Eklenme Tarihi : 31 Aralık 2010 Cuma
Yılmaz Pekmezcan

İstihdama panoramik bir bakış! (1)

Dünya ekonomilerinin daralması sonucu kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlayan işsizlik sorunu, ülkemizde Şubat 2009 ayı verileriyle birlikte tam anlamıyla S.O.S. vermeye başlamıştı.


Aslına bakarsanız birçok konuda olduğu gibi, veri yetersizliği ve çarpıklığı bu konuda da sağlıklı bir değerlendirme yapma şansımızı azaltıyor. Elbette ki bu konu bütün dünyanın bir sorunu haline gelmiş durumda ancak, bu ülkelerle aramızdaki önemli farkların başında konunun kavram olarak çok iyi bir şeklide tanımlandığı ve piyasalarının önemli bir kısmının kayıt altında olduğudur. Kayıt dışılıktaki yüksek oranlar aslında bu konunun bizim için son derece acil ve önemli olduğunun en basit ve en önemli nedenlerinden biri. Sorunu doğru tanımlayamazsak çözümü konusunda da sağlıklı kararlar veremeyiz.Uluslararası Çalışma Örgütüne (ILO) göre bir kişinin işsiz olarak nitelendirilebilmesi için belirli bir gün ya da hafta zarfında, belirli bir yaş kümesinin üzerinde bulunan aşağıdaki kategorilere girmeleri gerekiyor: İş akdi sona erdiğinden, ya da geçici olarak tatil edildiğinden dolayı istihdama elverişli konuma giren, herhangi bir işe sahip olmayan ve ücretli bir iş arayanlar, Daha önce hiçbir zaman istihdam edilmemiş olan ya da önceki statü durumu itibariyle bağımlı olmayan veya emekli edilmiş ancak belirli bir dönem için çalışmaya elverişli olan kişiler, Belirli bir döneme nazaran gelecek bir tarihte yeni bir işe başlama konusunda anlaşma yapmış olup da, halen bir işe sahip olamayan ve çalışmaya elverişli olan kişiler, Geçici ve belirsiz bir süreyle ve kendilerine herhangi bir ödeme yapılmadan tensikata tabi olan kişilerİşgücü piyasasındaki en dikkat çeken çarpıklıkların başında; çalışmayan ancak iş aramayan nüfus olarak da değerlendirebileceğimiz genç nüfus gelmektedir. Tarım dışındaki nüfusun yüzde 85i işgücüne katılmamakta. Tarımda çalıştığı ifade edilen kızlarınsa yüzde 86sı ücretsiz aile işçisi olarak değerlendirilmektedir. Hiçbir sosyal güvenlik sisteminden yararlanmayan bu kesim işgücüne katılıyor gösterilmekte. Bir diğer çarpıklıkta işgücü tanımından kaynaklı yasal olarak tarif edilen genç işgücü kavramından kaynaklanmaktadır. Yaş sınırı 13ten başlıyor ancak, 24 yaş sınırındaki genç işsizlerin yüzde 25i 4 yıllık fakülte mezunu. Fakat bu arada, okuyan kesim işsizler sınıfında değerlendirilmemekte. Oysa bu nüfusun önemli bir kısmı ikinci öğretim okuyarak önemli bir kısmı da okulu birkaç dersten uzatmakta ve yıllarca aynı kategori içerisinde yer almakta iken aynı zamanda da genç işgücü sınıfında yer almaktadır. Maalesef her lise mezununu üniversiteye taşıma konusundaki mantıkla işsizliğin çözümünde etkili olunamayacağı açıktır. Çünkü genç işsizler olarak ifade edilen kesimin oranı, yetişkin işsizlerin iki katı! Herkese diploma vererek bu gençlerin beklenti düzeylerini artırırken, sahip oldukları niteliğe uygun bir işte çalışma fırsatlarını da, alt seviyelerdeki iş fırsatlarını da işin niteliğini beğenmediklerinden kaybettirmekteyiz. İstihdam ile ilgili politikalarda bu durum dikkate alındığında gençlerin eğitimleriyle birlikte iş bulabilmelerine ilişkin iki temel konu karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi: Öğrenciler mezun olduklarında sahip oldukları diplomanın niteliğiyle işgücü piyasasının ihtiyaçlarının uyuşmadığı. İkincisi: Eğitimden istihdama geçişte adaylara rehberlik, iş bulma ve eşleştirme gibi konularda destek verecek profesyonel kurumlara olan ihtiyaçtır. Avrupa başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde eğitim oranı arttıkça işsizlik seviyesi düşmekte iken bizde tersi bir durum söz konusudur! Günümüzde insanların en büyük kâbusu işsizlik! Özellikle küresel yavaşlama ile (belki de bir kısmının da bahanesiyle!) reel sektör önemli bir istihdam açığı yaratmıştır. Özel sektörün darboğazdan geçişi, nitelikli ya da niteliksiz birçok insanımızı işsiz konuma getirmiş, bir de bunun üzerine üniversitelerin son sınıflarından mezun olan on binlerce genç nüfusu da bu kervana dâhil etmiştir. Sanırım artık gençler üniversitelerin bazı bölümlerini özellikle iş bulamayacakları ihtimalini de düşünerek tercih etme konusunda ince eleyip sık düşünecekler velilerde bu konuda bir hayli baskıcı davranacaklardır. Nihayetinde eğitimin temel amacı; her alanda ülkeye hizmet edecek donanımlı insan gücünü yetiştirmektir. Fakat bu yetişen insan gücünün de bunca emek ve harcamanın sonunda eğitim döneminde almış olduğu bilgi, beceri ve donanımı başta ülke ekonomisi olmak üzere gelişimi için gerekli her sahaya aktarabilmelidir. Aksi takdirde birçok Avrupa devletinin nüfusundan çok fazla olan okuyan sayısının ülkemizin yararına değil bir süre sonra tam anlamıyla zararına olacağını, hatta olduğunu söyleyebiliriz. Kendi gelecekleriyle ilgili planları olmayanlar, başkalarının planlarına dahil olurlar!
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive