır
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive